24 Ağustos 2010 Salı

BASINDA Mustafa ERTAŞ









ŞİİRLERİM
ve
GÖRÜŞLERİM

Mustafa ERTAŞ










Yazılım:
Zeki İLKÖRÜCÜ
Bizim Tez Merkezi
Haceloğlu İş Merkezi No:23 Kütahya
Tel: 0535 358 16 86


ISBN:


Baskı:





İsteme Telefonu:
0546 246 21 54










TORUNLARIM:
Kaan ERTAŞ,
Funda KİREZCİ,
Fırat KİREZCİ,
Feza KİREZCİ,
Fulya KİREZCİ,
Can TERLİKSİZ,
ve Cem TERLİKSİZ’e
sevgilerimle…











İÇİNDEKİLER
Sayfa
ŞİİRLERİM 1
BİR EVİM OLSA 3
TOPRAĞIN KOKUSU 3
MEHMED’İN YILI 4
BİR EL UZANIR İÇİMDEN 5
BİR YANIMIZ VAR 6
YAĞMUR SONU 7
SENİN İÇİN 8
KÖK SALACAĞIM 9
MAYA 10
GELECEK 10
ALABİLDİĞİNCE SEVGİ 11
SEN 11
ARARKEN 12
KARANLIK 13
GÖRÜŞLERİM 15
Kütahya Ekspres, 9 Ağustos 2010 17
Parti İl Başkanları, Kadın ve Gençlik Kolları Başkanları, Anayasa oylamasında Evet ya da Hayır görüşlerini Halka Dürüstçe Anlatmalıdır 17
Kütahya Ekspres, 23 Temmuz 2010 19
Bu sessizliğin, bu suskunluğun sebebini bilen varsa söylesin 19
Kütahya Ekspres, 20 Temmuz 2010 21
Ak Parti’nin barajı indirmek istikrarsızlık getirir iddiası yanlıştır. Türkiye 1991-2002 yılına kadar 11 yıl koalisyonlarla yönetildi, Türkiye batmadı 21
Kütahya Ekspres. 13 Mayıs 2010 23
Baykal, Türk siyasi tarihinde ilkeli, akçalı işlere karışmamış bir siyaset adamıdır 23
Kütahya Ekspres, 29 Nisan 2010 25
Devlet tarım politikasındaki sorunları ve çözüm yollarını ciddi olarak ele almalıdır 25
Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2010 27
Türkiye'nin en büyük devrimlerinden biri de Köy Enstitüleridir 27
Kütahya Ekspres, 3 Nisan 2010 30
Asıl sorunlarla, halkın dertleriyle uğraşan yok 30
Kütahya Ekspres, 26 Ocak 2010 33
Teşkilatların belirlediği ve halkın belirlediği milletvekilleri mi, yoksa genel başkanların milletvekilleri mi? 33
Kütahya Ekspres, 31 Aralık 2009 36
Nice üzüntülü ve olumsuzluklar içinde geçirdiğimiz 2009’un son gününde, 2010 yılının ülkemiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum 36
Kütahya Ekspres, 11 Aralık 2009 38
Şeker’de ve enerjideki özelleştirmeler 38
Kütahya Ekspres, 23 Kasım 2009 41
Cumhuriyet hükümetlerinin 79 yılda yaptıkları sata sata bitmedi, şimdi yeni satışlar gündemde 41
Kütahya Ekspres, 4 Kasım 2009 44
Devlet Otoritesi, hukuk ve sağduyu, bu tür saldırılara prim vermemelidir 44
Kütahya Ekspres, 12 Ekim 2009 46
Muhalefet, iktidarın ne içerdiği bilinmeyen açılımlarına cevap yetiştireceğine, dar gelirlinin çektiği çileyi dile getirmelidir 46
Kütahya Ekspres, 2 Eylül 2009 48
Açılımın içeriği net ve açık olarak madde madde açıklanınca kavga biter 48
Kütahya Ekspres, 10 Ağustos 2009 51
Kürt sorunun çözümü için uğraşı veriliyor, ama ne isteniyor, ne verilecek ? 51
Kütahya Ekspres, 14 Temmuz 2009 54
Kütahya Porselen’in ünlü Alman porselen firması Rosenthal’i satın alma girişimi sevindirici ve gurur vericidir 54
Kütahya Ekspres, 22 Mayıs 2009 57
Küresel ekonomik kriz nedeniyle tırmanan işsizlik rakamları rekor düzeye ulaşmış bulunuyor 57
Kütahya Ekspres, 21 Mayıs 2009 59
53 yıl önce, Sayın Sarıışık tarafından kurulan Kütahya Ekspres, kurumsallaşmış haliyle kuşaklar boyu devam edecektir 59
Kütahya Ekspres, 29 Nisan 2009 61
Türkiye’nin dış politikasında görülen uyumsuzluk halkımızda tedirginlik yaratmaktadır 61
Kütahya Ekspres, 2 Nisan 2009 65
Yerel Seçimler Üzerine Düşünceler 65
Kütahya Ekspres, 24 Mart 2006 68
Yarım milyon Türk ve Müslüman, Ermenilerce katledilmiştir, Ermeni aydınlar Türkiye’den özür dileyecek mi? 68
Kütahya Ekspres, 18 Mart 2009 71
Düşmanı düşündüren, dostu sevindiren bu ordu bizim, asker hedef alınarak politika yapılmamalıdır 71
Kütahya Ekspres, 24 Şubat 2009 73
Hükümet seçime endekslenmiş, ekonomideki yangını görmek istemiyor 73
Kütahya Ekspres, 27 Ocak 2009 75
Fabrikaları kurumları ve limanları sata sata bitiremeyen AKP hükümeti, bu defa da Milli Piyango’yu satma hazırlığında 75
Kütahya Ekspres, 1 Aralık 2008 77
Öğretmenler Günü kutlamaları, yüzeysel ve sadece merasim havasında. 77
Kütahya Ekspres, 17 Kasım 2008 80
Bazı fabrikaların likidite sorunlarından kapandığını; üretimin yavaşladığını; işsizliğin arttığını endişeyle görüyoruz 80
Kütahya Ekspres, 21 Ekim 2008 83
Terörizm darbe aldıkça saldırıyor-yaklaşan ekonomik krizin yanında çalışanın ve emeklinin geçim derdi sosyal huzurda gedik açıyor 83
Kütahya Ekspres, 12 Ağustos 2008 85
Hiçbir siyasi parti, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden politika yapmamalı 85
Kütahya Ekspres, 29 Temmuz 2008 87
Devlet özelleştirilen KİT’leri mercek altına almalıdır 87
Kütahya Ekspres, 28.06.2010 89
BORUSAN, Türk ekonomisine ve sanayiine çok önemli katkılar sağlamış bir kuruluştur 89
Kütahya Ekspres, 22.05.2008 91
Siyasi partiler laf üreteceklerine köylünün, yoksulun derdine çare aramalıdırlar 91
Kütahya Ekspres, 19.06.2008 94
Anadolu basını susturulmak mı isteniyor? 94


Kütahya Ekspres, 17.05.2008 99
Mustafa Ertaş, gazetemizin kuruluş yıldönümü nedeniyle Antalya’dan kutlama mesajı gönderdi 99
Kütahya Ekspres, 21 Nisan 2008 101
CHP’nin yaklaşan kurultayında, parti yöneticileri ve delegeler küçük hesapları bırakıp, ülkenin hayati sorunlarına çözüm aramalıdırlar 101
Kütahya Ekspres, 17 Nisan 2008 105
Köy Enstitüleri köylerdeki uyanışın ışığını yakan kurumlardı 105
Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2008 108
Vali Kocatepe’nin Anıt Projesini ve Kütahya için iz bırakıcı çalışmalarını takdirle karşılıyoruz. 108
Milletvekillerimiz gaziliklerini yasayla tescil ettiler... Tebrikler... 108
Kütahya Ekspres, 10 Nisan 2008 112
Avrupa Birliği, Türkiye’nin iç politikasını, dış politikasını, yargı kararlarım yönlendirmeye çalışıyor, vatandaş olarak üzüntü duyuyoruz 112
Cari açık giderek büyüyor, enflasyon yükseliyor; gazilerimize 550 gazi daha katıldı 114
Kütahya Ekspres, 8 Şubat 2008 117
Türban konusu ve kavgasıyla kamuoyunu oyalıyorlar 117
Kütahya Ekspres, 21 Ocak 2008 119
Ülkenin hayati sorunları dururken türban konusuyla gerilimi artırmaya ne gerek var? 119
Kütahya Ekspres, 26 Mayıs 2007 121
Türkiye’de yaşamayanlar, bu ülkede olup bitenleri bilemezler, göremezler; sadece siparişe göre ahkam keserler 121
Kütahya Ekspres, 16 Mayıs 2007 123
Sayın Mumcu, dik durmasını bilemedi 123
Kütahya Ekspres, 4 Mayıs 2007 126
Meclis Başkanı’nın ‘Dindar Bir Cumhurbaşkanı’ ifadesine katılmak mümkün değildir 126
Kütahya Ekspres, 18 Nisan 2007 128
17 Nisan 1940 tarihi, Cumhuriyetin eğitim tarihinin en büyük devrimidir 128
Kütahya Ekspres, 26 Mart 2007 132
Bölük pörçük sendikacılık yerine tam bir sendikacılık 132
Kütahya Ekspres, 31 Aralık 2009 134
2007’nin değerlendirilmesi 134
Kütahya Ekspres, 19 Aralık 2007 136
Prof. Önce’nin çabaları ve direnciyle sonuç kazanılmıştır 136
Kütahya Ekspres, 26 Ekim 2007 138
Halkımız al bayraklarla ülkeyi gelincik tarlası yaptı 138
Kütahya Ekspres, 8 Eylül 2007 141
Sayın Başbakan’a ‘Hodri Meydan’ diyerek meydan okuyan Belediye Başkanı’nın davranışı kabul edilemez 141
Kütahya Ekspres, 1 Eylül 2007 143
Özelleştirmeler, Halk Bankası'yla devam ediyor 143
Kütahya Ekspres, 26 Temmuz 2007 145
Batılı haber kaynakları ve Avrupa Basını 22 Temmuz seçimlerini yanlış değerlendiriyor 145
Kütahya Ekspres, 12 Temmuz 2007 147
Seksen yılda Cumhuriyet hükümetleri hangi eserleri bıraktı diyenlere sormak gerekiyor, özelleştirmeyle elden çıkarılan eserler uzaydan mı geldi? 147
Kütahya Ekspres, 20 Haziran 2007 149
Devlet adamı, ağzından çıkan her sözün, ülkeyi ilgilendirdiğini bilmek zorundadır 149
Kütahya Ekspres, 5 Nisan 2007 152
Sürekli gelir getiren, kârlı durumda olan köprülerin, paralı yolların ve Petkim’in özelleştirilmeleriyle yeni yatırımlar mı yapılacak? 152
Kütahya Ekspres, 13 Mart 2007 154
Anayasamız, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne cumhuriyeti, devleti, ülkenin siyasi bütünlüğünü koruma ve kollama görevi vermiştir. Komutanların konuşmaları siyasi değil, görevlerinin gereğidir 154
Kütahya Ekspres, 8 Mart 2007 157
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimiyle genel seçimlerin, ekonomik istikrarı bozmaması gerekiyor 157
Kütahya Ekspres, 6 Mart 2007 159
Cumhuriyetin kurduğu fabrikaları, işletmeleri, bankaları 4 yıldır satıyoruz. Satıyoruz da ne elde ediyoruz 159
Kütahya Ekspres, 13 Şubat 2007 161
Sağ ve sol partiler iktidar olmaktan korkuyorlar 161

Kütahya Ekspres, 1 Aralık 2006 163
Kütahya halkı ve milletvekilleri Rektör Önce’nin, Tıp Fakültesi girişimine sahip çıkmalıdır 163
Kütahya Ekspres, 22 Kasım 2006 165
Atatürk’e “bu adam” diyen ve Kemalizm’i gericilik olarak niteleyen kişi bilim adamı olamaz 165
Kütahya Ekspres, 15 Kasım 2006 167
Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili raporu ve stratejik belgesinin ana hatları belli olmuştur 167
Kütahya Ekspres, 9 Kasım 2006 170
Cumhuriyetin kazanımları özelleştirme ile bir bir yok oluyor, ya para nereye gidiyor? 170
Kütahya Ekspres, 10 Ekim 2006 172
Anayasa değişikliği üç konuda olmalı 172
Kütahya Ekspres, 19 Temmuz 2006 174
Devlet ve devlet adamı sözünün arkasında olacak ki terör örgütü yok edilebilsin 174
Kütahya Ekspres, 19 Mayıs 2006 176
Kütahya yerel basınının ulu çınarı EKSPRES’e NİCE 50 YILLAR 176
Kütahya Ekspres, 18 Nisan 2006 178
Cumhuriyet’in En Büyük Devrimi Köy Enstitüleri’dir 178
Kütahya Ekspres, 20 Mart 2006 180
Erken Seçim İsteyen Muhalefet Partileri, Parçalanmış Durumlarıyla Seçime Giderlerse, Ne Sonuç Alacaklarının Hesabını Yapmalıdırlar 180
Kütahya Ekspres, 24 Kasım 2005 182
Şemdinli olayları, Avrupa Birliği, türban sorunu ve öğretmenler günü 182
Kütahya Ekspres, 24 Ağustos 2005 184
Türk Üniter Devletini parçalamak gibi bir ham hayale Türk Milleti asla müsaade etmeyecektir 184
Kütahya Ekspres, 5 Nisan 2005 187
%9.9'luk büyümeye sevindik, ancak milli gelir dağılımındaki adaletsizlik devam ediyor 187
Kütahya Ekspres, 09 Mart 2005 190
Türkiye'nin Avrupa Birliği Üyeliği bir ütopya mı olacak? 190


Kütahya Ekspres, 19 Kasım 2004 192
İktidarın işsize iş ve aş bulması için hamle yapması gerekiyor 192
Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2004 194
Eğitim devriminin 64. yılı, Eğitim-Sen’in düzenlediği toplantı ile anılacak 194
Kütahya Ekspres, 15 Ağustos 2003 197
İlimizin birçok sorunu dururken bürokratlarla uğraşmak abesle iştigaldir 197
Kütahya Ekspres, 31 Temmuz 2003 199
Savaştepeliler Ekspres’te 199
Kütahya Ekspres, 11 Temmuz 2003 200
Olay küçümsenemez Türkiye'nin onuru ile oynandı 200
Kütahya Ekspres, 16 Haziran 2003 202
Tarım Bakanı ölçüyü kaçırdı. 202
Kütahya Ekspres, 6 Mayıs 2003 204
Adalet ve Kalkınma Partisi vaatlerini ne çabuk unuttu? 204
Kütahya Ekspres, 20 Eylül 2002 207
Acı reçeteli ilaçları içmeye devam edelim 207
Kütahya Ekspres, 3 Kasım 2001 210
Bugünkü Krizi Yaratanlar Kurtarıcı Rolü Oynuyorlar 210
Kütahya Ekspres, 28 Mart 2001 212
Nereye Gidiyoruz? 212
Kütahya Ekspres, 3 Haziran 2000 215
Bir kilo buğdaya bir bardak çay 215
Kütahya Ekspres, 1 Aralık 1999 218
Meclis, Fedakarlığı Memur, İşçi, Emekli ve Dar Gelirliden Bekliyor; Ancak Kendi İçini Görmüyor 218




























ŞİİRLERİM











BİR EVİM OLSA

Bir evim olsa derim
Merdivende karşılayan karım,
Ve üç beş lira gelirim
Şükrederim Allah’ım, şükrederim.

Bundan gayri ne isterim.
Beterin beteri de var şu dünyada
Bilirim.

Not: Bu şiir 1956 yılında HASIR DERGİSİNDE yayınlanmıştır.


TOPRAĞIN KOKUSU

Bu sessiz bahar yağmuru
Buluta kafa tutan güneş,
Ve benim toprağımın kokusu
Bu hürriyet kokan havada
Dolaşırım ayağımda çarık
O ekin senin
Bu tarla benim.
Ekmeğim, suyum
Velinimetim benim,
Taze başaklarında
Özgürlüğü bulurum

1956 yılında UFUKLAR DERGİSİ’nde yayınlanmıştır.

MEHMED’İN YILI

Neşe verir kara toprağın bereketi,
Gözlerine fer verir,
Yanakların al al olmuş
Kimler sıktı kim bilir?

Belli ki bolluk var
Bütün gücün üstünde
Bir bayram havası esiyor
Köylerimde.

Hele Mehmed’im de
Bir sevinç, bir neşe,
Başı bulutlara değecek
Belli bolluk var bu yıl
Mehmed’im evlenecek.

Not: Ajans Türk’te yayınlandı.


BİR EL UZANIR İÇİMDEN

Bir yaz yağmurunun şavkı içimde,
Bulutlara uzanır gücüm.
Erkek gücüm dağ gücüm.
Ellere derman gücüm.

Hayalimde bir yolculuk
Gidiyorken memleket memleket,
Sonra birden değişir gözümde renk
Sapsarı bozkırlar açılır derinliğine,
Toprak damlarıyla, yok gibi köyler dikilir karşıma.

Bu yoksulluklar değiştiren beni
Bu toprak damlara vuran sıcaklık
Derken bir el uzanır içimden
Sever gibi, okşar gibi
Dert yüklü insanlarıma.

Büyür nasırlı elleri avucumda
Yılların çilesi duyulur atan damarlarda.
Bir yeşil ekin tarlası düşer aklıma,
Büyür gibi boy atar benliğimde
Ve doğar saadet güneşim
İyi günlere doğru yeniden
Yeniden insanlarıma.

Not: Varlık Dergisinde yayınlandı

BİR YANIMIZ VAR

Sen çitlembik gölgesini seversin,
Ben ahlat.
Sen leylakları koklarsın,
Ben kır çiçeklerini,
Sen yağmurlu ikindileri seversin,
Ben karlı geceleri kütür, kütür.

Ama bir yanımız var ki
Ayrılmayan,
Evrende
Ve bütün insanlarca;
Türkülerimiz bir
Aşk üstüne.

Not: Bu şiir AJANS TÜRK ve SAATLİ MAARİF TAKVİMİ’nin 24 Temmuz 1971 tarihli yaprağında yayınlanmıştır.




YAĞMUR SONU

Baharda
Ne zaman yağmur yağsa
Ruhumun derinliklerinde
Duyarım yeşeren ekinin
Bakir toprağın kokusunu

Ve yağmur sonu
Derken açan güneş
Arkadan ebem kuşağı,
Suya doymuş toprağın
Çatlamış dudağını kapayışı

Uzakta
Çilesini doldurmuş bir mahkum gibi
Sevinen çiftçi
Gülen yüzleriyle
Düşer aklıma



SENİN İÇİN

Sen kadınların en güzeli
Bir aşk rüzgarısın gönlümün
Dudakların kan rengi,
Ellerin bir tomurcuk kadar taze,
Tutup okşayabilirim,
Bütün bir gün, bütün bir gece.
Bıkmadan, usanmadan
Gözlerini sevebilirim.
Koy ellerini kalbime
Sana olan hislerimi duyarsın
Duyarsın sensiz günlerimin acısını
Ve kalbinle kucaklarsın beni,
Benim özlediğim gibi seni.



KÖK SALACAĞIM

Bu toprak
Bu hava
Avuçlarımda oldukça
Sinecek her yanıma
Köyümün, kentimin, vatanımın kokusu.

Boy verecek sarı başaklı buğdaylarım
Gök yüzüne
Bir ahlat gölgesinde seyredeceğim
Bulutlara uzanan başlarını.

Bir saban ardında
Ayağımda çarık
Karışacağım buhar kokan toprağa.
Kök salacağım yedi kat yere

Avuçlarımda toprak,
Bet-bereket getireceğim
İnsanlarıma.



MAYA

Kim demiş topraktan olmamışız
Oysa doğunca toprak,
Ölünce toprak çekiyor kahrımızı
Ana toprak,
Baba toprak
Bitmeyen kavgamız toprak.



GELECEK

Daha ne zaman, hangi gün,
Hangi sene,
Ve hangi mevsimde,
Çorak bozkırları aşarak
Susuzluğunu bilmişçesine
Kükremiş bir al kısrak üstünde
Dolu dizgin
Kurtarmak için
Hangi gün
Hangi sene
Hangi mevsimde gelecek senin habercin?
Gelecek!…

Not: Bu şiir 1953 yılanda YENİ UFUKLAR dergisinde yayınlandı.

ALABİLDİĞİNCE SEVGİ

Deniz mavisi değil ki gözleri
Deniz desem.
Gece karanlığına hiç benzemiyor
Bir hayal desem.
Dökülen yağmurun. parıltısı var
Gözlerinde
Sarabildiğince sevgi,
Aşk dolu gözlerinde.


SEN

Esen rüzgarda sen,
Yağan yağmurda sen,
Çırpınan kalbimde sen
Uykusuz geçen gecelerimde sen,
Sen her yerde sen
Ve uzayan yıllar içinde
Seni ne kadar aradım
Ah... bilebilsen…



ARARKEN

Aradım seni nemli gözlerle
Gece gündüz
Yolunu bekledim
Ay ışığının sessizliğinde
Sonsuz bir aşkın acısıyla
Şarkını söyledim
Parlayan yıldızlara
Yalnızlığımı yaşadım
Yıldızların seyrettiği
Mahşer içinde,
Aradım seni esen rüzgarda.

Gün ortası
Gözlerim açık pencerende
Yokluğun içimi kemirir
Damarlarıma yayılan bir sıcaklık
Hayalimde
Nar çiçeği dudakların,
Yeşil gözlerin
Sıcak içimi okşayan bakışınla
Seni özler
Seni ararım.


KARANLIK

Geçenin sessizliği penceremde
Çöker üstüme bir hüzün
Gayri tutmaz- elim kolum
Bütün gücümü götürür
Uzaklara

Karanlık uzar düşüncelerim boyunca
Neden sonra
Daldığım düşten
Uyandırır duvarda çalan saat.

Ve nihayet
Bitmeyen savaşların
Vahşeti sarar içimi
Geceden daha karanlık.


























GÖRÜŞLERİM











Kütahya Ekspres, 9 Ağustos 2010

Parti İl Başkanları, Kadın ve Gençlik Kolları Başkanları, Anayasa oylamasında Evet ya da Hayır görüşlerini Halka Dürüstçe Anlatmalıdır

Anayasanın bazı maddelerinin 12 Eylül 2010 Pazar günü halkoyuna sunulmasına 37 gün kaldı. Siyasi partilerin genel merkezleri günlük basınla ve genel başkanlarının yurt gezileriyle vatandaşların evet, ya da hayır oyu kullanmaları hakkında propaganda yaparken, vatandaşlar, siyasi partilerin il yöneticileri tarafından aynı titizliğin gösterilmediğinden, il yönetimlerinin, bu yönetimlerin kadın ve gençlik kollarının referandum konusunda durgun ve atıl durumda kalmaları yakınma konusu olmakta.

Gazetemize bu konuda bir açıklama yapan Emekli Eğitimci ve Çavdarhisar'ın İki Dönem Belediye Başkanı olan, Mustafa Ertaş, konuyla ilgili görüşlerini belirtti.
Ertaş'ın ilgili açıklaması şöyle:
“Anayasa referandumu için siyasi partilerin Genel Başkanları, İl ilçe demeden gezerek Evet, Hayır kampanyasında anayasanın değiştirilmek istenen hangi maddelerinin sakıncalı, faydalı olduğunu halka izah ediyor ve halktan partilerinin görüşleri doğrultusunda evet veya hayır oyu kullanmalarını istiyorlar.
Çalışmalar parti genel başkanlarının mitingleri ile sınırlı mı tutulmak istendiği içindir ki illerde, ilçelerde herhangi bir faaliyete rastlayamıyoruz.
Bu tür çalışmayı özellikle AKP'nin kadın kollarının ilimizde ev ve mahalle çalışmalarında rastlıyoruz.
Diğer partilerde göremediğimizi belirtmek isterim. Hele köylere bu konudan AKP dışında başka partilerin uğramadığını dört köy muhtarı ile temasımda öğrenmiş bulunuyorum.
Partilerin görüşleri genel merkezce belirlenir ama teşkilatlar bunu tabana yayar. Bunun içinde ekipler oluşturarak köylere kadar giderek halkın hangi konularda tereddüt gösterdiğini dinleyerek aydınlatır ve tereddütleri gidermeye çalışır. Bu çalışmaları yapan teşkilatlar partisinin ilkelerini benimsemiş, inançlı partilidir.
Oturup parti merkezinden bildiri dağıtmakla, mahalli basına beyanat vermekle ilkeli particilik yapıldığı kanıtlanmaz. Olsa olsa rozet particiliği olur..
Seçimlerde düşük oy alan partilerin taşra teşkilatlarının çalışmadığı sonucunda kaybedildiği görülmektedir.
Genel başkanların aktifliği, il ve ilçelere yansır ve kolektif çalışma yapılırsa o parti her zaman halkın oyunu alabilir.
Evet-Hayır oyu il ilçe teşkilatlarının başarısını da sergileyecektir.
Kütahya’da alınacak sonucu bu ölçülerde değerlendirmek gerekir kanısındayım.”

Kütahya Ekspres, 23 Temmuz 2010

Basında ve Toplumda Şehit haberlerinin suskunlukla karşılanması hayret ve üzüntüyle karşılanıyor

Bu sessizliğin, bu suskunluğun sebebini bilen varsa söylesin

Her sabah, her akşam, görüntülü ve yazılı basında millete açıklanan şehit haberlerinin vatandaşa vaka-i adiye gibi yansıtılmasını, haberlerin vatandaş tarafından suskunlukla karşılanmasını hayret ve üzüntüyle karşılayan Mustafa Ertaş, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili ve yetkili mercilerin terörü ve teröre destek veren çevreleri lanetlemelerini; bilinçli mitinglerle kamuoyunu bilgilendirmelerini öneriyor.
Çavdarhisar'da 10 yıl Belediye Başkanlığı yapan Emekli Eğitimci Mustafa Ertaş'ın bu konuyla ilgili düşünce ve önerileri şöyle:

"Gün geçmiyor ki her gün şehit haberleri ile yatıp kalkıyoruz sanki ülke savaşta. Halkımız öyle bir duruma getirildi ki olayları vaka-i adiyeden bakar halde. Basında nerdeyse haber niteliğini yitirmiş durumda.
Türk halkına ne oldu ki böyle bir suskunluğa büründü. Bu sessizliğin sebebi nedir, bilen var mı?
Türk aydınları adı ile açıklama yapan, bildiriler yayınlayan bu aydınlar şehit edilen genç fidanlarımız için ne düşünüyor, neler öneriyorlar bir fikirleri var mı? Bildiğimiz kadarı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Kışlasında oturacak terör örgütü asker, sivil demeden katledecek, şehit vereceğiz.
Şehit haberlerini aldığımızda vatanını seven herkesin yüreği yanıyor. Asıl unutulmayan ve yıllara yürek yarasından da kurtulamayacak olanlar evladını Şehit veren anne, baba, eşler ve çocuklarıdır.
Hükümetler halkın huzurunu ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Gerekli tedbir-önlem ne ise alınmalıdır. Savaşsa; savaş yeter artık bu çekilen acılar. Hangi devlet destek veriyorsa ona da yeter artık demek zamanı gelmedi mi?
Meydanlarda hiç kimseye bir fayda getirmeyen anayasa değişikliği için referanduma odaklanmak yerine; TERÖRE çare için gereken, herkesi tat¬min eden kararların alınmasını beklemek hakkımızdır.
Sivil toplum kuruluşları, halkımız terörü besleyen, destek ve yataklık edenlere lanetleyen mitinglerle adalet içinde olanları uyarmalıdır. Canlılık, tedbir, önlem sanırım terörü daha caydırıcı duruma getirecektir.



Kütahya Ekspres, 20 Temmuz 2010

Seçim Barajı’nın yüzde 10’un altına çekilmesi vatandaşlar arasında savunulur duruma geldi.

Ak Parti’nin barajı indirmek istikrarsızlık getirir iddiası yanlıştır. Türkiye 1991-2002 yılına kadar 11 yıl koalisyonlarla yönetildi, Türkiye batmadı

Seçim kanununda %10’luk barajın daha aşağılara çekilmesinin Mecliste milli görüşüne daha iyi temsil edileceğini sağlayacağını iddia eden Çavdarhisar’ın eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklamada bulundu.
Çavdarhisar’ın eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Seçim Barajının yüzde onun altına düşürülmesi temsilde adaleti sağlar. Seçim barajının yüzde onun altına çekilmesi ve Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmesi, ülkemizde temsilde adaletin sağlanması ve siyasi partilerin kavgasını en aza indirmesi bakımından önemsememiz gerekiyor.
İktidar Partisi (AKP) seçim barajı düşürülürse koalisyonlar meydana gelir, ülkeyi koalisyonlarla yönetmekte istikrar sağlanamaz endişesi taşıdığını iddia ederek, seçim barajının yüzde onun altına indirilmesine karşı olduğunu beyan ediyor.
Geçmişe baktığımızda 1991 yılından 2002 yılına kadar on bir yıl Türkiye koalisyonlarla yönetildi. On bir yıl ülke batmadı. Sıkıntılar oldu ama, siyasi bunalımlar rahatsız edici ortamlar yaratmadı. Bilindiği gibi DYP-SHP, ANAP-DYP, RP-DYP, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetleri on bir yıl ülkeyi yönettiler. Bu dönemlerde de yüzde on barajı vardı. Halk istediği partiyi TBMM’ye gönderebiliyor. Halk isterse yüzde beşle de, yüzde yedi barajı ile de tek parti iktidarını ülkeyi yönetme yetkisi verebilir.
1983’ten 1991 yılına kadar yedi yıl ANAP’ı iktidarda tuttu. 1991 yılında ANAP iktidarı kaybetti. DYP-SHP iktidara ortak oldular. 2002 seçimleri ile Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı iki dönemdir iktidarda. Geçmişten bu yana baktığımızda uzun süre iktidarda kalan parti ancak iki dönem tek başına iktidarda kalabilmiştir. Politikanın doğası gereği iktidar partileri ikinci seçimden sonra yıpranıyor ve oy kaybına uğruyorlar. Yönetimde istikrar olmaz iddiaları ile seçim barajının indirilmesine karşı çıkmak demokratlıkla ve demokrasi savunuculuğu ile bağdaşmaz inancındayız. Temsilde adaletin sağlanması, AB sevdamızın gerçekleşmesi, seçim barajının uygun bir noktaya çekilmesi ile mümkün olacağı kanısındayım.”



Kütahya Ekspres. 13 Mayıs 2010

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın istifasıyla ilgili yorumlar ve tartışmalar devam ediyor:

Baykal, Türk siyasi tarihinde ilkeli, akçalı işlere karışmamış bir siyaset adamıdır

Deniz Baykal'ın, Türk siyasi tarihinde ilkeli akçalı işlere karışmamış bir devlet adamı olduğunu söyleyen Mustafa Ertaş, Baykal'ın ömrünün 45 yılım CHP de mücadele ile geçirdiğini siyasi rakiplerinin hiçbir zaman belden aşağı vurma nezaketsizliğini göstermediğini, kaset olayının zamanlamasının iyi değerlendirmek gerektiğini söylüyor ve açıklamasına şöyle devam ediyor:

“Deniz Baykan Türk siyasi tarihinde ilkeli, akçeli işlere karışmamış bir siyaset adamı olarak tamdık. Deniz Baykal; siyasi hayatının 45 yılını Cumhuriyet Halk Partisi'nde mücadele ile geçirmiş ilkeli, dürüstlüğü ile tanıdığımız bir siyaset adamıdır.
Tanıdığımız günden bugüne; akçeli işlere hiçbir şekilde karışmamış, siyasi inanç ve görüşlerinden taviz vermemiş bir kişi, politikacı olarak tanıdık.
Devlet adamlarında aranan bütün vasıfları Deniz Baykal'da görmek mümkündür.
Siyasi rakiplerini hiçbir zaman belden aşağı, edep dışı söylemlerle vurmamış, daima konuşmalarında bir nezaket inceliğini kelimeleri arasına yerleştirme nezaketini göstermiştir. Deniz Baykal'ı sevenleri gibi, sevmeyenleri de olacaktır.
CHP içinde bulunduğu sürelerde inişli çıkışlı Genel Başkan, Genel Başkanlıktan ayrılma süreçleri olmuşsa da, mücadele ve karizmatik kişiliği O’nu zaman içinde yeniden CHP Genel Başkanca taşımıştır.
Deniz; Baykal inançlı bir CHP’lidir. Yerini dolduracak CHP’nde yetişkin partililerde var. Fakat Deniz. Baykal daima var olacaktır. Deniz Baykal’ın; seçimlere az bir zaman kala ve Anayasa değişikliği referandumunun kapıda bekler bir durumda iken, görevinden ayrılması pek çok olumsuz¬lukları beraberinde taşıyacaktır.
Kaset olayının zamanlamasını bu iki konuda değerlendirmek gerektiğim düşünmek gerekiyor.
CHP yetkili kurullarının Deniz Baykal'ı fazla uzun bir zaman geçmeden, bu kurultaydan üç beş ay sonra olağan üstü bir kurultayla yeniden Genel Başkanlığa getirileceği inancını taşıyoruz.”




Kütahya Ekspres, 29 Nisan 2010

Tarımda yaşanan sıkıntı vatandaşı düşündürüyor.

Devlet tarım politikasındaki sorunları ve çözüm yollarını ciddi olarak ele almalıdır
Bir süredir devam eden et fiyatlarındaki tırmanışlar, bakliyat ve tahıllardaki sıkıntılar; bir tarım ülkesi olan ve ürettikleriyle kendine yeterli ülkeler arasında yer alan Türkiye'nin zaruri ihtiyaçlarını ithal eder duruma gelmesi, vatandaşları derin derin düşündürüyor.
İlimiz ve ülkemiz genelinde vatandaşı rahatsız eden durumlar üzerindeki düşüncelerini ve çözüm yollarını gazetemize yansıtan Çavdarhisar'ın önceki Belediye Başkanı Emekli Eğitimci Mustafa Ertaş, son günlerde tırmanan et fiyatlarına ve tarım kesiminde üreticiyi rahatsız eden sorunları dile getiriyor ve çözüm yollan ve alternatif uygulamalar üzerinde duruyor.
Mustafa Ertaş'ın tarımla uğraşan vatandaşların karşılaştıkları sorunlar üzerindeki açıklamaları:
"Tarımla uğraşan köylü öyle bir çıkmaz içinde bulunuyor ki, çareyi ekmeyi, üretmeyi bırakmakta buluyor.
Çiftçinin girdileri öyle artış gösterdi ki; ürettiği ürünün geliri masraflarını karşılayamaz duruma geldi. Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçi ücretleri durmadan artış gösterdi. Bankadan kredi çekti ise ödeyemez duruma geldi. Sistem işlemez hale gelince; icralar başladı. Malı, arazisi satışa çıktı, satılanlar borcu ödeyemediğinden hapis yolu göründü.
Hayvancılığın, besiciliğin de destek görmemesi bugünkü et fiyatlarının tırmanmasına neden oldu. Bu et fiyatlarının düşürülmesi için ithalat öneriliyor. İthalata ödenecek para üreticiye destek olarak yardım yapılsa, hem üretim artacak hem üreticinin yüzü gülecek, hem de döviz ülkemizde kalacak. Vatan Gazetesi'nin yaptığı araştırmada örneğin Manisa-Saruhanlı ilçesinde 17 bin kayıtlı çiftçinin, 16 bininin icralık durumda olduğu tespit edilmiş.
Ürettiğim ile, öderim umudu ile traktör alanların geneli, aldığı krediyi ödeyemediği için traktörü icra yolu ile yok pahasına satılmış. Borçlar gene ödenmemiş hapse girmişler Alınan kredinin faizi katlanarak içinden çıkılmaz hale geliyor. Devletimizin, tarım politikasını ele alıp üretimi istihdamı artıracak yöntemi, çiftçinin girdilerini, ürettiği ile orantılı hale getirmesi gerek. Devlet çiftçinin desteklenmesinde cimri olmamalı. Yakında hububat ithalatı da yapılmaya başlanırsa şaşmamak lazım.
Çiftçi ve tarım ülkesi bir Türkiye bu duruma gelmemeliydi diye düşünüyorum. Çare, çiftçinin girdilerinde gerekli sübvansiyon ve devlet desteğinin yapılarak üretimin ve istihdamın artırılması ve ülkemize yeter hale getirilmesidir diyorum.



Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2010

Köy Enstitüleri'nin 70. kuruluş yılında değerlendirmeler devam ediyor...

Türkiye'nin en büyük devrimlerinden biri de Köy Enstitüleridir

17 Nisan 1940 tarihinde kurulan ve 17 Nisan 2010 tarihinde 70. kuruluş yılını idrak ettiğimiz Köy Enstitüleriyle ilgili değerlendirme ve düşüncelerini gazetemize açıklayan emekli eğitimci ve emekli Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, Türk eğitim tarihinde büyük bir devrim özelliği taşıyan Köy Enstitülerinin, ne yazık ki çıkarcı politikacıların kurbanı olarak kapatıldığını söylüyor.
Emekli, eğitimci ve emekli; Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın, Köy Enstitülerinin 70. kuruluş yıldönümü vesilesiyle gazetemize yaptığı açıklama şöyle :
“Anadolu’ya binlerce öğretmen, birlerce ışık göndermek için 1940 yılında kurulmuş olan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 70’nci yılını buruk bir yıldönümü olarak kutluyor ve anıyoruz.
Türk Eğitim tarihinde büyük bir devrim olarak kurulan Köy Enstitüleri ne yazık ki çıkarcı politikacıların kurbanı edilmekten kurtarılamamıştır. Bu kurumlar üç dönem daha öğretmen üretimine devam etme imkanı bulsalardı Türkiye’nin çehresi, kalkınmışlığı, eğitim düzeyi, sosyal yapısı, ekonomisi çok farklı olurdu.
Bilindiği gibi insanlık üç devrimi gerçekleştirmiştir. Tarım devrimi, sanayi devrimi ve iletişim devrimi. Türkiye’de tarım devriminde belli bir yol alındı. Burada Köy Enstitülerinin payı küçümsenemez.
Yoksulluğun, yolsuzluğun, haksızlığın yok edilmesi, eğitim ve öğretimle mümkün olduğun söyler dururuz. Sömürü düzenini savunanlar daima eğitimin yaygınlaşmasından korkmuşlardır.
İsmet İnönü Savaştepe Köy Enstitüsü’nü ziyaretinde yolda kümes nöbetinde görevli öğrenci Hatice Kolukısa’yı görür ve sorar. Ne var torbanda? diye. Hatice: “Torbamda, ekmeğim, peynirim ve köftem var.” der. Hatice torbasından Sophokles’in ANTİGONE kitabını çıkarır. Cumhurbaşkanı İnönü’nün gözleri buğulanır. Yanında bulunan İkinci Ordu Müfettişi Abdurrahman Nafiz Gürman Paşa’ya dönerek :
“Paşam görüyorsunuz, bu klasikler daha yeni çıktı. Ankara’da bile okunmuyor. Benim çocuklarım Antigone’yi okuyorlar. Köylümüz, şehirlimiz, erimiz, generalimiz kumanyasına ne zaman kitabı ekleyecek duruma gelirse, o gün Türkiye gerçekten kurtulmuş demektir. Topraklarımızı, bilgiyle değerlendirmenin bilinçle savunur duruma gelmenin başka yolu yoktur.” diyor.
Japonlar kalkınmadaki başarılarını eğitime verdikleri öneme bağlarlar. Japon mucizesi eğitimdir, derler.
Ne yazık ki, Türkiye Köy Enstitüleri’ni politikacıların çıkar hesaplarına kurban ederek, hala kalkınmada örnek ülke aramada bocalıyor: Anadolu çocuklarının beyinlerini’ karartmak için nelerin eğitim ve öğretim programlarına konduğunu esefle seyretmekteyiz.
Komadı karanlığın ağaları
Halk uyansın ülke çiçeğe dursun
Komadı aydınlıktan korkanlar.
Köy Enstitüsü çıkışlı Mehmet Başaran böyle sesleniyor. 17 Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümleri ilim irfan yuvası olan üniversitelerde geniş kapsamlı panellerle anılmakta. Dumlupınar Üniversitesi Sayan Rektörünün bu konularda duyarlı olduğunu düşünüyoruz.
Genç kuşakların Türk eğitim tarihindeki yerini ve Türk köylüsünün bugüne gelişindeki katkılarını Köy Enstitülerinin tanıtımını önemli görüyoruz.
Öğretmen kuruluşları, sendikalarda bu konuda duyarsız kalmaktadır. Onların görevi de bu konularda öncülük edip, eğitimci kuruluşlar olduklarını göstermelerini beklerdik.
Her yıl Kütahya’da Atatürkçü Düşünce Derneği anmayı unutmamaktadır. Sayın Başkanına ve Yönetim Kurulu .üyelerine teşekkür ediyorum.



Kütahya Ekspres, 3 Nisan 2010

İktidarın çeşitli gündemlerle halkın acil çözüm bekleyen sorunlarına el atmadığı Anayasa değişikliğini oldu-bittiye getirme gayretinde olduğu iddia ediliyor.

Asıl sorunlarla, halkın dertleriyle uğraşan yok
Gündem yaratarak halkın asıl sorunlarını geride bırakmak, anayasa değişikliğinin toplumun görüşleri dışında ele alındığını; elektrik santralar ve barajların 40 milyar dolara satışa çıkarıldığını; bugüne kadar fabrikaların, devlet işletmesinin satıldığını, bunların 125 tanesinin kapısına kilit vurulduğunu, üniversite mezunun %25’inin sokakta gezdiğini iddia eden eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Gündem yaratarak halkın asıl sorunlarının geride bırakmak hükümet eden siyasilerin politik başarıları sayılır. Sekiz seneye yakın iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi Anayasa değişikliğini gündemine alarak; ülkenin, insanlarımızın çözüm bekleyen sorunlarını unutturma becerisini başarı ile sergilemeyi çok güzel başardı.
Anayasalar, toplumun, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, üniversitelerin, ilim, bilim adamlarının katılımı ve görüşleri değerlendirilerek hazırlandıktan sonra, taslak basında ve üniversitelerde tartışılıp varsa noksanları tamamlanıp meclise sunulması daha faydalı ve halkın, ulusun Anayasası olur. Gündemdeki taslak kimseyi tatmin etmediğini basından yansıyan haberlerden anlaşılıyor.
Halkın, yoksulun, emeklinin, işçinin, memurun derdi, başka. Kış geldi geçiyor, fakir- fukara yakıtsız soğuk bir kış geçiriyor. Sofrasında sıcak bir yemek bulamayan insanların, işsizin, binlerce ailenin derdine çare arayan yönetimler bekliyoruz.
Bu kargaşa içinde elektrik santraları ve barajların 40 milyar dolara satışa çıkarıldığını basından öğreniyoruz. Bugüne kadar 199 fabrika ve Devlet İşletmesi satıldı. Bunların 125 adedi kapatılarak kapısına kilit vuruldu ve arsaları satılarak alanlar büyük paralar kazandılar. Özelleştirilen fabrika ve işletmelerde çalışan işçiler ne oldu. Bilen yok. Ya gününü iş aramakla geçiriyor, ya da bir yakınına sığınarak acılar içinde yaşamaya çalışıyor. Yeni iş yerleri açarak işsize iş yaratılacağı yerde eldekiler satılıyor.
Özelleştirmelerden elde edilen gelirlerle hangi fabrika, işletme açıldı görmüyor, bilmiyoruz.
Cumhuriyet Hükümetlerinin 80 yılda yapabildiği fabrika ve Devlet İşletmesi sekiz yılda satıldı, yok oldu yerine konanı görmek hakkımız değil mi?
Bu politika ile üreten bir toplum değil, tüketen bir nesil yetiştiriyoruz.
Resmi kayıtlara göre işsizlik üç milyonun üzerinde. Kayıt yaptırmayanların ise altı milyonu geçtiği belirtiliyor.
Üniversiteyi bitiren gençlerimizin %25’si işsiz. Öğretmen ihtiyacı var, öğretmen ataması yapılmıyor. Asıl sorunlarla, halkın dertleri ile uğraşan yok. İktidarı ile muhalefeti ile halkın dertlerinin isteklerinin çözümü için uğraş verildiğini ne zaman göreceğiz acaba.”




Kütahya Ekspres, 26 Ocak 2010

Milletvekili seçimindeki parti genel başkanları hegemonyası tartışılıyor

Teşkilatların belirlediği ve halkın belirlediği milletvekilleri mi, yoksa genel başkanların milletvekilleri mi?

Medyada ve kulislerde bir süredir devam eden milletvekili seçiminde teşkilatların ve halkın seçtiği milletvekili yerine sadece parti genel başkanlarının tercihiyle belirlenen ve oy pusulalarına yansıyan milletvekillerinin parlamentoda temsil edilmesinin gerçek demokrasi olmadığı yolundaki tartışmalar vatandaşa da yansıdı.
Çavdarhisar ilçesinin eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş da bu tartışmaya, gazetemize yaptığı bir açıklama ile katıldı.
Mustafa Ertaş, parti genel başkanının listesine girmeden seçilebilen bir milletvekilinin Türkiye çapında görülmediğini iddia ediyor ve konuyla ilgili açıklamasına şöyle devam ediyor:
“Bütün mevcut partilerin genel başkanları ve yöneticileri, hükümet edenler ülkede demokrasinin bütün unsurları ile çalışmasını istiyor çabasındalar.
İstiyorlar da genel başkanlar partileri içinde demokrasinin olup olmadığını, işletilip işletilmediğinin vicdanlarında bir değerlendirilmesini yapma gereği duyuyorlar mı acaba ?
Milletvekilleri teşkilatlarının belirlediği, halkın seçtiği milletin milletvekilleri mi, yoksa parti genel başkanının seçim listesine koyarak seçilen genel başkanın milletvekili mi ?
Parti organlarında görev alacak, yönetime girecek olanların seçimi, adayların belirlenmesinin nasıl yapıldığını görüyoruz. Gene başkanların belirlediğinin dışında yönetime seçilen ilçe, il başkanı ve yönetim kurulu üyeleri ya görevden alınıyor, ya da istifaya zorlanıyor. İşte özgür ifade ve özgürlük.
Genel başkanın listesinden olmayan milletvekili, parti yönetiminde görev alan seçilebilen gördük mü?
Gene başkanın aday gösterdiği listeden milletvekili seçilenler, genel başkanın milletvekili olarak görev yapabiliyorlar.
TBMM'de kendi özgür iradesi ile ne konuşabiliyor, ne de oy kullanabiliyor, teklif ve öneride bulunabiliyor.
Özgür iradesine, vicdanının sesine göre hareket ettiğinde partiden ya dışlanır, ya da ihraç edilir. Milletvekilinin arzu ettiği özgürlük bu mudur?
Parti genel başkanları parti tüzüklerinde genel başkanları diktatörleştiren maddeleri değiştirip, parti içi özgürlüğü, demokrasiyi uygulamaya yanaşmıyorlar:
Neden seçim kanununu, partiler yasasını, seçim barajını öncelik tanıyarak Avrupa devletleri düzeyine getirmede parti genel başkanları, partiler elbirliği edip çaba gösteremiyorlar ve değişikliğe yanaşmıyorlar.
Özgürlük, demokrasi isteklerinin samimiyetini yasalardaki aksak olan yönlerin değiştirilmesinde göstermelidirler.
Hükümetimiz Kürt Açılımı olmadı, Demokrasi Açılımı gibi kavramlarla halkımızın gözünü boyamakta, muhalefet partileri de ortaya bir proje, plan müspet elle tutulur öneri koymadan tenkit ve tepki göstererek halkı şaşkına çevirmekteler. Beğenilmeyen uygulamanın müspeti halka faydalı olanı nedir alternatif gösterilmelidir.
Demokrasilerde tenkit olacak, millete devlete yararlı, zararlı olan teklif ve uygulamalar her yönü ile elbette irdelenecek. Fakat bunu yaparken çözüm önerileri de alternatifi de halkın önüne konmalıdır.
İşte demokrasi ve parlamento sistemi aksamadan işlemesi önce parti içi demokrasinin işletilmesi gerekiyor.
Hükümetler, başbakanlar tenkitlere, eleştirilere hoşgörü ile bakabilmeli, önerilere önem veren, dinleyen, hoşgörü kültürü ile yaklaşan, sinirlenmeyen, kırmayan, yarmayan bir yönetim nosyonunu benimsemelidir.
Yukarıdan beri arzuladığımız özgürlük ve demokrasinin ülkemizde uygulanması parti genel başkanlarının tek adam olmasının önüne geçilmesi ile gerçekleşeceği inancını taşıyorum.”


Kütahya Ekspres, 31 Aralık 2009

Vatandaşlar 2009 yılının muhasebesini yapıyor; yeni yılın ülkemiz ve halkımız için hayırlara vesile olmasını diliyor.

Nice üzüntülü ve olumsuzluklar içinde geçirdiğimiz 2009’un son gününde, 2010 yılının ülkemiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum

2009 yılının izlenimlerini ve yeni yıl için düşüncelerini aldığımız emekli eğitimci ve Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize şu açıklamayı yaptı :
“Her giren yeni yılı ümitlerle, neşe ve eğlencelerle karşılar, yılın bitiminde bir de bakarız ki ne kazanmışız, ne kaybetmişiz, yeni yıl başlarken yaşadığımız sevinç ve coşkunun yerine nelerle karşılaşmış olduğumuzun muhasebesini yapmak durumunda da kalırız.
2009 yılı bana göre pek hayırlı geçmedi. Siyaset alanı kavga, kurumlar arasında uyum ve güven bunalımı. Ekonomide çöküş korkusu, birçok fabrikanın ve işletmenin iflas ederek kapanması ve bunun getirdiği 22 milyon insanımızın işsiz kalması; ekonomik buhran sebep gösterilerek çalışanların ücretlerine gerekli, hak ettikleri zammın yapılmayışı, kırsal kesimde tarımın sahipsiz durumda bırakılması, hayvancılığın yok edilmesi, yatırım ve üretimin durması, yoksulluğun artması, Cumhuriyet hükümetlerinin üretim ve istihdam için yaptığı tüm fabrika ve işletmelerin satılması. Anayasa Mahkemesi’nce, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin laiklik ilkelerine uymadığı gerekçesi ile para cezasına çarptırılması, Demokratik Toplum Partisi’nin, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davrandığı gerekçesi ile ka¬patılması, üretime değil, satana, ihracata değil ithalata, alış veriş merkezlerinde yerli mala değil, ucuz ithal malların satışının özendirilmesine, tarıma önem verilmemesi nedeni ile köyden şehre göçe özendirilmesi ile şehirlerde gecekondular yaratılmasını görmek müm-kündür. Bir yıllık getirisi 347 milyon 310 bin lira olan otoyollar, 152 milyon 770 bin lira olan Boğaziçi köprülerinde 2009 yılının satışına girdi.
Yapılanlar içinde duble otoyollar ve toplu konut projeleri göze çarpanlar.”


Kütahya Ekspres, 11 Aralık 2009

Şeker ve enerjideki özelleştirmeler bütün yönleriyle eleştiriliyor.

Şeker’de ve enerjideki özelleştirmeler

Kamuya ait teşekküllerin ekonomik gerekçelerle birer birer özelleştirilmesi sonucu buralarda çalışan personelin işlerine son verilmesiyle meydana gelen işsizliğin toplumsal barış için ciddi bir engel oluşturduğunu; kar eden işletmelerin satışıyla ulusal ekonominin zarara uğratıldığını iddia eden vatandaşlar, özelleştirmelerin isabetli ve faydalı icraatlardan sayılmaması gerektiğini savunuyorlar.

Maden-İş Federasyonu Kütahya Şubesi Başkanı Eşref Özden’in dünkü gazetemizde yayımlanan enerji alanındaki özelleştirmelerle ilgili eleştirel açıklamasından sonra, Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş da, gazetemize yaptığı yazılı açıklamada Türkiye’nin 6 şeker fabrikasının yok pahasına özelleştirilmesinin ulusal ekonomiye ve toplumsal barışa yapacağı zararları anlattı.
Mustafa Ertaş’ın önceki gün gerçekleştirilen 6 Şeker fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili görüşünü açıklayan beyanatı şöyle:
“Özelleştirme kapsamındaki şeker fabrikaları ve Tekel’in yaprak tütün işletmelerinin kapatılması kararı ile gene binlerce işsiz yaratılıyor. Hükümetimiz, istihdam yaratacağına, işsizler ordusu üretiyor. İşsizlik oranı %15 oldu. Çığ gibi büyüyen işsizlik aldı başını gidiyor.
Tekel’in tütün işletmeleri kapatılınca buralarda çalışan 12 bin işçi, satılan şeker fabrikalarından çıkarılacak, yeni işsizler ne yapacaklar? 20 bine ulaşacak yeni işsiz ordusu. Aileleri ile birlikte 100 bine varan yeni yoksullar topluluğu yaratılacak. Üretim olmayan yerde katma değer yaratılamayacağı bilindiği halde, neden yumurtlayan tavuklar kesiliyor? Yeni satılan şeker fabrikaları, Türkiye’nin en karlı üretim yapan fabrikaları arasında olanlardı.
İşinden olan işçiler, ya tazminatlarını alarak ayrılacaklar, ya da 654 sayılı kanunu 4/c maddesine göre çalışmak isteyenlere ‘Geçici Personel’ statüsüne göre yıllık sözleşmeli 12 ayda 10 ay 500 TL. dolayında bir ücretle çalıştırılacaklar. Bu statüde çalışanlar, yılda iki ay ücretsiz, aç gezecekler. Devletin buradaki kazancı, fabrikaların, işletmelerin satışından elde edilen gelirle borç alınan paraların faizinin ödenmesi veya cari giderlere harcama kaynağı yaratması mıdır? Devlet ve hükümetler istihdam yaratan, üreten, katma değeri artıran yatırımlara önem vermelidir. İşletmeler, fabrikalar kapatılırsa işsizlik nasıl önlenecektir? Zarar edenleri satalım ama kar edenlere dokunmayalım.
Sıranın köprüler ve otoyollara geleceği yetkililerce ifade edilmekte. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 2009 Ekim ayı sonu itibariyle 10 ayda paralı otoyollardan 289 milyon 425 bin 488 lira gelir, İstanbul Boğaziçi köprülerinden 127 milyon 323 bin 737 lira gelir sağlandığı açıklanıyor. Bu varlıklar altın yumurtlayan değerlerimiz.
Bunlar nasıl satılır? Zarar mı yapıyorlar ki elden çıkaracaklar? Satılırsa yeniden yüzlerce işsiz yaratılmayacak mı? Mevcutları durmadan satmayalım. Biraz da üretim yapan, istihdam yaratan fabrikalar kuralım. Ne dersiniz?”



Kütahya Ekspres, 23 Kasım 2009

Verimli ve Kârlı Kamu teşekküllerinin yok pahasına satılmasına tepkiler devam ediyor.

Cumhuriyet hükümetlerinin 79 yılda yaptıkları sata sata bitmedi, şimdi yeni satışlar gündemde

Cumhuriyet döneminin 1923-2002 yılları arasındaki 79 yılda yaptığı ve yıllarca ekonomimize güç ve vatandaşa ekmek kapısı olan Kamu teşekküllerinin satışına vatandaştan gelen tepkiler devam ediyor.
Konuyla ilgili olarak gazetemize bir açıklama yapan Çavdarhisar Önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş Cumhuriyetin kazanılmasından sonra 6 şeker fabrikasının daha satışa çıkarıldığını, 19 Kasım 2009 tarihinde tekliflerinin verildiğini söylüyor ve soruyor: "Bu fabrikalar zarar ettikleri için mi satılıyor, yoksa bütçe açıklarının kapatılması için mi satılıyor" diyor. Devlete ait teşekküllerinin ve fabrikaların satışını eleştiren Mustafa Ertaş'ın konuyla ilgili açıklamaları iddiaları şöyle:
“Cumhuriyet Hükümetlerinin yaptıkları sata sata bitmedi şimdi yeni satışlarda gündemde Cumhuriyetin kazanımlarından altı şeker fabrikası daha satışa çıkarıldı. Teklifler 19 Kasım 2009 tarihinde verildi. Satılan fabrikalar zarar ettikleri için mi satılıyor, yoksa bütçe açıklarını kapatmak için mi satılıyor?
Her satılan fabrika, yeni işsizler ordusu yaratıyor. Fabrikayı alan ilk iş olarak işçi çıkarmakla işe başlıyor. Şeker fabrikalarının satışı çiftçimiz için de büyük bir sıkıntı yaratıyor. Pancar ekimi kotaya bağlanıyor, ekim sahaları daraltıyor ve çiftçi mağdur ediliyor.
Çiftçinin arpası, buğdayı zaten emeğini korumuyor. Pancar biraz tatmin ediyordu. Pancar üretiminin 2008 yılında 15.5 milyon tona gerilediğini öğreniyoruz. Üretimde gelecek yıllarda daha ne kadar geriye gideceğiz, belli değil.
İktidarımız (Ak Parti hükümeti) Amasya Şeker'i, Kütahya Şeker'i Adapazarı Şeker'i sattı. Alanlar depolardaki stoklar vadeli satışlardaki fabrika alacakları ve fabrikaların arsalarını satıştan maliyetinin yarısını elde edilen. Özelleştirme idaresi fizibiletisini yaparken neleri dikkate alıyor bilinmiyor. 86. yılını kutladığımız Cumhuriyetin yedi yılını çıkarırsak, 79 yıl içine gelmiş geçmiş Cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı fabrikalar sadece şeker fabrikaları değil. Hemen satılan birkaç fabrikayı hatırlatalım. Tüpraş Tekel (Tekel'in içki bölümünü üç yüz milyon dolara özelleştirme idaresi satıyor, onu alan dokuz-yüz milyon dolara satıyor) (Batan geminin malları) Er-demir, Sümerbank, THY yolları, Petkim, Karadeniz Bakır, Tedaş, Eti Bakır, Barajlar, bunlar hemen ilk akla gelenler.
Ak Parti hükümetinin 79 yıllık Cumhuriyet varlıklarından özelleştirdiği satıştan hazineye giren para 30 milyar dolar. Bu satılan ağır sanayi ve hizmet kuruluşlarını AKP iktidarından önceki 79 yıllık Cumhuriyet hükümetlerini yapmadı mı? Sayın R.T. Erdoğan 30 milyar dolarla hangi fabrikaları kurup katma değer ve iş imkanı yarattı ?
Korkunç bir işsizlik çığ gibi büyümekte memur, emekli, işçi, çiftçi durmadan yoksulluğa itilmekte. Çarşı pazarda fiyatlar durmadan yükseliyor. Özelleştirmeye kişisel olarak karşı değilim. Satılacaklar devlete yük getiren fabrikalar olmalı. Kar getiren, istihdam yaratanlar satılmasın. Sırada köprülerini yolların satışı var. Hadi hayırlısı sat sat bitmiyor zaten.”



Kütahya Ekspres, 4 Kasım 2009

Türk Silahlı Kuvvetlerine Yapılan Saldırılara Tepkiler Devam Ediyor:

Devlet Otoritesi, hukuk ve sağduyu, bu tür saldırılara prim vermemelidir

Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana; Türk Silahlı Kuvvetleri’ne horlayan, saldıran bir ortam yaratılmamıştı. Bazı basın kuruluşları ve köşe yazarları Silahlı Kuvvetler’e ve Genelkurmay’a adeta savaş açmış durumdalar. Silahlı kuvvetlerimiz iç ve dış düşmanlara karşı ülkemizin bütünlüğünü korumak ve kollamak görevini üstlenmiş bir kuruluşumuzdur. Aynı zamanda anayasanın verdiği görevle laik, demokratik, cumhuriyet, sosyal hukuk devle¬tini korumak ve kollamakla yükümlüdür. “İRTİCAYLA MÜCADELE EYLEM PLANI’nın emir komuta birliği ile hazırlandığını iddia ederek Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un istifasını isteyen yandaş basın ve yazarları hedef yükselterek bütün komuta kademesinin istifasını istemekteler. Bu da yetmiyor.
Prof. imzalı bir yazar: “Türk askerinin şerefini, ülkemizin güvenliğini, Türkiye’nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu Kurumsal Yapı’ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lazım. Bizim bir Nizamı Cedit ordusuna ihtiyacımız var.” Bu satırlar, insanın tüylerini ürpertiyor. Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz ‘Yeniçeri Ordusu’ mu ki bu pervasız teklifte bulunabiliyor. Yazıklar olsun. Devlet seni okuttu, fakir, fukaranın ödediği vergilerle akademik kariyer elde etmeni sağladı. Kendi payım haram olsun.
Devlet otoritesinin hukukun, sağ duyunun bu tür saldırganlığa pirim vermemesi gerekir.
Türk Silahlı Kuvvetleri ANAYASA’nın kendisine verdiği görevleri bugüne kadar kararlılıkla yerine getirdi. Ordumuza yapılan haksız saldırıları şiddetle kınıyorum.”



Kütahya Ekspres, 12 Ekim 2009

Vatandaş, muhalefetin ve iktidarın çalışmalarını ve uğraşılarını dikkatle izliyor.

Muhalefet, iktidarın ne içerdiği bilinmeyen açılımlarına cevap yetiştireceğine, dar gelirlinin çektiği çileyi dile getirmelidir

Vatandaşın ekonomik yaşantısını tahammül edilemez bir duruma getiren zamları ve kamu görevlileriyle emeklilere reva görülen %2,5+2,5’luk gelir artışının gülünçlüğüne değinen Mustafa Ertaş, muhalefeti bu durumları dile getirmeye davet ediyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle :
“Emekliye ve çalışana 2010 yılında yapılacak zammın 2,5+2,5 olmasına karşın, sağlık giderlerine yapılan zamlar (ilaçlar için %20 katkı payı, özel hastanelerde muayene için 15 lira ücret, devlet hastaneleri ve sağlık ocakları için yükseltilen ücret) elektriğe %50’ye varan zam, doğalgaza yılbaşından bu yana %62 zam halkımızı perişan etmiştir.
Huzurevi ücretlerine yapılan zammı ödeyemeyen yaşlıların kapı önüne konulmaları yürekler acısıdır.
İktidarın açılım, saçılımlarının neler olduğunu anlamaya çalışan muhalefet partileri, yoksulluk içinde çırpınanların feryadını duymuyorlar mı?
Ağaca bakarken, orman yanıyor gören yok. Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları feryat eden bu dar gelirlilerin dertlerini neden gündeme getirmiyorlar? Muhalefet partileri mecliste, meydanlarda üniversite öğrencilerinin harçlarına yapılan zamları, yoksulun pazarlarda artıkları toplayarak karınlarını doyurmaya çalıştıklarını neden gündeme getirip çarelerini dile getirmiyorlar?
Kürt açılımı, demokrasi açılımının peşine takılan muhalefet partileri, yapılan zamlara neden sessiz kalıyorlar?
Sağlık giderlerinde katkı paylarında, muayenelerde milletvekillerine yapılan ayrıcalık sosyal adalet ilkeleri ile bağdaşıyor mu?
Muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının iktidara ‘dur’ demeleri için halkın desteği hazır. Yeter ki muhalefet ve sivil toplum kuruluşları ortam yaratıp meydanlara çıksın yeter!..”


Kütahya Ekspres, 2 Eylül 2009

Kürt açılımı projesinin net ve açık olarak belirlenemediği açılımın ne getirip ne götüreceği hala merak konusu…

Açılımın içeriği net ve açık olarak madde madde açıklanınca kavga biter

Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili görüşleri özetle şöyle :
“Siyasetin gündemini aylardır ‘Kürt Açılımı’ meşgul etmektedir. Türkiye’nin tek sorunu sanki “Kürt Açılımı.” Açılımın içinde nelerin olduğunu açıklayan biri çıksa da halkımız da açılımın ne olduğunu, neler getirdiğini öğrense sanırım kavga bitecektir.
Ülkeyi ilgilendiren konularda halkın beklentisi iktidardan açıkça, anlayacağı dilde madde madde ne verilecek, ne alınacak, karnından değil yüksek sesle düşündüğünü neler yapmak istediğini açıklamasını beklemektedir.
Siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşları ile yapılan toplantılar sonunda üstü kapalı açıklamalar yapılıyor. İyi bir diyalog içinde anlayış birliği ile çözüme ulaşacağız gibi demeçler ‘Kürt açılımı’na ışık tutmuyor.
Siyasi arenada konsensüs yerine kavga hakim oluyor. Parti sözcülerinin birbirlerine sarf ettikleri sözler siyasi yaşamımıza yakışmayan ifadelerdir. Üzüntü ve elem verici bir ortam yaratılıyor.
Halk bu hoş olmayan tartışmanın tarafı olmaya ve bölünme gibi korkunç bir ikileme sürükleniyor.
Parti sözcüleri beyanatlarında etik dışına çıkmadan partilerinin görüşlerini açıklamalılar.
Bu konuda iktidar partisi daha dikkatli ve hoşgörülü olmalıdır. Karşı partinin ağır eleştirisine, aynı sertlikle cevap vermesi gerekmez. İktidarlar hoşgörülü, anlayışlı, müsamahakâr olduğu zaman gerginlik olmaz. Sen filan yerde, “Uludun burada da ULU” gibi sözler iktidara yakışmayan ifadeler.
1946 yılından bu yana çok partili dönemde çok sert tartışmalı iktidar-muhalefet kavgası oldu ama, onur kırıcı olmadı. Düzeyli eleştirilerle siyaset yapıldı. Politika kavga yeri değil, ürettiğin fikirleri halka anlatma, halkın ikna edilmesi yeri olmalı ve siyaset yapılmalı. Öfke ve sertlik halkın huzurunu kaçırmaktan başka bir işe yaramıyor. Sayın İçişleri Bakanı, pazartesi günü basın toplantısı yaparak çalışmalarını açıkladı ama, gene doyurucu bir bilgi edinmek mümkün olmadı. Açılımın içinde neler olduğu, nelerin getirilmek istendiği belirsizliği koruyor.
Basın toplantısında yeni olan “Kürt açılımı” yerine “demokratik açılım” ifadesinin yer aldığını görmüş olduk.
Kürt açılımı olsun, demokratik açılım olsun her ne ise içeriğini halkımız öğrenmek istiyor.
Siyasetçilerimiz üsluplarını halkın yadırgayacağı sertlikten uzak durarak, daha sakin, medeni ölçüler içinde politika üretmelerini bekliyoruz. Bu ölçüleri öncelikle iktidar partisinin sözcülerinin ve Sayın Başbakan’ın ‘Ulusa sesleniş’ konuşması olumlu ve barışçıl bir konuşma idi. Hep böyle olmalı diyoruz.




Kütahya Ekspres, 10 Ağustos 2009

Gündemi işgal eden Kürt sorunu hakkında vatandaşlar da aydınlanmak istiyor

Kürt sorunun çözümü için uğraşı veriliyor, ama ne isteniyor, ne verilecek ?

Yerel ve genel basında, televizyonlarda ve toplantılarda ele alınan ve Kürt sorunu olarak tanıtılan sorunun çözümü için net ve açık bilgiler verilmesini isteyen vatandaşların yanı sıra Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’da soruyor: “Kürt sorununun çözümü için uğraşı veriliyor, ama ne isteniyor, ne verilecek ?
Türkiye’nin gündemini uzun süreli işgal eden Güneydoğu ya da Kürt sorunu hakkında görüşlerini gazetemize açıklayan Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle :
“Kürt sorununun çözümü için uğraş veriliyor. Ama ne isteniyor, ne verilecek ?
Türkiye’nin gündemini Kürt sorunu oluşturmakta.
Kürt sorununun neler olduğu, neler istendiği açıkça ortaya konmuş değil. Özgürlük deniyor, haklar deniyor, ama bu deyimlerin açılımının neleri kapsadığı bir türlü açıklanmıyor. Özgürlük diyenler ve isteyenler özgür değiller mi acaba ? Seçimlere katılamıyorlar mı? Seçim propagandası yapamıyorlar mı, kendi dillerini konuşamıyorlar mı ?
Bunların hepsi uygulamada. TBMM’de temsil ediliyorlar, yerel yönetimlerde iş başındalar. Ülkenin doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi her nerede olursa olsun yaşamda, eylemde bir ayrılık var mı? Türk vatandaşı olarak her nerede yaşarsak yaşayalım bir ayırım var mı? Anayasal haklarda bir ayrıcalık var mı? Milli gelirden alınan payda bir ayrıcalık yapılıyor mu?
Bunlar bu topraklar üzerinde yaşayanların ortak paydası.
Kürt sorunu dedikleri iki dilli, iki milletli bir devlet yapısı isteği ise; bu asla olamaz. Anayasa buna müsaade etmez. Hiçbir idari ve siyasi güç-de böyle bir girişimde bulunamaz. Böyle bir girişimde bulunanların gök kubbe başlarına yıkılır.
Güney Doğu’da yapılabilecek olanların başında: Ekonomik kalkınma için yatırım, sosyal gelişme, eğitime önem verme, iş imkanı yaratma, ilk yapılacak işlerin başında olması gerek. Bunların öncelikle yapılması için dağdaki PKK’nın silahlarının bırakması, güvenlik kuvvetlerine teslim olmaları, suçlu suçsuz adalet önünde hesap vermesi gerekir.
Türk silahlı kuvvetleri ülkeyi savunuyor, dağdaki PKK kimi savunuyor. PKK ile masaya oturulsun, sorun çözülür diyenler var. Devlet terör ile müzakereye oturamaz. Devlet Anayasal kuruluşlarla fikir teatisinde bulunabilir. Sayın İçişleri Bakanı açıklamasında Kürt sorunu için devletin kurumlan arasında büyük bir mutabakat var dedi.
Bu mutabakatın neleri kapsadığı, tarafları kimlerdir, kimlerle anlaşma olmuştur, bu açıklanmalıdır. Sorun dedikleri konuların Türk halkına maddeler halinde açıklanması gerek. Gün ışığına çıkınca halkın sağ duyusu gereken kararı verir.”



Kütahya Ekspres, 14 Temmuz 2009

Almanya’nın ünlü porselen firması Rosenthal’in Kütahya Porselen’i davet etmesi haberinin yankıları devam ediyor.

Kütahya Porselen’in ünlü Alman porselen firması Rosenthal’i satın alma girişimi sevindirici ve gurur vericidir

Gazetemize konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini anlatan Çavdarhisar’ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, Kütahya Porselen’e Rosenthal Firması tarafından ünlü Alman Porselen fabrikasını satın alması davetinin Kütahyalı bir vatandaş olarak kendisini sevindirdiğini ve Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral’ı tebrik ettiğini söyledi ve Kütahyalı bir girişimcinin Almanya’nın dünyaca ünlü porselen fabrikasının sahibi olmasından gurur ve sevinç duyduğunu ifade etti.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Kütahya Porselen’in dünyaca ünlü Rosenthal’i satın alma girişimi sevindirici ve gurur verici bir atılımdır.
Almanya-Bavyera’da bulunan dünyada marka olarak isim yapmış zenginlerin sofrasını süsleyen 130 yıldır üretim yapan Rosenthal marka porselen üreten fabrika kriz nedeni ile zora girdiğinden, satışa çıkarılması üzerine; Avrupa’da başarılı görülen Kütahya Porselen’in, Rosenthal’i kurtarabilecek tecrübe, deneyim ve yönetime sahip kuruluş olarak gören Bavyera hükümeti Nafi Güral’a Rosenthal’i satın alması için davette bulunuyor.
Bu davet ve teklif çok önemli. Marka olarak dünyanın her yerinde beğeni gören, aranan bir markanın Kütahya Porselen’i davet edip, Rosenthal’i siz kurtarabilirsiniz demesini; ilimiz ve Türkiye için onur verici buluyorum. Ticari hayatta güvenirlilik kazanmak ve marka olmak kolay bir iş olmasa gerek. Kütahya Porselen ve yönetiminin, Avrupa’da bu güveni sağladığını yapılan davetle sağlamış olduğunu gösterdi.
Güvenirliliği ve Kütahya Porselen’i 52 ülkede tanıtarak 1974 yılından bugünlere getiren, başarı çizgisini daima ileri götüren Sayın Nafi Güral’ı kutluyorum.
Temennim Rosenthal’in satın alınmasında başarılı olması. Öğrendiğime göre, uluslararası böyle bir markanın alınması, hükümetlerin de maddi olmasa da manevi desteği büyük önem taşıyor. Dünyaca tanınmış bir markanın satın alınmasında yararlarının ülke için sayılamayacak fayda sağlayacağı dikkate alınarak HÜKÜMETİMİZİN Kütahya Porselen’e destek vermesini beklemek hakkımızdır.
Rosenthal satın alındığında; Kütahya Porselen’in pazarı daha genişleyecek, Rosenthal markası ile bütün ülkelerde satılabilecek. Ülke adı, ülke bayrağı, saygınlık marka ile dünyada yerini alacak. İstihdam, sermaye, ticari gelişme, yan sanayi üretimi gibi kolay elde edilemeyecek gelişmeler yaratacaktır.
Bütün bunlar dikkate alınarak; Kütahya milletvekillerinin iktidar yetkililerini harekete geçirerek Kütahya Porselen’in pazarlık masasında yanında olduğunu göstermesi için hükümet temsilcisi bulundurmasını sağlamalarını, Kütahya Porselen’in yetkililerine ve satıcı firmaya güven sağlayacaktır.
Kütahya Porselen’in tepe yöneticisi Sayın Nafi Güral’a, Rosenthal’i alma konusundaki girişimini kutluyor, başarılar diliyorum.” dedi.



Kütahya Ekspres, 22 Mayıs 2009

Yüzde 16’lara ulaşan işsizliğin, sosyal patlamalar yaratmasından korkuluyor…
İşsizliğin temelinde özelleştirilen kamu işletmelerinden çıkarılanlar olduğu; Türkiye’nin her yıl 700-800 bin kişiye istihdam yaratılması gerektiği iddia ediliyor.
Küresel ekonomik kriz nedeniyle ülkemizde meydana gelen işsizlik oranının DİE verilerine göre %16.1’lere yükseldiğini söyleyen Mustafa Ertaş, kamu işletmelerinin özelleştirilmeleri ilgili en az yarısının çıkarıldığını iddia ediyor.
Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şu şekilde:

Küresel ekonomik kriz nedeniyle tırmanan işsizlik rakamları rekor düzeye ulaşmış bulunuyor

İşsizliği tetikleyen etkenlerden biri de özelleştirmeler. Özelleştirme İdaresi’nin sattığı işletmelerde çalışan işçilerin yarısından fazlası, işletmeyi satın alan tarafından işten çıkarıldılar. Küresel krizin etkisi ile işsizlik oranının yüzde 11.9’dan yüzde 16.1 seviyesine yükselmiş olduğunu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Şubat. 2009 verilerinden öğreniyoruz. Bu veriler, kaydı bulunan işsizleri ifade ediyor. İş bulma ümidini yitirenler ile mevsimlik çalışanlar dahil edildiğinde gerçek işsiz sayısının 6 milyon 500 bine ulaşması söz konusudur.
Diğer taraftan çalışan işçinin huzuru da kaçmış bulunuyor. Çalışan, “Acaba işten çıkarılma sırası bana ne zaman gelecek?” stresi içinde verimli iş üretememekte ve ruhsal bunalıma girmektedir. Hem psikolojisi bozuluyor, hem de verimli iş üretemediği için; firmasına yararlı olamamaktadır.
Türkiye’nin yapısı itibari ile her yıl 700 bin, 800 bin genç iş bulmak zorunda. Her yıl artan genç nüfusa iş yaratamayan yöneticiler de çaresizlik içinde bulunmaktadırlar. Genç nüfus¬taki işsizliğin artmasının toplumsal şiddet olaylarını artırıcı, suça teşvik edici boyutlara tırmanması kaçınılmaz oluyor. Hırsızlık, kapkaç, soygun v.s. işsizliğin yarattığı nedenlerden kaynaklanıyor. Verimli çalışan, kar elde eden İktisadi Devlet Teşekkül¬leri özelleştirilmemiş olsa, işsiz sayısı bu denli korkunç boyutlara ulaşmamış olurdu kanısındayım.
Özelleştirme yapılırken; iş yerinin verimliliği, ürettiği malın pazar payı, rekabet ortamı iç ve dış piyasadaki pazar payı, arz ve talep durumu değerlendirildiğinde iyi bir sonuç alınacağı ortaya çıkıyorsa böyle bir işletmenin menkul ve gayri menkullerinin piyasa değerinin belirlenmesinde titiz davranılmadığı görülüyor. Örneğin Kütahya Şeker Fabrikası’nda satıştan sonra arsasının bir bölümünün alınması Belediye tarafından talep edil¬diğinde, fabrikanın satın alındığı bedel kadar fiyat istendiği söyleniyor.
Demek ki, özelleştirmelerde fizibilite hazırlıkları gerçekleri yansıtmayan kriterler üzerinden yürütülüyor.”


Kütahya Ekspres, 21 Mayıs 2009

Gazetemizin 54. Kuruluş yılı için gönderilen iyi niyet ve başarı dilekleri Kütahya dışından da devam ediyor.

53 yıl önce, Sayın Sarıışık tarafından kurulan Kütahya Ekspres, kurumsallaşmış haliyle kuşaklar boyu devam edecektir

Gazetemizin 54. Kuruluş yıldönümü için Kütahya’dan ve il dışından gönderilen kutlama mesajları devam ediyor. Tatilini Antalya’da geçiren Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın gazetemize telefonla gönderdiği kutlama mesajı şöyle:
“Kütahya’da 18 Mayıs 1956 tarihinde, günümüzden 53 yıl önce Sayın Nuri Sarıışık tarafından kurulan Kütahya Ekspres Gazetesi, değerli aydın Nuri Sarıışık ve değerli eşi merhume Sevim Sarıışık’ın özverili ve mihnetti mücadeleleri ile aralıksız olarak bugünlere kadar başarıyla devam etmiş ve 18 Mayıs 2009 günü çıkan sayısıyla 54. yıla girmiştir.
Doğru ve tarafsız haber ve doğruya yönlendirici yorumlarıyla Kütahya halkına gerçekleri yansıtan Kütahya Ekspres ikinci ve üçüncü kuşak yöneticilerinin elinde, aynı kalite ve formasyonla kuşaklar boyu devam edecektir.
Başta Sayın Nuri Sarıışık olmak üzere, gazetenin ikinci ve üçüncü kuşak sorumlularını ve çalışmalarını kutlar, Kütahya Ekspres’e yayın hayatında başarılar dilerim.”
Mustafa Ertaş



Kütahya Ekspres, 29 Nisan 2009

NATO Genel Sekreterliğine Ermenistan’a ve Azerbaycan’a yönelik dış politika eleştiriliyor.

Türkiye’nin dış politikasında görülen uyumsuzluk halkımızda tedirginlik yaratmaktadır

Ülkemizce uygulanan dış politikanın bazı bölümlerinin karşılıklı saygı ve güven esaslarına uyumlu bulunmadığı için vatandaşlar arasında tedirginlik yarattığı ileri sürülüyor. NATO Genel Sekreterliğine, Ermenistan ve Azerbaycan’a yönelik dış politikamız eleştiriliyor.

Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’de yapılan NATO üyeleri toplantısında NATO Genel Sekreterliği adayı Rasmussen’e karşı “Seni NATO Genel Sekreteri yapmam” diyerek haklı bir çıkış yaptığını savunan Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, “Bundan sonra ne olduysa oldu; Rasmussen, Genel Sekreter oldu. Halkımıza, bunun Türkiye için 3 şartın kabul edilmesi şartı ile olduğu açıklandı. Bu şartların Hz. Peygamber’e hakaret eden karikatüristler için özür dilenmesi; Roj TV’nin kapatılması ve NATO Genel Sekreter Yardımcılıklarından birisinin Türkiye’ye verilmesi olduğunu söyleyen Ertaş, bunların hiçbirinin yerine getirilmediğini açıklıyor ve konuyla ilgili açıklamasına şöyle devam ediyor:
“Türkiye’nin dış politikasında görülen uyumsuzluk halkımızda da tedirginlik yaratmaktadır. Ülkemiz sınır komşuları ile iyi ilişkiler içinde, Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda barış içinde karşılıklı saygı esasına dayalı bir politika izlemektedir.
Son günlerde dış politikada yaşanan gelişmeler ve izlenen dış politika basına yansıdığı kadarı ile anlaşılmaz bir seyir meydana getirmiştir.
Sayın Başbakan, Brüksel’de toplanan NATO üyelerinin NATO Genel Sekreter adayının Rasmussen’i göstermesine karşı çıkarak, “Rasmussen’i NATO Genel Sekreteri yapmam” diye vetosunu beyan eti. Ne olduysa bu sözden geri adım atıldı. Rasmussen’in genel sekreterliği onaylandı. Halkımıza üç şartın kabul edilmesi karşılığında onay verildiği duyuruldu.
A. Hazreti Peygambere hakaret eden karikatürler için özür dilenecek.
B. Roj TV kapatılacak.
C. NATO Genel Sekreter yardımcılıklarından biri Türkiye’ye verilecek.” Sonuçta sözü edilen üç maddenin hiçbiri gerçekleşmedi. Ermenistan’la iyi ilişki kurmak için diplomatik görüşmelere geçildiği, Türkiye-Ermenistan arasındaki pürüzlerin giderilmesi için bir takım maddelerde anlaşmanın sağlandığı basına sızması ve Azerbaycan’ın rahatsızlığını sert bir tavırla ortaya koyması “İKİ DEVLET BİR MİLLET” ilkesini havada bıraktı. Ermenistan sınır kapısının niçin kapatıldığı halkımızca bilinmektedir. Ermenilerin Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ’ı işgal etmesi, bir milyon Azeri’nin sürgün edilmesi, yüzlerce Azeri’nin katledilmesi, Türkiye-Ermenistan sınır kapısının kapanmasına sebeptir. Basının, yapılan gizli görüşmeleri kamunun bilgisine sunması ile olay, varılan anlaşma mad¬deleri Azerbaycan’ı haliyle beklemediği bir durumla karşı karşıya getiriyor. Türkiye’nin Ermenistan sınır kapısını Dağlık Karabağ’ı işgalini gerekçe göstermiş iken, paraf edildiği söylenilen mutabakatta Dağlık Karabağ’ın boşaltılarak Azerilere geri verilmesi ve göçmenlerin ülkelerine dönmesine ait bir maddenin olmadığı ortaya çıkıyor.
Türkiye-Ermenistan arasında yapılan gizli görüşmelerin ve anlaşmaya varılan konuların Ermenistan tarafından Rusya’ya bilgilendirildiği, Türkiye’nin Azerbaycan’a bilgi vermediği, Azerbaycan’ın gizli anlaşmanın bilgilerini Rusya’dan alması üzerine, Türkiye-Azerbaycan arasında soğuk fırtına başlıyor. Kim haklı dersek; elbette Azerbaycan haklı.
Amerikan Başkanı Obama’nın 24 Nisan demeci bizleri şaşırtmadı. Ülkemize geldiğinde de soykırım iddiasındaki görüşünde de bir değişiklik olmadığını ifade etmişti.
Türkiye’nin otuz diplomatını katleden Ermeni katillerinden hesap sorabildi mi?
1915 olaylarında binlere Türk’ün Ermenilerce katledildiği göz ardı ediliyor. Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin “Bütün hata bizdeydi, Osmanlı’yı arkadan vurduk, tehcire mecbur ettik.” sözleri neden itiraf kabul edilmiyor?
Dış politikamızda Irak konusunda da kırmızı çizgilerimizi unuttuk. Türkmenlerin yalnızlığı içler acısı. Kıbrıs politikamızda belirsizlik devam ediyor.
KKTC seçim sonuçlarının ardından Sayın Başbakanımızın beyanatı, seçimle gelen bir partiye moral vereceğine elem vermiştir.
Ümidimiz sağduyu demekten geçiyor.”


Kütahya Ekspres, 2 Nisan 2009

Yerel Seçimler Üzerine Düşünceler

29 Mart 2009 günü yapılan yerel seçimler üzerine, ülkemizin demokrasi geçmişi ve bu konuda aldığımız mesafelerin değerlendirmesini yapan Çavdarhisar ilçemizin eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş açıklamasında ülke yönetiminde görevli olanların, seçmen vatandaşın verdiği mesajı iyi değerlendirmesi gerektiğini söylüyor.

Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Yerel seçimlerde vatandaşın iktidar partisine verdiği mesaj iyi algılanmalıdır.
Türkiye tek partili yönetimden çok partili düzene, demokrasiye geçtikten sonra, 1950 yılından bugüne siyasi partilerin iktidar oldukları, ülkeyi yönettikleri yıllara bakarsak, iktidar partileri ikinci dönemde yıpranmaya başlanış, oy kaybına uğramıştır.
Demokrat Parti bir oy patlaması ile iktidar olmuş tabandan tavana halkın büyük bir desteği ile parlamentoda adeta tek parti iktidarı olmuştur.
DP iktidarının ikinci dönemine girdiğinde tek adam yönetimince endekslenmiş ve toplumda senden benden ayrımı başlamış, cepheler oluşturulmuş (vatan cephesi), genel başkanın gücü öne çıkmıştır. Seçmen bu durumu demokratik bulmamış oy kaybına uğramıştır.
Anavatan Partisi de iktidara büyük bir çoğunlukla gelmiş, ikinci döneme girdiğinde birinci dönemde aldığı desteği seçmen vermemiş ve iktidarı kaybetmiştir.
Demokrat Parti ve Anavatan Partisi gibi büyük bir oy patlaması ile iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi de ikinci döneminde oy kaybına uğramıştır.
Siyasi partilerin ikinci dönemlerinde oy kaybına uğramalarının nedenleri üzerinde dur¬mak gerekir.
Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan tek adamlığa -şefliğe- oynadılar. Kolektif yönetime önem vermediler. Halkın sesi olan basına kulak tıkadılar ve benden senden diye basını ayırıma endekslediler.
İktidarın başı başbakandır. Başbakan’ın engin bir hoşgörü sahibi olması gerekir. Eleştiriye, önerilere, muhalefetin tekliflerine, basının halkın isteklerini dile getirdiği olumlu görüşlerine öfkesiz, sabırlı, aldığı kültüründe verdiği duyarlılıkla yaklaşımı olumlu olmalıdır.
Her eleştiride bir arka niyet aramamak gerektiğine inanmak gerek.
Sayın Başbakan, 29 Mart’ı umarım iyi değerlendirir, seçimlerin verdiği mesajın, beklentilerin, halkın isteklerinin, demokrasinin İşleyişinde yapılan hataların, yanlışların üzerinde durarak, uygulamaya koyacağı programı bu beklentiler üzerine endeksler diye ümit ediyorum.
Tarih boyunca çok seslilikten ayrılanlar iktidar olmuşlardır ama yönetimde daima hata yaptıklarından sonunda hüsrana uğramışlardır.
Yerel yönetimlerin ülkemize, halkımıza hayırlı olmasını dilerim.”


Kütahya Ekspres, 24 Mart 2006

“ÖZÜR DİLEME KAMPANYASI” ile ilgili tartışmalar ve eleştiriler devam ediyor:

Yarım milyon Türk ve Müslüman, Ermenilerce katledilmiştir, Ermeni aydınlar Türkiye’den özür dileyecek mi?

ÇAVDARHİSAR ilçemizde 10 yıl Belediye Başkanlığı yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş da bu tartışmalara katıldı ve konuyla ilgili düşüncelerini gazetemize aktardı. Ertaş, 1915 yılındaki zorunlu tehcirin Ermenilerin zorunlu göçe zorlandığını, bunun elbette üzücü bir politika olduğunu; ancak Ermeniler’in de bu göç esnasında, özellikle Erzurum ve yöresinde yarım milyon Türk ve Müslüman vatandaşımızı katlettiğinin bilinmesini; Ermeni’nin savunduğu 1915 katliamı politikasının önce tazminat, sonra da toprak talebi olduğunu belirtiyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Osmanlı Ermenilerinin 1915’te zorunlu göçe tabi tutulması elbette üzücü. Ancak, SOYKIRIM olarak değerlendirilip özür dilenmesi KABUL EDİLEMEZ bir olgudur.
Yarım milyonun üstünde Müslüman’ın Ermenilerce topluca katledilmesi, onlarca diplomatın ASALA tarafından haince öldürülmesi gerçeği için de bir ÖZÜR KAMPANYASINI acaba Ermeni ırkçılar da başlatacaklar mı? Aydınlarımız bu gerçeği de gündeme getirirler mi acaba?
Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlılar yedi ayrı cephede savaşmaktaydı. Doğuda Rus işgalinin yaşandığı günlerde, cephe gerisinin savunmasız kalması, Ermeni çetecilerin Müslüman halkın katliamına başlamalarına neden olmuştur. Emelleri bu bölgede bir ERMENİ DEVLETİ kurmaktı.
Camilerde topladıkları Müslümanları yakarak katletmekten zevk almışlardır. Ermenilerce katledilen Müslüman halka ait 185 mezarda araştırma yapan tarihçiler mezalimi gün yüzüne çıkarmışlardır. Özürcüler bu gerçekleri görmüyorlar mı?
Tehcirden sonra Mondros ve devamında yapılan SEVR anlaşmaları bilindiği gibi Osmanlı’nın yok edilme belgeleridir. Galip devletler anlaşmaya ne yazdılarsa Osmanlılar kabul etmiştir.
Ermeni soykırımının olduğuna galip devletler inanmış olsalardı Mondros ve Sevr belgelerine mutlaka dikkat çekici bir şekilde koyarlardı. Mantık bunu gösteriyor.
Olayın yaşandığı 1915 yılında zorunlu göçe tabi tutulan Ermenilerin bir kısmı İran’a, Suriye’ye, Lübnan’a gitmişlerdir. Halen bu ülkede yaşamaktadırlar. Türkiye’de 50 bin kadar Ermeni vatandaşımız yaşamaktadır.
Özür dileyen aydınlarımız Ermenilere yeni bir güç vermekte olduklarının bilincinde olsalar gerektir.
Bakınız Amerikan Ermeni Asamblesi İcra Direktörü Bryan Ardouny ne diyor: “Türkiye’de geri dönülmez bir eğilim başladı. Bu özür, bu yönde bir ilk adım ve Türkiye’nin kaçınılmaz olarak soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu ortaya çıkaracak.” ifadesi, ABD Başkanı Obama’ya soykırım kararını alma yönünde bir uyarı değil mi?
Ermeni Diasporası’nın amacı özür-mözür değil, onlar önce tazminat, sonra toprak talep etmek hesabında. Adım adım hedefe varmak istiyorlar.
Bizim aydınlarımız da yardımcı olmaktan geri kalmıyor görünüyorlar.
Yaşayıp göreceğiz, bu özürcüler Türkiye’yi nelere mal edecekler?
Lütfen yarım milyonun üstünde Müslüman’ın ve onlarca diplomatın katledildikleri gerçeğini görerek ÖZÜR kampanyanızı bir daha gözden geçiriniz.”


Kütahya Ekspres, 18 Mart 2009

TSK hakkında gelişigüzel konuşan politikacılar tepkiyle karşılanıyor.

Düşmanı düşündüren, dostu sevindiren bu ordu bizim, asker hedef alınarak politika yapılmamalıdır

Eğitim kökenli Çavdarhisar ilçesinin eski Belediye Başkanı, gazetemize İstanbul’dan gönderdiği açıklamasında, Türk ordusu hakkında yersiz konuşmalar yapan politikacıları eleştiriyor; bu arada Manisa Milletvekili ve TBMM eski Başkanı Bülent Arınç’ın son günlerde basına yansıyan demecinin talihsiz bir açıklama olduğunu söylüyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Bir ordumuz var. Bu ordu Türk milletinin ordusu.
Türk askerini yıpratmak için politika yapmak çok yanlıştır. Ordumuz hepimizin çocuklarından, gençlerinden oluşan askerlerimiz.
Dünyanın gıpta ile izlediği, güçlü, dinamik, düşmanı düşündüren, dostu sevindiren, herkesin imrendiği bu ordu bizim askerlerimiz. Politika askerimizi hedef alarak yapılmamalı.
Kurtuluş Savaşında, düşmanlarımız ve padişah yandaşları “Bu ordu ile mi savaş kazanılacak” diye küçümsedikleri ordularımız büyük zaferi kazanarak işgalcileri anayurttan kovmadılar mı?.. “İyi ki bunlarla savaşa falan girmemişiz” diyen sayın Bülent Arınç; büyük bir politik hata yapmıştır.
Sayın Arınç, TBMM Başkanlığı yapmış siyasi kültür bakımında deneyimli bir politikacıdır.
Toplumun tezahürünü görünce deneyimli politikacılar da maksadını aşan beyanlarda bulunabiliyorlar.
Söz konusu ettiği generaller ve diğer rütbeli askerler için savcılıkça daha iddianame hazırlanmamıştı.
Kim olursa olsun mahkemeler karar vermedikçe zanlılar suçlu sayılamaz.
İddianame mahkemeye verildiğine göre mahkeme iddiayı kabul veya ret kararına göre durum aydınlanacaktır.
İddia kabul görürse duruşmalar, savunmalar ve yargılama devam edecektir.
Sorun tutuklanan (gözaltına alınan) askerler bahane edilerek ordu üzerinde tedirginlik yaratmak isteniyorsa; büyük bir yanlışın içinde bulunuyor demektir.
Politikamızı yapalım ama, askerininiz üzerinde değil, yapacağımız hizmetleri anlatarak yapalım.”


Kütahya Ekspres, 24 Şubat 2009

İktidarın yerel seçim gayreti içinde ekonomik politikayı gevşettiği iddia ediliyor.

Hükümet seçime endekslenmiş, ekonomideki yangını görmek istemiyor

İŞSİZLİĞİN arttığı, işyerlerinin peşi peşine kapandığı, üretimin ve ihracatın düştüğü, fabrikaların işçi çıkarttığı ekonomik krizde iktidarın seçime endekslendiğini iddia eden Mustafa Ertaş; tedbir alınmadığı takdirde ülke ekonomisinin içler acısı bir noktaya geleceğini açıklıyor.

ÇAVDARHİSAR Beldesinin ilçe yapılmasında unutulmaz gayretli olan ve bu ilçemizde 10 yıl Belediye Başkanlığı yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş’ın gazetemize yaptığı açıklama şöyle:
“Türkiye’de hükümet seçime endekslenmiş ekonomideki yangını görmek istemeyen bir politika izliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı veriler ekonomideki krizin gün geçtikçe derinleşmekte olduğunu haber veriyor. Üretim durma noktasına geldiği için; ihracat da arzu edilen seviyeye ulaşamıyor. Üretim ve ihracatın yavaşlaması katma değer kaybı, ekonomiyi çökerten diğer bir etken. Üretimin yavaşlaması, durma noktasına gelmesi istihdam kaybını yaratıyor. İş yerleri katma değer yaratamadığından dolayı ya işçi çıkarıyor ya da ücretsiz izin vermek zorunda kalıyor. Kapasite kullanımındaki daralma verilen siparişlerin de iptalini yaratıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıklamasında işsiz sayısının üç milyona dayandığını belirtiyor. Açıklanan bu rakam resmi kayıtların göstergesini ifade ediyor. Oysa İş Bulma Kurumuna başvurmaktan usanan kayıtlı iş arayan kadar işsiz var.
Çalışan işçiler işten çıkarılacaklarını düşünmedikleri için borçlanarak gelirlerine göre taksitle evlerinin ihtiyacı olan gereçleri aldılar ve değirmen satıcı için de alıcı için de dönüyordu. İşten çıkarılan bu borçlular çoluk çocuğunu mu geçindirsin, taksitlerini mi ödesin. Hem satıcı hem alıcı bir batağın içinde, çaresizlik içindeler. Satıcılar icra yolu ile tahsile gidecek alıcının (borçlunun) evinde ne varsa alıp götürecek.
Binlerce aile çaresizlik içinde kalmış bulunuyor. Bütün dünya; insanlarını (vatandaşlarını) krizden kurtarmak için, aylardan beri tedbir alıyor, projeler üreterek üreticiyi ve tüketiciyi koruma ve yaşatma çabası içindeler. Hükümetimiz, partilerimiz seçim kazanma savaşı veriyorlar. Kapanan işletmelerin, işsiz kalan milyonların derdine değinen konuşma yapanı göremiyoruz. 29 Mart sonrası Türkiye’nin durumu içler acısı bir manzara olarak ortaya çıkacak.
Buzdolabı, çamaşır makinesi, kömür, bulgur dağımı geçici, bir süre yarar sağlar. Karın doyuran yardımlar bunlar değil ekonominin düze çıkması, ihracatın artması, üretimin hızlanması, işsizliğin giderilmesi halkımızın beklentileridir.”


Kütahya Ekspres, 27 Ocak 2009

AK Parti Hükümetinin Özelleştirme Politikası Eleştiriliyor…

Fabrikaları kurumları ve limanları sata sata bitiremeyen AKP hükümeti, bu defa da Milli Piyango’yu satma hazırlığında

Ak Parti Hükümetinin uygulamakta olduğu özelleştirme politikası, vatandaşlar tarafından “Cumhuriyeti kuranların Türk halkına armağanı olan fabrikaların, işletmelerin AKP tarafından özelleştirme adı altında satıldığı” şeklinde yorumlanıyor.
Gazetemizi ziyaret eden Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, bu konuda şu açıklamayı yaptı:
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların Türk halkına armağan ettiği iktisadi devlet işletmeleri, fabrikaları, limanları, gelir getiren kurumları altı yılda sata sata bitiremeyen AKP hükümeti bu defa Milli Piyango Kurumunu satmak için ihale hazırlığında olduğu basında yer almaya başladı.
Birkaç kez özelleştirmelerin yapılmasında nelerin dikkate alınması gerektiğini dile getirmiştim.
Özelleştirilecek devlet işletmelerinin kar etmeyen, üretimi ile ekonomiye katkıda bulunmayan, zarar etme riski olan özel sektörün ürettiği ile rekabet edemeyen işletme ve fabrikaların satışı, özelleştirilmesi faydalı olabilir.
Bugüne kadar yapılan özelleştirmelerde yapılan yanlışlığın stratejik, ülke için vazgeçilemeyecek işletmeler, üç-beş yıllık geliri karşılığı satıldı. Örneğin; Türk Telekom, Pet-kim, Tekel daha birçok işletme bunlardan birkaçı. Satın aldığı işletmenin arsasının bir kısmını ya da stoktaki malzemeyi satarak daha anında verdiği paranın tamamını ya da yarısını hemen cebine koydu. Satışların yapılmadan önce fizibilitesinin, fiyat değerlendirmesinin gerektiği gibi yapılmadığı anlaşılıyor. Binaların, arsaların, stokların, hammaddelerin günün rayiç bedellerine göre değerlendirilmediği anlaşılıyor.
Sıra şans oyunlarının ilki Milli Piyangonun satışına gelmiş görülüyor. Bu kuruluşun zarar etme gibi bir riski yoktur. Milli Piyango gelirlerinden Kızılay, Çocuk Esirgeme ve benzer yardım kurumları da gelirden pay almaktadırlar. Sıra oto yollara, köprülere geçecektir.
Seksen yılda Cumhuriyet hükümetleri üretmedi, tüketti diyenler, kendileri neler bırakacaklar acaba. Görünürde bir şey yok. Milli Piyango geliri kaç yıllığına satılacak İzleyelim bakalım. Altın yumurtlayan tavuk kesiliyor.
Özelleştirilen iktisadi devlet işletmelerinden elde edilen gelirlerle yeni hangi işletme açıldı, kaç kişi işe girdi, gördüğümüz yok. Alınan borçların faizleri ödeniyor. Gelecek kuşaklara bırakacağımız bir şey kalmayacaktır.”


Kütahya Ekspres, 1 Aralık 2008

Öğretmenler Günü kutlamaları, yüzeysel ve sadece merasim havasında.

24 Kasım Öğretmenler Günü düzenlemelerinin merasim havasından kurtulamadığını, yüzeysel seviyede kaldığını iddia eden emekli eğitimciler, kutlama etkinliklerinin çalışan ve emekli öğretmenlere duyurulmasının öğretmenevleri kanalıyla yapılabileceğini belirtiyorlar.
Emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçemizin önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlamaları ile ilgili düzenlemelerin yüzeysel kaldığını, bu ülkeye en güzel yıllarını veren emekli öğretmenlerin dışlandığını; öğretmen sorunlarını gereği gibi dile getiremediklerini iddia ediyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklamaları şöyle:
“Öğretmenler Günü’nün tüm yurtta olduğu gibi ilimizde de kutlanmış olduğunu yerel televizyonlardan ve basından öğrenmiş oldum.
24 Kasım Öğretmenler Gününde kutlamanın büyük bir etkinlikle yapılmasını görmek mutluluk verirdi. İlimiz Öğretmenevi bu gibi kutlamaların ve etkinliklerin duyurusunun yapılması gereken bir yer olduğunu göre, niçin bir duyuru ile yıllarını eğitim ve öğretim aşkı ile geçirmiş emekli öğretmenleri çağırma nezaketi gösterilmez, anlamak mümkün değil. 24 Kasım'ın anlamı, mesleğe yeni katılanlarla yıllarını eğitim ve öğretime verip emekli olan, unutulan yorgun savaşçıların haşır neşir olup, geçmişi ve geleceği konuşmaları herhalde daha verimli bir günün yaşama -geçirilmesini sağlardı.
Organizesi Milli Eğitim Müdürlüğünce yapıldığına göre; anlaşılan prosedürü yerine getirmek; baştan savmak yeterli sayılmış.
Peki eğitim sendikaları nasıl bir etkinlik yaptılar? 11 eğitim sendikasının etkinliği nelerdir?
Üyelerinin idari baskıdan, ekonomik sıkıntıdan çektikleri bunalımı güncelleştiren bir form düzenleyemezler mi idi? Bir reyon görevlisinin beğenmediği maaşla çalışmak zorunda kalan öğretmenlerimizin sesini duyurma fırsatı, ortamı neden yaratılamıyor?
Öyle bir uygulama getirildi ki dört tip öğretmen yaratıldı, a) kadrolu, b) Sözleşmeli, c) Vekil, d) Ücretli öğretmen. Böyle bir sistemde iş güvencesi olmadığı gibi; çalışan tedirginlik İçinde, ne zaman işime son verilecek düşüncesi ile verimli bir çalışma yapamaz.
Eğitim ve öğretimde verimliliğin düşmesinin nedenlerini burada aramak gerek.
Ülkemizde 140.000 öğretmen açığı olduğunu Eğitim-Sen'in araştırmasından öğreniyoruz.
Eğitime, öğretmene önem veren Milli. Eğitim Bakanı görmek mümkün değil. Nasıl aramazsın Mustafa Necati'leri, Hasan Ali Yücel'leri... İyi ki Köy Enstitülerini kurmuşlar da, eğitim ve öğretimde devrim yaparak 20.000 öğretmen ve sağlık elemanım en ücra köylerimize göndererek aydınlık Türkiye'nin ışığını yakmışlar.
Çalışan, emeğinin hakkını alamadığında verimli olamaz.
Yeni işe başlayan ilkokul öğretmenini yıllık kazancı 12.000 dolar. Aynı kıdemdeki bir ilkokul öğretmeni Çek Cumhuriyeti'nde 18.000, İspanya'da 32.000, Fransa'da 23.000 dolar alıyor, Biz öğretmenimizi açlık sınırı içinde çalıştırıyoruz.
2008 Ekim itibari ile Türkiye'de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 2725 YTL. Açlık sınırı da 1051 YTL. Türk Eğitim-Sen'in açıklamasına göre; öğretmenlerin maaşı ek ders ücretleriyle birlikte ortalama 1000-1500 TL arasında değişiyormuş. Bir milletin kalkınması eğitim ve öğretimle gerçekleşeceğini büyüklerimiz söyler ama; uygulamaya geldiğinde ortalıkta görünmezler. Ulusal birliğimizin temeli eğitim ve öğretimden geçer. Bu birliği sağlayacaklar da öğretmenlerimizdir.
Gelecek 24 Kasımlarda ilimizde Öğretmenler Gününü daha kapsamlı kutlayacak idareciler görmek dilek ve temennisinde bulunuyorum.”



Kütahya Ekspres, 17 Kasım 2008

Dünyayı sarsan ekonomik kriz, vatandaşları da tedirgin etmeye başladı…

Bazı fabrikaların likidite sorunlarından kapandığını; üretimin yavaşladığını; işsizliğin arttığını endişeyle görüyoruz

Amerika’da başlayan ve giderek bütün dünyada hissedilmeye başlayan ekonomik krizin ülkemizde de emareleri görülmeye başlaması, ülkenin ve ekonominin durumunu yakından izleyen aydınları endişeye sevk etmeye başladı.

Gazetemize konuyla ilgili bir açıklama yapan emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçesinin Önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, belirtileri görülmeye başlayan ekonomik kriz, ka¬panan fabrikalar, artan işsizlik ve yaklaşan yerel seçimler dolayısıyla Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakfı tarafından vatandaşlara yapılan yardımların iktidar tarafından yapılıyormuş gibi gösterilmesiyle ilgili düşüncelerini yansıtıyor ve krizin Türk ekonomisini çökertmemesi için hükümet tarafından gerekli önlemlerin acilen alınmasını istiyor.
Mustafa Ertaş'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Dünyayı saran ekonomik buhran ülkemizi de sarsmakta ve üretim yavaşlamakta, bazı fabrikaların likidite sorunundan kapanmakta olduğunu görüyoruz.
Üretimin durması, ihracatın yok denecek kadar düşük seviyede kalması, işsizliğin nedenlerini oluşturuyor.
Krizin yarattığı işsiz sayısı on bir milyonun üzerinde ilerliyor.
Bankalar üretici firmalara kredi vermediği gibi verdiği krediyi de geri çağırıyor. Piyasada nakit sıkıntısı hat safhada. Esnaf siftah yapamadan dükkan kapatmakta, işyerinin kirasını dahi ödeme sıkıntısı çekmekte.
Krizin başlamasıyla birlikte daralan ekonominin ve düşen büyüme hızının bedelini işçiler, memurlar, emekliler, talebin azalması yüzünden de esnaf ve çiftçiler çekecek. Türkiye ekonomisi son altı yıldır yüzde 7 ile yüzde 8 arasında büyürken bile yoksulluğu yenememişti.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun yayınladığı tabloya göre Türkiye'de bir milyon aç var. On sekiz milyon yoksul var. Bu istatistik verilerine göre her dört kişiden biri yoksul.
Mahalli seçimlerin 29 Mart 2009'da yapılacağını biliyoruz. Belediyeler, devlete olan borçlarını bir tarafa bırakıp; taraftarına (seçmenine) kömür, bulgur, pirinç, kuru bakliyat ve para dağıtmakta. Ayrıca devletin 1986'da çıkarılan 3294 sayılı yasayla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu'ndan yoksullara gıda ve nakdi yardım, kömür yardımı yapılıyor. Halk bu yardımı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yaptığını sanıyor ve devletin kanun gereği yoksul halka yaptığı belirtilmeden AKP'nin yaptığı bir yardım olarak propagandası yapılıyor. İl ve ilçelerde oluşturulmuş 973 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla yapılan yardımlarda AKP'nin bir katkısı yoktur.
Patronlar Kulübü (TÜSİAD) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, ekonomik önlemler için Hükümete önerilerde bulunmakta iseler de Sayın Başbakanımız 'Hamdolsun ekonomimiz iyi' demektedir. Kapanan fabrikaları, işten çıkarılan işçileri görmüyorlar. Üstüne üstlük doğalgaza yılbaşından bu yana yüzde seksen iki zam yapıldı. Vatana, millete, fakir, fukaraya hayırlı olsun.”


Kütahya Ekspres, 21 Ekim 2008

Terörün yanı sıra, dünyayı saran ekonomik kriz de vatandaşın ilgisi kapsamında…

Terörizm darbe aldıkça saldırıyor-yaklaşan ekonomik krizin yanında çalışanın ve emeklinin geçim derdi sosyal huzurda gedik açıyor

Çavdarhisar ilçemizin önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

"Türkiye'ye terör belası yetmiyormuş gibi bir de dünyayı saran ekonomik kriz bulaştı.
Gün geçmiyor ki haberler her gün şehit haberimizi duyuruyor.
Teröristler darbe yedikçe ölümüne saldırıyorlar. Dağdaki terörist görünmeden baskın yaparak saldırıyor. Ya şehirlerde gösteri adı altında maskeli kişilerin yaptıkları taşlı, sopalı, molotof kokteylli saldırıları ve verdikleri zararlara ne demeli. Kolluk kuvvetlerimiz taş, molotof yağmuru altında müşkül durumda kaldıklarını görüntülü medyadan izliyoruz. Kolluk kuvvetleri görünen teröristlere gerekli direnişi ve zor kullanımı yapamıyor. İnsan haklarına aykırı olur, AB kurallarına uymamaktan AB'den ihtar alırız korkusu fren yaptırıyor. Gösteri adı altında yapılan terörün yasal çaresini bulmak hükümet ve parlamentoya düşüyor. Yapılan tahribat küçümsenmeyecek boyutlarda.
Ekonomik kriz piyasalarda hissedilmeye başladı. Daralan piyasanın ve gerilen ekonominin büyüme hızının düşmesi, sadece piyasaları değil; emekliler, işçiler, memurlar cephesinde kemerlerin sıkılması sonucu esnafa yansıyan hareketsizlik esnafında yoksulluğunun önünü açıyor.
Piyasadaki durgunluk üretimi engelliyor. Üretimin durması demek işçi çıkarmalarının habercisidir. Üretim olursa istihdam olur. Üretmeyen fabrika, işyeri, işçisine yol vermek zorunda kalır.
Tüketim çalışanın, emeklinin gelir düzeyine bağlı olarak azalır veya çoğalır. Hem çalışan, hem de emekli zorunlu giderlerini karşılamada büyük sıkıntı içindeler. Son bir yılda doğalgaza yüzde 40, elektriğe yüzde 60 zam yapıldı. Sınırlı geliri olan çalışan ve emekli bu zamları, mutfak, okul, yol gideri, giyecek v.s. masraflarını nasıl karşılasın. Çalışan memura seyyanen bir zam yapıldı. Emekliye zam verilmedi. AKP hükümetine gelinceye kadar, geçmiş hükümetler memura yaptığı zammı emekliye de yapagelmişti. AKP hükümetinin bu anlayışını, tutumunu emekliler elbette değerlendireceklerdir. Hükümet yoksulluk içinde olan vatandaşının yaşamını iyileştirmek için gerekli tedbiri almak zorundadır.
Türkiye'de bir milyon aç, on sekiz milyon yoksul var. Her yüz kişinin yirmi beşi yatağa aç giriyor. Çareyi yönetenler bulacaktır.”


Kütahya Ekspres, 12 Ağustos 2008

Hiçbir siyasi parti, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden politika yapmamalı

Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması ve yorumları şöyle:

“Politikacılar Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden siyaset yapmayı asla düşünmemelidirler.
Son bir haftadır Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı Vekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, YAŞ kararları ile Sayın Yaşar Büyükanıt'a alınan (emekliliğinde kullanacak) makam aracına ait başlattığı tartışma ardı ardına verdiği beyanatlarla devam etti.
Ortaya atılan savlarda haklılık payı da olabilir. Fakat ortaya atılan iddiaların gerçekliğini (makam aracı dışındaki) görmek ve değerlendirmeyi zamana bırakmak, örneğin Aralık ayı YAŞ toplantılarına kadar beklemek acaba ne kaybettirirdi?
AKP'nin değil, hükümetin kurumları ile uyumlu çalışması yadırganmamalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri Atatürk devrimlerinin ve cumhuriyetin kazanımlarının korunması ve kollanmasında taviz vermez bir tutum içinde olduğunu Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne her ortamda göstermiş ve göstermektedir. Bu tutumundan asla şüphe etmemeliyiz.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine karıştırılması ve yıpratılması için; bazı cemaatler, basın kuruluşlarının zaman zaman beyan ve yazılarında görülmektedir.
Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetinin yücelmesini, karanlık kurum ve kuruluşlar tarafından hedefinden saptırılmasını önleyecek, Atatürk devrimlerinin yaşaması, ilerlemesi için güvencemiz Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Türkiye'de ekonomik durum her geçen gün kötüye gitmekte, yoksulluk artmakta, ticaretle uğraşan esnaf kepenk kapatmakta, dar gelirli, emekli, işçi yoksulluk sınırının altında feryat etmekte, elektrik, doğalgaz zamları ile daha fakirleşerek perişan bir duruma gelmiş bulunmaktadır. Köylü girdilerinin fiyatının yüksekliğinden tarlasını ekmeyi bırakmıştır.
Buğday üreten ülkemiz, ithal eden bir Türkiye olmuştur. Siyasi partilerimizin hedefi, konusu; halkımızın çektiği acıları nasıl dindireceklerini, hangi programlarla işsizliğin yolsuzluğun, yoksulluğun, ekonomideki yanlışlığın önleneceğini ortaya koyarak, mutlu bir halk, refah düzeyi yüksek bir Türkiye yaratacaklarını halkımıza anlatmalıdırlar.
CHP'den halkımızın beklentisi; bütün kesimleri kucaklayacak bir planlı programla hedeflerini ortaya koyma beklentisidir.
Son söz Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden hiçbir siyasi partimiz politika yapmamalıdır.”


Kütahya Ekspres, 29 Temmuz 2008

Devlet özelleştirilen KİT’leri mercek altına almalıdır

Özelleştirmelerde bilerek bilmeyerek büyük soygunların olduğu şüphesi var.
Devletin görevlileri bu özelleştirilen KİT’lerin satışını incelemeye almalıdır.

ÖZELLEŞTİRME idaresi; Tüpraş, Petkim, Telekom, Erdemir, Tekel, çimento fabrikaları, limanlar, şeker fabrikaları, Azot Fabrikası, arsalar ve daha birçok kamu malını (Cumhuriyetin kazanımlarını) iktidarımız borçlarımızı ödemek ve dış ticaret açığını kapatmak için satmış bulunuyor.
Satılan bu varlıklar 80 yıllık cumhuriyet hükümetlerinin yatırımları idi. Bu işletmeler milyonlarca vatandaşımızın çalıştığı, ailesini geçindirdiği işletmelerdi.
Söz konusu işletmeler zarar etmeyen, katma değer yaratan, iş imkanı sağlayan, ihracatla döviz girdisi yaratan fabrika ve işletmelerdi.
Bugünlerde milli piyango, talih şans oyunlarının da satışının hazırlandığını duyuyoruz. Bu kuruluşların da katma değerinin yüksek olduğu, kamu yararı kuruluşlara pay vererek yardıma muhtaç kişilere hizmet vermekteler.
Zarar etmeyen bu kuruluşların satışı, yumurtlayan tavuğun kesilmesine benziyor.
Tekel’in satışı üzerinde durulması ve devletin yetkililerinin incelemeye alması gerektiğini düşünüyorum.
Tekel’in içki üreten fabrikalarına 750 milyon dolar değer biçiliyor. İhaleye çıkarılıyor (son teknoloji ile yenilenmiş fabrikalar) 292 milyon dolara LİMAK-NUROL-ÖZALTIN ortaklarına satılıyor. Bu satışa 81 ildeki stoklar da dahil edilmiş. Aradan kısa zaman geçiyor. 292 milyon dolara alan ortaklar, Amerikan firmasına 950 milyon dolara satıyorlar. Aradaki fark 658 milyon dolar. Korkunç bir kâr. Devletin, 80 yılda cumhuriyet hükümetlerinin, halkına hizmet, iş, katma değer yaratması için kurduğu bu işletmelerin, satışının hazırlığında fizibilitesi yaptırılırken gerçek fiyatının olup olmadığı hiç mi incelenmiyor.
2002 yılında 222 milyar dolar olan iç ve dış borç stoku, bugün 490 milyar dolara yükselmiş bulunuyor.
Dış ticaret açığı 65 milyar dolara, 2002’de 1 milyar dolar olan cari açık şimdi 51 milyar dolara yükselmiş bulunuyor.
Devlet mallarını satarak, faiz ödemesi yaparak geldiğimiz nokta, gelecek kuşaklara borçtan başka bir miras yok.
İşsizlik had safhada, enflasyon çift rakamlara geldi.
Halkımızın dörtte üçü yoksulluk sınırında. Devlet varlıklarımızın korunması, verimli hale getirilerek işsizlere iş, yoksula katkı yaratılması beklentimizdir.


Kütahya Ekspres, 28.06.2010

BORUSAN, Türk ekonomisine ve sanayiine çok önemli katkılar sağlamış bir kuruluştur

1958 yılında Asım Kocabıyık tarafından kurulan Borusan Firması Holding olarak ülke ekonomisine kazandırdığı kuruluşların istihdam ve üretim alanında Türkiye’nin sayılı ticaret ve sanayi kuruluşu haline geldiğini söyleyen emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçesinin önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, BORUSAN’ın Türkiye’ye yaptığı hizmetleri şöyle anlatıyor:

“Bugünlerde BORUSAN 50. yılını kutluyor.
1958 yılında kurulun Borusan boru fabrikası 27 çalışanı ile üretime başlamış, genişleyerek Borusan boru üreten tesislerinde bin üç yüzü aşan çalışanı bulunuyor.
Borusan Holding A.Ş. olarak yirmi bir şirketi bünyesinde toplamış bulunuyor.
Bilindiği gibi 1958 yıllarında sanayimiz yok sanılacak durumda idi. Türkiye’nin ihtiyacı olan önemli ihtiyaçları ithal edilerek karşılanıyordu.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Asım Kocabıyık, ithal edilen boruları ülkemizde üretmek arayışı ile işe başlayarak dev bir sanayinin meydana gelmesini sağlamıştır. Türkiye ithal eden değil, üreten ve ihraç eden konuma gelmiştir. Bu üretim ve ihracatın katma değeri ülkemizin kalkınmasında, ekonomik gücümüzün daha iyiye gitmesinde önem taşımaktadır.
Borusan Boru Sanayii 2004 yılında Mannesmann Şirketi ile birleşerek Ortadoğu’nun en büyük boru üreten şirketini oluşturdular. Aynı zamanda Borusan Mannesmann Boru, Avrupa’da boru üreten ilk beşin içinde bulunuyor.
Borusan Holding bünyesinde Borusan Otomotiv, iş makinaları gibi distribütörlük faaliyetleri de yürütülmektedir.
Asım Kocabıyık, kurduğu Asım Kocabıyık Kültür ve Eğitim Vakfı ile eğitimimize büyük katkılar yapmaktadır.
Milli eğitime kazandırdığı ilköğretim okulları, meslek sanat okulları yanında bu yıl da Gemlik’te Hukuk Fakültesi kurarak üniversitelerimizde katkıda bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi’ne kurduğu kütüphane Asım Kocabıyık’ın mezun olduğu fakülteye bir vefa borcu olarak değerlendiriyorum. Türkiye Asım Kocabıyık gibi iş adamlarımız sayesinde kalkınma ve büyümeyi sağlayacaktır.
Başarılı nice elli yıllar diliyorum.”



Kütahya Ekspres, 22.05.2008

Vatandaşlar, siyasi partilerin birbirlerine sataşmaktan sıyrılıp, ülkenin ve vatandaşların hayati sorunlarına çare arama yoluna gitmemelerinden şikayetçi

Siyasi partiler laf üreteceklerine köylünün, yoksulun derdine çare aramalıdırlar

Türkiye’de politika yapan iktidar ve muhalefet partilerinin birbirleriyle kavga etmekten, birbirlerine sataşıp laf üretmekten ülke sorunlarına çare arama yoluna gidemediklerini söyleyen Mustafa Ertaş; konuyla ilgili açıklamasında çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun ve dar gelirlinin hayati sorunlarına çare bulamadıklarını söylüyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Siyasi partilerimiz birbirlerine sataşmaktan ülkenin ve insanların sıkıntılarını görmekten uzak siyaset yapıyorlar.
Çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun, dar gelirlinin, işsizin dertlerine çare arayacaklarına sen-ben kavgası yapıyorlar.
Ne iktidar sözcüleri, ne muhalefet 11 milyon kişinin aç, 53 milyon yoksulun derdine çare öngören program sunamıyor. Hiçbiri (ne iktidar-ne muhalefet partileri) bu insanlarımızı açlıktan, yoksulluktan nasıl kurtaracaklarına açıklık getirmiyorlar.
Türkiye’de sanayide, tarımda üretim duraklamaya geçmiş. Girdilerin fiyat artışı, üreticiyi perişan etmekte. Esnaf satış yapamamaktan yakınıyor.
İşsiz sayısının 20 milyona yaklaştığı söyleniyor. Tarımın milli gelir içindeki payı yüzde on bire gerilemiş. Tarımda satın alınarak kullanılan girdilerin fiyatı geçen yıllara göre ürkütücü bir düzeye gelmiş.
2007 Ekim’inde 20-20 (Azot-Potas-Fosfor) içerikli gübrenin kilogramı 40 kuruş iken, bugün 96 kuruştur. Yüzde 140 artmış. Üre 2007 sonbaharında 60 kuruş iken, bugünkü fiyatı 94 kuruş. Amonyum sülfatın kilosu 38 kuruştan 62 kuruşa çıkmış. Görülüyor ki çiftçinin en önemli girdileri yüzde yüze varan zam görmüştür. Mazot 2007’den bugüne kadar yüzde 33 artış göstermiş. Özellikle küçük çiftçi finansman bulmakta sıkıntı çekmekte.
Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldığı borçlarını çiftçimiz ödeyemiyor. İcra takipleri devam ediyor. Bütün dünyada tarım üretimi için hükümetler çiftçileri destekliyor. Türkiye IMF ve Dünya Bankasının önerdiği yanlış politikalarla çiftçimizi bunalıma sokmuş durumda. Köylü hükümetlerden yeterince destek görmediği için ekemiyor, üretemiyor. Çiftçinin girdilerini karşılayacak maddi gücü tükenmiştir.
Siyasi partiler laf üreteceklerine köylünün, yoksulun sıkıntılarına çare arayan projeler ortaya koymalıdırlar.
Cumhuriyet Halk Partisinin köylünün sorunlarını ele alan Tarım Kurultayı’nı 4 Haziran’da Urfa’da toplayacağı haberini öğrendik. Türkiye Ziraat Odalarının da katılacağı açıklanan bu kurultay umarım çiftçimizin sorunlarına çözümü için büyük bir ufuk açmış olur. Enflasyon çift rakamlarda. Gıda fiyatları artışı can yakıyor. Üreticiler hükümetimizden vaat edilen enflasyon farkının ne zaman verilecek beklentisi içindeler.”



Kütahya Ekspres, 19.06.2008

Anadolu basını susturulmak mı isteniyor?

Kamu İhale Tasarısına Tepkiler Devam Ediyor

• Meclisteki Kamu İhale Tasarısının Anadolu basınındaki tepkileri artarak devam ediyor. Hürriyet’in 17 Haziran 2008 tarihle sayısının “Ekonomi” sayfasında konu ayrıntılarıyla ele alınmış.
• Eğitim kökenli Belediye Başkanlarından Mustafa Ertaş, Antalya’dan gazetemize gönderdiği faksta “Anadolu basını susturulmak isteniyor” diyor.
• Meclis Bayındırlık Komisyonu’nda kabul edilen 4734 Sayılı yasada değişiklik yapan tasarı, ülke genelinde büyük tepkiyle karşılandı. Anadolu’da çıkan bazı yerel gazeteler, haberi siyah manşet altında verirken, Kars, Ardahan ve Zonguldak’ta çıkan gazeteler olayı “Anadolu’yu Karartma” başlığı altında verdiler.

Hürriyet’in 17 Haziran tarihli sayısının “Ekonomi” sayfasında çıkan yorumlu haber şöyle:
“Anadolu basınından Kamu İhale Tasarısı’na ‘siyahbeyaz’ isyan TBMM Bayındırlık Komisyonu’nda kabul edilen ve kamu kuruluşlarının ihale ilanlarının yerel gazetelerde yayınlanması zorunluluğunu kaldıran ‘Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ tasarısına, Anadolu basınından tepkiler yükseliyor. Dün, tasarıya tepki olarak pek çok ilde yerel gazeteler siyah-beyaz yayınlandı. Kars’ta yayınlanan Çağdaş Kars Haber Gazetesi dün siyah zemin üzerine kilit fotoğrafıyla çıktı. Çağdaş Kars Haber Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Gümüşpala Kortağ, yerel basının susturulmak istendiğini belirterek, “Ülke genelinde 2 bine yakın yerel gazetenin, 20 bine yakın çalışanın kaderi görüşülüyor. Yasayla birlikte yerel gazetelerin resmi ilan yayınlama hakkı tümüyle ortadan kalkıyor. Gerçekten bu yasa çıkarsa bu kilit kapımıza asılacaktır. Şu anda yerel basında resmi ilanın santim sütun hesabı 6 TL’dir. Siyasal iktidar Anadolu’da özgürlüğün, muhalefetin sesini kısmak istiyor” diye konuştu. Yerel basın susturuluyor Ardahan’da yayınlanan 10 gazete de, ‘Birinci sayfalarını karartarak, üzerlerine zincirli kilit vurdular’ ve ‘Yerel basını susturuyorlar’ manşetiyle çıktı. Ardahan İstiklal ve Hudut gazetelerinin sahibi Sürmeli Kılıç, “AKP Hükümeti ulusal basının büyük bir bölümünü ele geçirip, bir bölümünü de ekonomik olarak kıskaca aldı. Şimdi kırsal alanda halkın gözü kulağı olan yerel basını susturmak için kanun çıkarıyor. Bizlerle birlikte, binlerce gazete çalışanı işsiz kalacak. Çünkü her gazetede en az 4-5 kişi sigortalı olarak mecburen çalıştırılmaktadır. Bunlarda hiç insaf yok mu? Bu duruma mutlaka bir çözüm bulunmalı” diye konuştu.
Anadolu’yu karartma
Zonguldak’taki bazı günlük gazeteler, İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısını ‘Gazetemi Kapatma Anadolu’yu Karartma’ manşeti ile protesto etti. Yasalarda değişiklik yapılmasına dair tasarının yasalaşması halinde, resmi ilan gelirleri ortadan kalkacak olan yerel gazeteler tasarıyı protesto etti. Zonguldak Karaelmas Gazeteciler Derneği Başkanı Atilla Öksüz, il genelinde günlük 21, haftalık 20 ve aylık 9 dergi çıktığını, 3 yerel televizyon kanalı olduğunu hatırlatırken, şöyle dedi: “Televizyon ve yerel gazetelerde yaklaşık 500 kişi çalışıyor. Bu kanunun yasalaşması halinde birçok yerel gazete kapanacak ve çalışanları da işsiz kalacak. Zonguldak’ta 13 gazete resmi ilandan faydalanıyor. Yerel basın resmi ilanlarla ayakta durma mücadelesi veriyor. Anadolu basını çok sesliliğin ve yerel sorunların çözümünde önemli görev üstlenmektedir. Yaygın medyada yer alamayan birçok sorun, yerel gazetelerde gündeme gelerek çözüme kavuşturulmaktadır. Kaldı ki, resmi ilan statüsündeki yerel gazeteler yasalarla belirlenen sigorta primi başta olmak üzere vergi, muhtasar, katma değer vergilerini peşin olarak ödemektedirler. Bu kanunun yasalaşmasını istemiyoruz.”

Diğer taraftan, önceki Çavdarhisar Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize Antalya’dan gönderdiği faksta konuyu eleştirel bir görüşle inceliyor ve “Anadolu basını susturulmak mı isteniyor” şeklindeki bir girişle olayı kamuoyuna sunuyor. Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Anadolu basını susturulmak mı isteniyor? Olacak şey değil. TBMM Bayındırlık komisyonunda kabul edilen “Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na göre bu kanunun yasalaşması durumunda kamu yatırımlarındaki zorunlu basın ilanları kalkacak ve yerel basının kıt-kanaat ayakta durmasını sağlayan ilan gelirlerinden yoksun kalacak. Bilindiği gibi Anadolu Basını söz konusu ilan gelirleri ile ayakta duruyor ve çalışanları da ailelerinin geçimlerini sağlıyor. Anadolu basınında yirmi bine yakın çalışan eleman var. Çalışanların aile bireyleri ile birlikte yüz bine yakın nüfus toplamı dikkate alındığında, Anadolu basınının ilanı kesildiğinde, gazeteler kapanmak zorunda kalacak ve yüz binlerce yeni bir işsiz ordusu yaratılacak.
İktidarlar sorun yaratmak için değil, insan toplumlarının hayat standartlarını yükseltmek, müreffeh toplum yaşamı sağlamak için vardır.
TBMM bir değişiklik yapılmadığı taktirde; birçok Anadolu basını kapanacak, aynı zamanda halkın haber özgürlüğü de kısıtlanmış olacaktır. Bu kanun tasarısı Anadolu basınını öldürmek için hazırlanmış ise, iktidar büyük bir yanlışın içinde olacaktır. Diğer taraftan ilanlar mahalli basında yayımlanmadığı taktirde; iş yapacak müteahhitler hangi kamu kurumunun ne iş için ihale açtığını nereden izleyip öğrenecektir?



İhaleniz var mı diye kamu dairelerinde nöbet mi tutacaklar?
Kamu İhale Yasası 2002 yılından bugüne kaçıncı kez değiştirildiğinin sayısını unuttuk.
İktidarlar basını susturmak için geçmiş yıllarda da çok değişik uygulamalar getirdiler ama umduklarını bulamadılar.
Bu kez kanun taslağına konulan Kamu İhale İlanlarının mahalli basında yayımlanmasını kaldıran maddenin TBMM’den iktidar ve muhalefet partilerince sağduyu ile değerlendirilerek çıkarılmasının sağlanacağı inancını taşıyorum.
Umarım iktidar Anadolu basınının önemini dikkate alır, sadece basının değil, bir o kadar çalışanının da ilan gelirleri ile yaşamakta olduğunu görür. Halkın haber alma özgürlüğünü de kısıtlamamış olup düzenlemeyi buna göre yaparlar.”



Kütahya Ekspres, 17.05.2008

Mustafa Ertaş, gazetemizin kuruluş yıldönümü nedeniyle Antalya’dan kutlama mesajı gönderdi

Emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçemizin 10 yıl süreyle Belediye Başkanlığını yürüten ve Çavdarhisar Beldesinin ilçe olmasında unutulmaz hizmetleri olan Mustafa Ertaş, gazetemizin 18 Mayıs 2008 Pazar günü 53. hizmet yılına girmesi nedeniyle, tatil için gittiği Antalya'dan bir kutlama mesajı gönderdi.
Mustafa Ertaş'ın kutlama mesajı şöyle:

“Kütahya Ekspres gazetesi 18 Mayıs 1956 tarihinde Kütahya Aksu Oteli'nin bodrum katında kurulduğu ve ilk sayısını Kütahya kamuoyuna sunduğunda, biz eşim Emine ile birlikte Kütahya'nın 7 yıllık öğretmeni idik. Kütahya Ekspres, 52 yıldan beri Kütahya halkına doğru haber ve dürüst yoruma dayalı mesaj vermektedir. Kütahyalı gazete okuyucusuna “Ekspres yazmış ise, bu haber doğrudur” kanaatini aşılamıştır.
Kütahya Ekspres'in kurucusu Sayın Nuri Sarıışık, Atatürkçü ve cumhuriyetçi görünüşü, 52 yıl boyunca gazetesine de sembol edebilmiş değerli bir insan ve dava adamı niteliğinde bir aydındır.
Evlatları Nadi, Sami ve Semra, babalarının eserini ikinci kuşak olarak geleceğe taşıma mücadeleleri ile güzel hizmetler vermektedirler. Üçüncü kuşağı temsil eden Burcu ve Yaprak, bu tesisleri çok daha ileri a-şamalara ulaştıracaklarına inanıyor;
Kurucusu Nuri Sarıışık Beyefendiye, Ekspres'i daha ileri aşamalara ulaştırma mücadelesi veren ikinci ve üçüncü kuşağa, yöneticilerine ve çalışanlarına başarılar, sağlık ve esenlikler dilerim.”



Kütahya Ekspres, 21 Nisan 2008

Vatandaş, ülkenin çözüm bekleyen sorunları karşısında politikacılara ve siyasi partilere sesleniyor:

CHP’nin yaklaşan kurultayında, parti yöneticileri ve delegeler küçük hesapları bırakıp, ülkenin hayati sorunlarına çözüm aramalıdırlar

21. yüzyılın ilk onunu yaşadığımız 2008 yılında Türkiye’nin bilinçli vatandaşları, siyasi partileri ve partilerin üst yönetiminde yaşanan olayları dikkatle izliyorlar. Günümüzdeki vatandaş, yarım yüzyıl önce Yenice Sigarası kapağına not alan ve içi boşalan paketi seçim arabasının penceresinden dışarıya fırlatıveren politikacıya dert anlatan vatandaş değil.

Yazılı ve görüntülü iletişim araçlarının sağladığı öğrenme ve haber alma olanaklarıyla başkentteki; ülke ve hatta dünya genelindeki olayları günü gününe izliyor. Ankara’ya gönderdiği temsilcilerinin meclis içi ve meclis dışı çalışmalarını çok yakından takip ediyor. Hangi partinin ülke ve vatandaş yararına neler yaptığını ya da yapar göründüğünü tahminlerin ötesinde bir kesinlikle biliyor.
Eli kalem tutan, düşündüklerini yazıya dökebilen vatandaşlar da duygu ve düşüncelerini yazıtı ve görsel basına rahatça aktarabiliyorlar.
Bu cümleden olarak, gözler 26-27 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da toplanacak olan CHP kurultayına çevrildi. Yaygın kanaat, ülkenin dört bir tarafından kurultaya gidecek olan delegelerin, şartlandırılmış olarak kurultaya katılacakları ve şartlandırdıkları şekilde bir yönetim oluşturacakları doğrultusundadır.
Vatandaşlar, ülkenin çok hayati konularının CHP kurultayında konuşulmasını istemektedir.
Eğitim emeklisi ve eğitim kökenli eski Çavdarhisar Belediye Başkanı Mustafa Ertaş da CHP kurultayı hakkında görüş beyan edenler arasında.
Mustafa Ertaş’in bu konudaki görüş, düşünüş ve önerileri şöyle:
“CHP’nin kurultayına pek az bir zaman kaldı. Ana muhalefet partisi olan CHP kurultayında; ülkenin genel durumunu; ekonomisinin seyrini, çiftçinin sorunlarını, çalışanın sıkıntılarını, emeklinin geçim derdini, esnafın dertlerini, sanayicinin kaynak beklentilerini bu kurultayda dile getirmesi beklenir.
Kurultay gündemine baktığımızda 1. Açılış 2. İstiklal Marşı, 3. Gen Başkan’ın sunuşu, 4. Faaliyet ve hesap raporlarının görüşülmesi, 5. Seçimler, 6. Kapanış.
Gündeme baktığımızda bir dernek toplantısının gündeminden farksız. Dernek toplantılarında en azından faaliyet raporları ile ilgili üyeler söz alarak görüş ve düşüncelerini söyleme imkanı bulurlar.
Ülkenin 81 ilinden gelen delegelerin en azından on delegeye söz vererek ülke sorunları ile ilgili görüş ve düşüncelerini dile getirme fırsatı verilmesi gerektiği kanısındayım. Ana muhalefet partisi kurultayında yalnız Genel Başkanın görüş ve düşünüleri değil, Anadolu’nun dört yanından gelen delegenin ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları anlatması Genel Başkanın sunuşundan daha önemli olurdu. Genel Başkanın görüşlerini grup toplantılarında yaptığı konuşmalardan biliyoruz. Halkın görüşleri delegenin konuşmalarında dile getirilebilir.
Kurultaylar sadece eleştiri için, seçim için toplanmaz. Partinin ülke ve insanları için yapmak istediği hedefler, programlar vatandaşların bilgisine sunulmalıdır ki, seçimlerde vatandaş partinin programına koyduğu hizmetin faydasını inanarak oy verecektir.
Türkiye’de ekonomik bir kriz yaşanıyor. Özellikle Anadolu’da ve küçük işletmelerde sıkıntı çok büyük. Şirket kapanışlarındaki artış dikkat çekiyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre küçük esnafa ait iş yerlerindeki kapanışlar yüzde 225 artmış. Kütahya’mızda kapanan ve yeni açılan işyerlerinin, Sanayi ve Ticaret Odamız kayıtlarında mevcut olması gerekir.
İllerde TSO Başkanlarının dile getirdiği sorunların başlıcaları:
1. Teminat mektupları paraya çevriliyor. (ERZURUM)
2. Ödemelerde tahsilat sorunu yaşanıyor. (ADANA)
3. Bitme noktasındayız, sessizlik korkutucu. (GİRESUN)
4. Kimse alışveriş yapmak istemiyor. (TOKAT)
5. Sadece icra takibi var, avukatlar kazanıyor. (KASTAMONU)
6. En önemli problem tahsilat. (ANKARA)
7. Kimse kimseye ödeme yapmıyor. (ANTALYA)
8. Borçlar arttı, GAP’a hiç el atılmadı. (ŞANLIURFA)
9. Ne kadar süreceğini bilmediğimiz risk var. (ÇORUM)
10. Global krizin etkisi var. Kapatma davası da etkili. (KONYA)
11. Van’da çok büyük bir durgunluk var. (VAN)
12. 958 üyemiz iflas etti, kaderimize terk edildik. (ARDAHAN)
13. Durgunluk devam eder, belirsizlik artıyor. (KOCAELİ)
14. Şehirde yaygın bir durgunluk söz konusu. (GAZİANTEP)
15. Çok büyük kriz kapıda. (KAYSERİ)
16. İşsizlik ciddi boyutta. (EDİRNE)
17. Şirket kapanışları arttı. (BURSA)
On yedi ilin TSO Başkanlarının endişelerini dikkate alırsak Türkiye’nin sürüklenmekte olduğu bunalım tehlike çanlarının habercisi. Cumhuriyet Halk Partisi yukarıda dile getirilen problemlerin nasıl çözüleceğini kurultayında dile getirmelidir. Eleştiri kolaydır. İktidara geldiğinde her kesimdeki insanımıza ne vereceğini kurultayda açıklamalıdır. Partili partisiz, sade vatandaş partilerimizden eleştiri yanında çözüm önerilerini, yapacaklarını anlatırsa başarıya ulaşırlar.” diye düşünüyorum.


Kütahya Ekspres, 17 Nisan 2008

Köy Enstitülerinin 68. kuruluş yıldönümünde Köy Enstitüsü mezunu bir eğitimcinin düşünceleri:

Köy Enstitüleri köylerdeki uyanışın ışığım yakan kurumlardı
17 Nisan 1940 tarihinde 4274 sayılı yasanın kabulüyle kurulan Köy Enstitülerinin 68. yılı nedeniyle bir Köy Enstitülü eğitimci olan Mustafa Ertaş, gazetemize konuyla ilgili duygularını ve düşüncelerini aktardı.

SAVAŞTEPE Köy Enstitüsünün 1948-1949 yılı mezunu olan emekli eğitimci ve Çavdarhisar'ın önceki Belediye Başkanlığı on yıl süreyle yürüten ve Çavdar-hisar Beldesinin ilçe olmasını sağlayan Mustafa Ertaş; Köy Enstitülerinin 68. kuruluş yılı nedeniyle, gazetemize şu açıklamayı yaptı:

“Köy Enstitülerinin temeli 1937 yılında bu okullar Köy Enstitüleri adını alır. Nüfusun yüzde 80 gibi büyük bir çoğunluğu köylerde yaşamaktadır. Kurtuluş Savaşının yıkıntıları ve etkileri yavaş yavaş atılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Aydınlarla köylüler arasında yabancılaşmayı gidermek köye götürülecek toplumsal hizmetlerde bir yenilik, hareketlenme yaratmak için Cumhuriyeti kuranlar; başta Atatürk olmak üzere arayışa girildi.
1937 yılları köylerimizin pek azında okul vardır. Yüzde on üç gibi bir okuryazar vardır. Köylerin birçoğunda okuryazar yoktur. Ümmidir.
Atatürk batılı bilginlere başvuruyor. John DEWEY bunlardan biridir. Önerdiği; kuracağı okulların batı okullarına benzemesi değil, Türkiye'nin gerçeklerine uyması gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine Atatürk çevresindeki eğitimcileri köy gerçeklerini inceleyip bir rapor hazırlamak üzere köylere gönderiyor. İ.Hakkı Toriguç da bunlar arasındadır. Verilen raporlarda askerliğini orduda çavuş olarak yapmış okuryazar olanlar köylerinde başarılı işler yaptıkları tespit ediliyor. Eğitmen kursları bu rapor üzerine açılıyor. 1940 yılında da Köy Enstitüleri devamla 21 ilde kuruluyor. Buralardan yirmi bin öğretmen ve sağlık elemanı yetişerek ülkenin en ücra köylerine dağılarak görev yaparak halkı aydınlatıyorlar.
İş ve eğitimin birbirini tamamladığı bu ortamda; matematikten, musikiye, coğrafyadan kooperatifçiliğe, Türkçeden tabiat bilgisine, hayvan bakımından ağaççılığa, arıcılıktan balıkçılığa, demircilikten dokumacılığa ve el sanatlarına kadar pek çok zenginlik ortaya konuyor, yaşatılıyor, Köy Enstitüleri köylerde uyanışın ışığını yakıyorlardı. Ne yazık ki bu uyanış politikacıların tedirginliğine sebep oluyordu. 1946 yılında başlayan Köy Enstitülerine karşı savaş çok partili dönemin siyasi malzemesi yapıldı.
Kurucular yalnız bırakıldı ve çok çirkin iftiralarla karşı karşıya kalındı. Halkın uyanışı, bilinçlenmesini istemeyenler maalesef galip geldi. 1954 yılında Köy Enstitüleri kapatıldı.
İdealist öğretmenlerin ışık tutması ile bugünlere geldik ama, çıkarcı bir toplum, çıkarcı bir politikacı üreten düzen bundan sonra cumhuriyetin kurumlarını tahrip etmemesi için halkımızın, aydınlarımızın olayları çok iyi takip ve değerlendirmesi gerek. Cumhuriyetin 80 yılda ürettiği fabrika, liman v.s. satılıyor. Geriye ne kalacak belli değil.”


Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2008

Vatandaş, ülkede olup bitenleri yakından izliyor; düşüncelerini ve kanatlarını hassas terazide tartıyor.

Vali Kocatepe’nin Anıt Projesini ve Kütahya için iz bırakıcı çalışmalarını takdirle karşılıyoruz.

Milletvekillerimiz gaziliklerini yasayla tescil ettiler... Tebrikler...

Emekli eğitimci ve Çavdarhisar'ın Önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı yazılı açıklamada Vali Şükrü Kocatepe'nin Valilik önündeki Atatürk Anıtının şehir içinde bir başka yere kaldırılarak, yerine Atatürk'ün başka bir görüntüsünü ifade eden anıtıyla, İstiklal Savaşımızın diğer ünlü komutanlarını ve Kütahyalı ünlü Kurtuluş Savaşı komutanlarından hemşehrimiz Orgeneral Asım Gündüz'ü de içine alan bir kompozisyon yapılmasıyla ilgili proje üzerinde çalışıldığını Kütahya Ekspres Gazetesinden öğrendiğini; bu vesileyle Vali Şükrü Kocatepe'nin bu projesi ve Kütahya için diğer çalışmaları nedeniyle Vali Kocatepe'yi kutladığını belirtiyor.
Ertaş aynı açıklamasında, milletvekillerinin ve aile bireylerinin muayene ve tedavilerinde çalışanlar için %20, emekliler için %10'luk katılım payından muaf tutulmalarını eleştiriyor; sadece bu hakkın gazilere verildiğinden bahisle, esprili bir ifadeyle, “Türk milleti, 550 gaziye daha kavuştu. Ancak Sayın Milletvekillerinin hangi savaşta gazi oldukları bilinmemektedir.” diyor.
Ertaş'ın bu iki konuyla ilgili açıklaması şöyle: “Sayın Vali Şükrü Kocatepe'nin il binası önüne yeni bir anıt kompozisyonu projesine binlerce teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
8 Nisan 2008 tarihli Kütahya Ekspres'te ya-yımlanan tasarımı gösteren anıt kompozisyonu öyle sanıyorum ki halkımızın her kademesinde büyük bir beğeni görmüştür. Çizilmiş tasarımı gazetede görenler Vali Bey'in bu girişim ve projesini yürekten desteklediklerini ifade ediyorlar.
Bilhassa kompozisyonda rahmetli Orgeneral Asım Gündüz'ün de yer almasını düşünmek Kütahya halkını ayrıca sevindirecektir.

Sayın Vali'nin Kütahya ili ve sorunları ile ilgili çalışmalarını önemsiyoruz. Özellikle ağaçlandırma konusunu gündemde tutması ve uygulatması Kütahya'nın il bütünü için çok önemli. İdarecilerin gelecekte hayırla anılması geride bıraktıkları hizmetler ve kalıcı eserleri ile mümkündür. Enerjik çalışması ve programını geniş perspektifle değerlendirmesi bugüne kadar ki çalışmalarında ilimiz için yararlı hizmetlerinde halkımızın yararına sunulması ve işin takipçisi olması ile üretici kimliğini ortaya koymuştur. Proje üretmek yanında takip edebilmek çok önemlidir. Sayın Vali Şükrü Kocatepe'de takipçi bir irade olması Kütahya'mıza pek çok hizmetlerin yapılacağı inancını veriyor.
NİHAYET MİLLETVEKİLLERİMİZ GAZİLİKLERİNİ KANUNLA TESCİL ETTİLER
12 Mart 2008 tarihli gazetemiz Ekspres'te vekillerin gazi olma çabalarından söz ederek TÜRK MİLLETİ 550 GAZİ'ye daha kavuştu, bu gazilerimizin hangi savaşta gazi olduklarının bilinmediğinden söz etmiştim. 11 Nisan 2008 Cuma günü Meclis Genel Kurulunda görüşülen Sosyal Güvenlik Tasarısının 63. maddesi ile sadece gazilere uygulanan sağlıkta katkı payı muafiyetini parlamenterlerimiz kendileri için de muaf tutmayı elbirliği ile onayladılar. Bu kıyaktan gelmiş geçmiş ve gelecekte bütün parlamenterler ve bakmakla yükümlü aile fertleri yararlanacak.
İktidarı ve muhalefeti, menfaat paylaşımında nasılda birlik ve beraberlik içinde olabiliyorlar. Öyle sanıyorum ki dünyanın hiçbir devletinde parlamentoda temsil edilen ne parti gurupları, ne de parlamenterleri böyle bir kanun maddesini ne kabul eder, ne de içlerine sindirirler. Olacak şey değil! Parlamenterlerimiz bu olguyu nasıl içlerine sindirecekler? Yoksul vatandaşım %20 katkı payı öderken, vekillerimiz nasıl bir huzurlu yaşam sürdürecekler, şaşıyorum? Halkımız oyları ile hak ve hukuku adil dağıtsın diye parlamentoya gönderdiği vekillerimizden bu ayrıcalıklarını sormayacak mı acaba?
Nerede, hangi savaşta, vatan müdafaasında gazi oldunuz diye gözlerine bakmayacaklar mı sanıyorlar?
Muhalefet partilerini de özellikle ayıplıyorum. İktidarı denetlerken kişisel menfaat birlikteliğinde denetim, halkın menfaatini gözetmek yok mu? Ne oldu iktidara karşı ortaya koyduğunuz afra tafranız?
Parti teşkilatları genel merkezlerine gerekli tepkilerini hemen göstermeliler.
Sayın Cumhurbaşkanı da söz konusu kanunun 63. maddesini veto etmelidir.
Halkımız geçim sıkıntısı, işsizlik; açlık, yoksullukla savaşırken, bu insanları kim kollayıp koruyacak? Halkın koruyucuları kim olacak acaba?”



Kütahya Ekspres, 10 Nisan 2008

Vatandaşlar, ülke ve dünya sorunlarını çok yakından izliyorlar:

Avrupa Birliği, Türkiye’nin iç politikasını, dış politikasını, yargı kararlarını yönlendirmeye çalışıyor, vatandaş olarak üzüntü duyuyoruz

ÇAVDARHİSAR ilçemizin geçmiş dönemde 10 yıl süreyle belediye başkanlığını yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş’ın gazetemize yaptığı konuyla ilgili açıklaması şöyle:
“Avrupa Birliği Türkiye’nin iç politikasını, dış politikasını yönlendirmeye çalışıyor. Yargı kararlarına müdahale ediyor. Ülkemiz için üzüntü duyuyorum.
Türkiye Anayasal kuruluşları ile yönetilen özgür bir ülkedir. Yargının uygulaması, aldığı kararlar Ana-yasa’nın verdiği görevlerin yerine getirilmesidir. Yargı kurumları siyasi organlar değildir.
Avrupa Birliği Türk yargısıyla uğraşmayı sürdürüyor. Alman Yeşiller Partisi Türk kökenli Milletvekili Cem Özdemir; Avrupa Birliği’nin görüşmeleri askıya alınmasını öne sürerek, muhataplarının Genelkurmay, savcılar ve yargıçlar olmadığından söz ederek, “Darbecilerle görüşmeyiz. Aksi halde ulusalcıların istediği olur” ifadesi ile Türk askerine, yargısına dil uzatarak büyük bir küstahlık örneği veriyor. Türkiye bir sömürge devleti değildir.
Hukukun üstünlüğünü savunmak yargı darbeciliği midir? AB’den birçok kişi Genelkurmay ve yargının her konuşma ve kararına tepki gösteriyorlar. Fakat; ülkemizi yönetenler bu küstahlıklara karşı gerekli cevabı vermiyorlar.
Hak ettikleri cevaplar verilmediği için Türkiye’nin yasal kurumlarının Anayasa’nın verdiği kararlara tepki gösteriyorlar.
Genel izlenim odur ki Türkiye’yi AB’ne almaya-caklar. Otuz bir başlıkta toplanan müzakere sürecinde bugüne kadar açılan başlıklardan hangisi kapandı, hangisi yeniden açıldı? Türkiye’yi oyalamaktan başka yapılan bir iş yok ortada. Ortaya çıkan durumda AB ile neyi müzakere edeceğiz? Türbanın serbest bırakılmasını mı? İmam hatiplilere üniversitelerin kapısının açılmasını mı? Tarikatların faaliyetlerinin yaygınlaştığı açılmasını mı? Tarikatların faaliyetlerinin yaygınlaştırılmasını mı? Kamu çalışanlarının vakit namazlarını yerine getirmeleri için izin hakkı tanınmasını mı?
Ülkeyi yönetenlerin ve siyasi partilerin ulusun aydınlık günlere adım atması, bizden - sizden ayrışımının ortadan kaldırılması için Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü korumak için birlikte oturup bir politika üretmeleri gerekiyor. Ülke karanlık bir ortama sürükleniyor.”



Kütahya Ekspres, 12 Mart 2008

Vatandaş yakınıyor:

Cari açık giderek büyüyor, enflasyon yükseliyor; gazilerimize 550 gazi daha katıldı

Türkiye’nin ekonomik göstergeleri yorumlanıyor. Memurun ve emeklinin sağlıkta katılım payı ödediği ülkemizde, 8500 YTL maaş alan milletvekillerinin sağlık katkı payından muaf tutulmaları şiddetle eleştiriliyor; enflasyon giderek yükseliyor.
Gazetemize İstanbul’dan yazılı bir açıklama gönderen eğitim kökenli, Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, ülkemizin ekonomik sorunlarının, iktidar partisi tarafından çizilen pembe tablolardaki gibi olmadığını; cari açığın giderek arttığını, enflasyonun yükselme eğiliminde olduğunu, gazilerimize uygulanan sağlıkta %10 katkı payından muaf tutulma hakkının, 8500 YTL maaş alan milletvekillerimize de tanındığının kamu vicdanını rahatsız ettiğini iddia ediyor.
Mustafa Ertaş’ın açıklaması şöyle:

“Cari açık gittikçe büyüyor. Enflasyon yükseliyor, kur artışı faizleri yükseltiyor. Gazilerimize 550 gazi daha katıldı.
Türkiye’nin ekonomisine bir şeyler oluyor. Ekonomik hedefler tutmuyor. Cari açık 42 milyar, 222.8 milyon dolar olacağı Merkez Bankası’nca belirtiliyor. Döviz kurlarındaki artış faizleri yükseltiyor. Cari açığı özelleştirmelerden karşılıyorduk. Tekel sigara özelleştirildi. Geriye boğaz köprüleri, oto yollar, Devlet Demir Yolları, bankalar kalıyor.
Bugüne kadar satılanlar cumhuriyeti kuranların mirasıydı. Dikili ağacı var mı diyenler... Satılan varlıkları neden görmüyorlar acaba. Sata sata bitiremedikleri bu işletmeler, katma değer yaratıyor, binlerce aileye geçim sağlıyordu.
Satın alanlar daha çok kar etmek için yüzlerce kişiyi açıkta bıraktılar. Satılan işletmenin parası yeni yatırım dönmediği için, istihdam yaratılamadı.
Okumuş, okumamış binlerce işsiz sokakta kaldı. Türban sorunu ortaya atıldı, bizden - sizden diye halk ikiye bölündü. Üniversiteler ne yapacaklarını şaşırdı.
YÖK ile rektörler karşı karşıya getirildi. Vakıf üniversiteleri ile devlet üniversiteleri bölündü. Öğrenciler karşı karşıya getirildi, yüksek öğretimde anarşi hortlayacak. İstenen bu mu?
Özellikle gıda maddelerinde büyük bir artış var. Dar gelirlinin geçimi her geçen gün zorlaşıyor. Esnaf büyük sıkıntı içinde.
Beş yüz elli milletvekili, eşleri, çocukları yeni Sosyal Güvenlik Yasası’na göre; tüm çalışanların ödeyeceği katkı payını (sağlıkta) gazilerimiz gibi milletvekilleri ve aile bireyleri ödemeyecekler. Milletvekillerimiz Çanakkale, Sakarya, Kıbrıs Savaşlarında mı gazi oldular. Değerli vekillerimiz pek yakında maaş artışlarını da kanunlaştırırlar.
Hükümetimizin %2+2 olarak memur ve emekliye verdiği zam, yılın ikinci ayında açıklanan enflasyon rakamına göre eridi gitti.
Buğday fiyatları bütün dünyada arttı. Bu artış halkımızın yoksulluğunu daha da kötüye götürecek.
Sayın Başbakanımız sokaktaki halkın sesini dinlemelidir. TV’lerin sokakta, çarşıda vatandaşla birebir konuşmalarda halkın nasıl bir geçim sıkıntısı içinde olduklarına iktidar kulak vermelidir.
Buhrana dönüşmeden çözüm bulunmalıdır.”



Kütahya Ekspres, 8 Şubat 2008

Ülkenin çok önemli sorunları dururken meclisin ve ülkenin türbanla meşgul edilmesi eleştiriliyor...

Türban konusu ve kavgasıyla kamuoyunu oyalıyorlar

Aylardan beri kamuoyunu, üniversitelileri ve hatta meclisi ve siyasi partileri meşgul eden türban konusu, ülkeyi ve insanlarımızı iyi tanıyan aydınlar arasında da farklı görüşlere vesile olmakta. Eğitim kökenli ve Çavdarhisar ilçesinin önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, konuyla ilgili görüşlerini gazetemize yansıttı.
MUSTAFA ERTAŞ”ın türban konusuyla ilgili açıklaması ve düşünceleri şöyle:
“Bir aydır ülkenin, halkın sorunları, ekonominin belirsizlik çizgisindeki seyir görülmeyerek ve görmemenin yararlı olacağı düşünülerek siyasi partilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz türban konusu ile, hatta kavgası ile kamu oyunu oyalamaktalar.
Türban ne kadar önemli bir simge imiş ki siyasetçilerimiz Anayasa”da bile değişiklik yapmak için ellerinden gelen gayreti, çabayı gösteriyorlar. Türbanın meyvelerini bakalım hangi siyasi partimiz toplayacak. Yapılan hesap sadece türbandan oy toplamaksa, büyük hata yapıldığı kanısındayım.
Bütün uyarılara rağmen Anayasa değişikliği ile TBMM”den kanun geçirilirse ve uygulamaya konulursa şu andaki Türkiye”deki huzur aranır duruma gelecektir. Üniversitelerde eğitim, öğretimde huzur kalmayacak 1980 öncesindeki yaşananlar korkarım ki gündeme gelecek. İnşallah o günler gelmez, yanılmış olalım.
Üniversiteler arası kurul toplantısında rektörlerimizin kaygıları, türbanlı-başı açık öğrenciler arasında huzursuzluk ve çatışma çıkma ve eğitim-öğretimde aksamaların olacağı endişesi olsa gerek. Gerçekte de bu olacaktır.
Üniversitelerde akademisyenler arasında da ayrılığın başladığını görüyoruz. Türbana bağlı olarak öğretim üyeleri arasında olaya bakışta ayrılıklar önemsenecek boyuttadır.
Sağ duyu, hoşgörü her şeyi çözer diyoruz ama, inat ve ihtirasın dizginlenemediği yerde sükunet olmaz.
Siyasilerimizin gündemi türban. Esnafın, dar gelirlinin kışı nasıl geçirmekte olduğunu görmüyorlar.
Kütahya”nın Pekmez Pazarı esnafı, ticari hayatın gündemini en güzel dile getiren esnaftır. Birkaç esnafla konuştum.
Siftah yapmadan dükkan kapattıklarını söylediler. Durgunluğun had safhada olduğunu, zorunlu giderlerini karşılayamadıklarını anlattılar. Esnafın durumu cidden üzücü. Üstüne üstlük bir de kaos yaratılırsa felaket kapıda demektir.”


Kütahya Ekspres, 21 Ocak 2008

Ülkenin çok önemli sorunları dururken, Başbakan’ın İspanya’da türban konusunu gündeme taşıması huzursuzluğu öne çıkarması olarak yorumlanıyor.

Ülkenin hayati sorunları dururken türban konusuyla gerilimi artırmaya ne gerek var?

Gazetemize bir açıklama yapan eğitim kökenli Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, “Sayın Başbakanımız, Türkiye’nin önemli sorunları dururken, türban konusunu İspanya’dan seslenerek gündeme taşıdı. Türban konusu siyasi yönden ülkenin gerilimini artıran, huzursuzluğunu öne çıkaran bir konu oluyor” diyor ve açıklamasına şöyle devam ediyor:

“Türkiye’nin gündemi; ekonomik gidişin seyri, Avrupa Birliğindeki müzakere sürecinde tıkanma, terörle mücadele, durmadan artan işsizlik, büyümede durgunluk, enflasyonun artması, tüketim maddelerindeki fiyat artışı, dış borç, cari açık, ihracattaki düşüş gibi konular olmalıdır.
Bu konuların çözümünde Türkiye kulaklarını tıkayamaz. Her geçen gün dış borç ve cari açık artıyor.
Özel sektörün borçları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin toplam 436 milyar dolar iç ve dış borcunun olduğunu gazeteler yazmakta. Bu borcun faizlerini ödemek dahi milli geliri zorlamaktadır. Özel sektörün borçlarını hesaba katmasak devlet borcunun 336 milyar YTL olduğu, bu borçla rekor kırmış bir ülkeyiz. Türkiye bütçesinin üstünde bir borç.
Borçların faizleri özelleştirmelerden elde edilen gelirlerden karşılanıyordu. Satılacak liman, fabrika, v.s. de azaldı. Sıcak paranın Türkiye’den çıkması durumunda Allah korusun büyük felaketler yaşanır.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz neredeyse dondurulma safhasına girdi, ilerleme yok.
Terörle mücadelede çok şükür başarılı sonuçlar alıyoruz. İşsizlik giderek artıyor. Sokaklar, kahveler işsizlerle dolu. Cari açık 50 milyar dolara doğru koşuyor. Bu açık 1996 yılı imzalanan Gümrük Antlaşma¬sının da etkisi ile artış gösteriyor. Türkiye Gümrük Antlaşmasından yararlanma yerine, şartlar tek taraflı işlediğinden devamlı zarar ediyor.
Bütün bu sorunlar vatandaşı bunaltırken, geçim sıkıntısı çekerken türban gülle gibi günde düştü. TBMM Başkanı Sayın Koksal Toptan: “Anayasa ile bana göre türban sorunu çözülmez. Anayasada üniversitede türban serbesttir diye hüküm olmaz. O zaten anayasa tekniğine de uymaz.” diyor.
Anayasa Mahkemesi türban “Dinsel inançları simgeleyen belirtilerden biri olduğu için laik bilim ortamıyla bağdaştırılamaz olarak değerlendirmiş. Huzurlu bir Türkiye için yönetenler daha ılımlı olur inşallah. Yargıtay’ın ve Danıştay’ın uyarılarının dikkate alınacağını ümit ediyorum.”

Kütahya Ekspres, 26 Mayıs 2007

Dış basının ve dış mihrakların Türkiye hakkındaki görüş ve düşünüşlerinin gerçekleri yansıtmadığı iddia ediliyor.

Türkiye’de yaşamayanlar, bu ülkede olup bitenleri bilemezler, göremezler; sadece siparişe göre ahkam keserler

Son günlerde Türkiye dışında yaşayan ve çeşitli isimler altında Türkiye hakkında çeşitli basın ve yayım araçlarına bilgi veren ve yazı yazan yabancıların gerçek bilgileri yansıtamayacaklarını dile getiren Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili görüşleri şöyle:

“Bilindiği gibi Avrupalı siyasetçi, basın mensubu ve düşünce lideri, aydın kişiler olarak tanınan 34 kişi Türk halkına açık mektup yazarak Genelkurmayın bildirisine karşı çıkıyorlar. Türkiye’de irtica tehdidi yoktur diye ahkam kesiyorlar. Oysa irtica tehdidinin var olduğunu Sayın Cumhurbaşkanımız da açıkladı. Devletin başı ülkede olup biteni veri kaynaklarından aldığı bilgiler ışığında değerlendirip kamuoyuna tehlikenin boyutunu açıklıyor. Genelkurmay Başkanlığında ülkenin politikacılarının demeçlerini ve açığa çıkmayan irticaya ait çalışmaları kendi istihbarat kaynaklarındaki bilgileri değerlendirip irtica tehlikesi karşısında yasa¬ların verdiği görev içinde kamuoyuna bilgilendirerek devleti yönetenleri de tehlikeyi görünüz, üzerinize düşen görevi yerine getiriniz uyarısında bulunuyor.
Avrupa Birliği; iç işlerimize fazla karışır oldu. Kuzey Irak’ta olup bitenlere karışmayın, terör örgütü PKK ile çatışmayın, Kuzey Kıbrıs’tan askerinizi çekiniz. Rumların isteklerini yerine getiriniz. Ülkenin iç ve dış politikasını Avrupa Birliği mi tayin edip yönetecek? Böyle bir AB içinde bulunmayı ben şahsen istemiyorum. Her ülke AB’ne hangi şartlar ve koşullarda girdi ise, giriyorsa Türkiye’de onurunu koruyarak diğer ülkelerin ko¬şulları içinde Avrupa Birliğine eşitlik ilkesi göz önüne alınarak girmelidir.
Amerika ve Avrupa Birliği; ılımlı bir İslam ülkesi olmamızı Akdeniz Birliği Projesi, Büyük Ortadoğu Projesi ile Arap ülkeleri içine itme çabasında mesafe almaktadırlar. Zaten Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığı Türkiye Başbakanına verilmiştir.
Ülkeyi yönetenlerin dünya politikalarını yönlendirenlerin Türkiye üzerinde hangi oyunları oynadıklarını çok iyi tahlil etmeleri gerekir. Yeni parlamentoda oluşacak hükümetin bu oyunları bozacağına inanıyorum.


Kütahya Ekspres, 16 Mayıs 2007

ANAP Genel Başkanı Mumcu’ya eleştiri yağıyor.

Sayın Mumcu, dik durmasını bilemedi

Çavdarhisar ilçemizin eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun son durumlarını eleştiren açıklamasında cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Abdullah Gül’ün kendisini ziyaretinden sonra Başbakanla can ciğer kuzu sarması olduğu, dik durmasını bilemediğini; Mumcu’nun anayasa değişikliğini bu şekliyle desteklerse, ülkeyi bir çıkmaza sokacağını iddia ediyor.
Ertaş’ın açıklaması şöyle:

“Erkan Mumcu ne yapmak istiyor, neyin peşinde nasıl bir politika ile meclise girmek istiyor?
AKP’den ayrıldığı günden beri, Başbakan tarafından kabul görmeyen, randevularına cevap dahi alamayan, bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Abdullah Gül’ün ziyareti ile başlayan ilgilenilme Sayın Mumcu’yu memnun etmiş olmalı ki Anayasa değişikliği yasa teklifinde Sayın Başbakanla canciğer kuzu sarması oluverdi. Sayın Mumcu, dik durmasını bilemedi. Cumhurbaşkanı seçiminin milletvekili genel seçimlerinden sonra oluşacak parlamento tarafından seçilme¬sini bekleme onurunu gösteremedi. Yeni oluşacak parlamento cumhurbaşkanının nasıl seçilmesi gerektiğine karar verebilirdi.
Parti enflasyonunun önlenmesi sağ ve solda birleşmenin Türkiye’nin ufkunu açacağını bu sütunlarda görüş ve düşüncelerimi birkaç kez kamu oyuna yansıttım.
Sayın Mumcu ve Sayın Ağar büyük bir özveri göstererek birlikte seçim ortaklığı kararı aldılar.
Solda da CHP ve DSP birlikte seçime girme anlaşması için çalışma yapmaktalar. Halkımızın beklentisi de bu anlayışa yapılan Tandoğan, Çağlayan, İzmir mitingleri ile ısrarla birleşin mesajı verdiler.
Bu mitinglerin BİRLEŞİN İKTİDAR OLUN yankısını algılayamayan partileri halkımız sandıkta mevta edecektir.
Erkan Mumcu’nun Anavatan Partisini kurmuş, bakanlık yapmış, başbakan olmuş partililerin Anavatan Partisinden aday olmalarına karşı çıktığını basından izliyoruz. Bu kişilerin etkinliği, taraftarları olduğu göz ardı edilemez. Örneğin Sayın Mesut Yılmaz Rize’de o-tuz bin kişiyi toplayabiliyorsa, nasıl karşı çıkılır.’ Karşı çıkarsan Rize’de parti teşkilatı bulamazsın ve posterleri parça parça edilir.
Parti üst yönetimlerinin tabanla ilişki kurmaması başarısızlığa gitmelerine mahkum olurlar.
Sayın Mumcu Anayasa değişikliği için Ak Partiye dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim barajının yüzde yedi gibi bir rakama indirilmesi koşulunu getiremez miydi?
Mumcu Anayasa değişikliğini bu şekliyle desteklemekte, ülkeyi bu çıkmaza soktu, bunun bilincinde olması gerekir.”



Kütahya Ekspres, 4 Mayıs 2007

Seçim Sistemi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimiyle ilgili tartışmalar sürüyor.

Meclis Başkanı’nın ‘Dindar Bir Cumhurbaşkanı’ ifadesine katılmak mümkün değildir

Emekli eğitimci ve Çavdarhisar İlçemizin önceki Başkanı Mustafa Ertaş’ın gazetemize yaptığı yazılı açıklama şöyle:

“Parlamentoda çoğunluğu elde etmek iktidar yapabilir. Hükümet kurma imkanı sağlayabilir. Ancak parlamentodaki iktidarı temsil eden çoğunluk halkın çoğunluğu değildir. %34 ile iktidar olan AKP demokrasiye inandığını iddia ediyor. Haklıda olabilir. Unutmamak gerekir demokrasilerde oy çoğunluğu değil, halk çoğunluğu öne çıkar. Halkın çoğunluğunu dikkate almadan, parlamento çoğunluğu ile her kararı alırım, yaparım düşüncesi %66’yı yok saymak olur. Yaşamakta olduğumuz Cumhurbaşkanlığı seçimi sıkıntısı halkın çoğunluğunu, siyasi partileri, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını, duyarlı kurum ve kuruluşları bir tarafa bırakıp, diyalog arayışı yapmadan parlamento çoğunluğuna dayanarak Cumhurbaşkanı seçmek istenirse bu defa hukuk yanlışı ortaya koyar.
Anayasa Mahkemesi parlamentoda yapılan oylamayı iptal etti. Sayın Başbakan 2 Mayıs 2007 Çarşamba günü gurubunda yaptığı konuşmada “Anayasa Mahkemesinin aldığı karara saygılıyız” dedi. Arkasından “Mahkemenin kararı demokrasiye sıkılmış kurşundur” ifadesi ile Mahkemenin kararına kendileri de kurşun sıktılar. Karara hem saygılı olacaksın, hem de infial göstereceksin. Demokrasi bu mudur?
Tandoğan ve Çağlayan Meydanlarında toplanan halk seviyeli demokrasiye örnektir.
Türk silahlı kuvvetlerinin bildirisinde “Laiklik, Cumhuriyetin niteliklerinin, kazanımlarının korunması konusunda kendisine kanunla verilmiş olan görevleri eksiksiz yerine getirme konusunda inançlı kararlılığını muhafaza etmek olduğunu ve buna olan bağlılığını ve inancını vurgulamıştır.”
Türk Silahlı Kuvvetleri Laiklik konusunda taraf olduğunu ilan etmiştir.
Meclis Başkanının “Dindar bir Cumhurbaşkanı” ifadesine katılmak mümkün değildir.
Gelmiş geçmiş Cumhurbaşkanları dindar değil, dinsiz mi idiler? Halkımızın yüzde doksan dokuzu Müslüman ve inançlıdır. Türk halkı, milletin inançlarından dolayı parçalanmasının ve yüce dinimizin siyasete alet edilmesine karşıdır.”



Kütahya Ekspres, 18 Nisan 2007

Köy Enstitülerinin kuruluşunun 67. yıldönümünde DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda bir anma toplantısı yapıldı.
Köy Enstitüsü çıkışlı emekli eğitimci Mustafa Ertaş’tan ilginç açıklamalar:

17 Nisan 1940 tarihi, Cumhuriyetin eğitim tarihinin en büyük devrimidir

17 Nisan 1940 tarihinde 3803 ve 4274 sayılı yasalarla faaliyete geçen ve Türkiye genelindeki sayıları 21’e ulaşan ve yetiştirdiği 20 bin civarındaki öğretmen ve sağlık elemanlarıyla ülkenin ilköğretim ve sosyal bilinçlenme alanında göz doldurucu hizmetler veren Köy Enstitülerinin 67. yıldönümü nedeniyle dün saat 14.00’te DPÜ Fen Edebiyat Fakültesinde başlayan anma toplantısının ayrıntılarını ayrı bir haber olarak vereceğiz.

67. kuruluş yıldönümü dolayısıyla, Köy Enstitüsü çıkışlı emekli eğitimci Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı açıklamada, Köy Enstitülerinin amacını, felsefesini ve faaliyette bulunduğu yıllarda yetişen 20 bin civarındaki öğretmen ve sağlık elemanıyla Türkiye’nin ilköğretim ve sosyal bilinçlenme aktivitesine yaptığı hizmetleri dile getiriyor. Ertaş’ın açıklaması şöyle:

“17 Nisan 1940 yılı, Türk Eğitim tarihinde Cumhuriyet döneminin en büyük devrimi olarak yerini almıştır.
Bu büyük devrimin adı Köy Enstitüleridir.
Kuruluşundan 1954 yılına kadar yirmi bir yerde kurulan Köy Enstitülerin, yirmi bin öğretmen yetiştirdi. Bu öğretmenler köy çocukları idi. Gene köylerde görev alıyorlardı.
Cumhuriyet döneminde köye uzanan, köy insanına değer veren devlet eli ve yaklaşımı idi.
1940 yılında 4274 sayılı kanunla Köy Enstitüleri kurulmuştu.
Bu kurumlar üretici kurumlardı. Sebzesini, meyvesini, sütünü kendi¬leri üretiyorlar ve devlete yük olmuyorlardı.
Bir ustanın denetiminde binalarını kendileri (öğrenciler) yapıyorlardı.
İş içinde eğitim temel amaçtı. Bu inanç Köy Enstitülerini kuranların temel ilkesi idi.
İlköğretim Genel Müdürü olan rahmetli İ. Hakkı Tonguç unutulmayacak bir devrimci idi. Şu sözleri onun eğitime bakışını yansıtıyor.
‘Elverişli hazırlanmadıkça, insanlar candan kazanılmadıkça, onlara sevgiyle, içtenlikle davranılmadıkça değil eğitimde reform günlük basit işler bile yapılamaz.’
‘İş içinde yoğrulan insanlar işlerini intikam, kin, kıskançlık, kibir, dedikoduculuk gibi duygulardan arındırmaya var güçleriyle çalışırlar. Kötülükleri ortadan kaldırmak, yaraları sararak başkalarının mutluluğunu hazırlarlar.’
Hümanist bir düşüncenin ürünü olan bu sözler, eğitimde, kültürde, sanatta, edebiyatta, politikada, demokrasinin, çok seslilik olmasında Türkiye’yi 20. yüzyıla hazırlamıştır.
Yirmi bin idealist Köy Enstitüsü mezunu öğretmen eğitim ve öğretimde cumhuriyet tarihinin okuma yazma savaşını başarı ile bugünkü duruma getirmiştir. Bu durum inkar edilemez bir gerçektir.
Köy Enstitüleri 1954 yılında bağnaz politikacılarca kapatılarak “Öğretmen Okulu” adı verildi. İş içinde eğitim bırakıldı, üretim unutuldu. O güzelim çiftliklerdeki meyve ağaçları kurudu, sebzelikler yok oldu. Çorak bir bozkır oldu.
Bir zaman geldi öğretmen okulları da kapatıldı. İki yıllık yüksek okul ve fakülte mezunları öğretmen olarak atanmaya başlandı.
Bugüne gelirsek Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen açığını kapatmak için ilanla branşı ne olursa olsun öğretmen atamaya başladı. Branşları ile ilgili iş bulamayanlar öğretmen oldu. Veterinerler, inşaat mühendisi, eczacı, ziraatçı, vs. bunların öğretmenlik formasyonu olmadığı için eğitim ve öğretimde kalite düştü.
Öğrencinin başarısızlığı tembelliğinden değil, öğretmenin verimsizliğinden kaynaklandığının bilinmesi gerek. Öğretmen veterinerlik yapmazsa, veteriner de öğretmenlik yapamaz.
Bunun vebali Köy Enstitülerini kapatanlardadır.
Köy Enstitülerini kuran, yirmi bin öğretmeni yetiştiren, eğitimciler ve Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlere, hayatta kalanlara uzun ömür, vefat edenlere Allah’tan rahmet diler, manevi huzurlarında saygı ile eğilirim.”



Kütahya Ekspres, 26 Mart 2007

Öğretmen Sendikalarının sayısının artması, ‘sendikal gücü zaafa uğratır’ deniliyor

Bölük pörçük sendikacılık yerine tam bir sendikacılık

1980 yılından sonra Türkiye'de kurulan öğretmen sendikalarının sayısının 11'e çıktığını söyleyen emekli eğitimci ve Çavdarhisar Eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, ülkemizde kurulan, faaliyet gösteren öğretmen sendikalarının çoğalmasının, eğitim ve öğretmen özlük haklarının savunulmasında dağınıklık yaratacağını iddia ediyor ve tüm eğitimcilerin tek bir sendika çatısı altında birleşmelerinin zorunlu ve rasyonel görüşe uygun olacağını ifade ediyor.
Emekli eğitimci Mustafa Ertaş'ın öğretmen sendikacılığı hakkındaki görüşleri şöyle :
"Dernekçilikten sendikacı kuruluşa geçiş bilindiği gibi 1960 sonrası Anayasası'nın getirdiği bir hakla elde edilmiştir.
Çok partili hayatın 1945 yılında başlaması ile Türkiye'de toplumda büyük bir değişim ve heyecan yaratmış olduğunu biliyoruz.
Toplumların sözcülüğünü, meslek gruplarının sorunlarının çözümünü dile getirmek için dernekler kurulmuştur. İktidarlar; benden olanlar, olmayanlar ayrımı ile meslek kuruluşlarının sözcülüğünü yapan dernekleri böl yönet ilkesi ile aynı meslek grupları içinde değişik adlarla dernekler kurdurmuştur. Örneğin öğretmenlerin kurmuş olduğu Öğretmenler Dernekleri ve onların oluşturduğu Türkiye Öğretmenler Federasyonu'na karşı zamanın iktidarlarının desteklediği Milliyetçi Öğretmenler Dernekleri kurulmuş ve eğitimciler bölün¬müştür. Bu kuruluşların hikayesi ve siyasal yaşamımızdaki etkinliği uzundur.
Sendikacılıkta da geçmişte dernek kurmada olduğu gibi bölünmeler olmuştur. (1980 öncesi) 1980 sonrası kurulan eğitimcilerin sendikası hatırladığım kadarı ile on-bir adettir.
Eğitimcilerin kurduğu ON BİR SENDİKA niçin kurulmuştur? Şüphesiz eğitim kurumlarında çalışanların özlük haklarının iyileştirilmesi ve kurumların verimliliğinin artırılması, sosyal hakların eşitliğinin sağlanmasını savunmak ve iktidarlardan yönetimde adil davranılması için hak talebini sendikaları ile elde etmektir. Öyle ise bölük pörçük sendika yerine TEK BİR SENDİKA oluşturarak güçlü olmak varken, değişik sesler vererek etkin olamamak, üyelerinin, eğitimde yaşanan dağınıklığın arzu edilen hakkın alınamayışını, iktidarın böl yönet taktiğine peşinde sürüklediği üyelerini yönetimdeki kişilerin çıkarları uğruna harcamak büyük bir çıkmazdır. Birlikten kuvvet ve güç doğar. İktidarlar geçicidir. İktidar yanlısı sendika yarın muhalefete düşebilir. Eğitimciler birlik olduğu takdirde sonuca varabilir ve demokratik eğitimi elde edebilir.” dedi.

Kütahya Ekspres, 31 Aralık 2009

2007’nin değerlendirilmesi

Çavdarhisar Eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“2007 yılını da bitirdik. Geride bıraktığımız yılın gündeminde genel seçim, türban, Cumhuriyet mitingleri, laik antilaik tartışmaları, önemli yer işgal etti. Genel seçimler sonucu AKP’nin büyük bir başarı ile seçimleri kazanması ve iktidar olması, Cumhurbaşkanını kendi partisinden MHP’nin desteği ile sıkıntı çekmeden uzlaşma kültürüne gerek görmeden neticelendirmesini AKP’nin önemsenecek ikinci başarısı olduğunu görmeliyiz. AKP’nin genel seçimlerin verdiği halk desteğinden yola çıkarak YENİ ANAYASA hazırlığına başlamış olması gündemi ısıttı. Hazırlanan anayasa taslağından basına sızdırılan bazı maddelerin tartış¬ması özellikle türban konusu yazılı ve görsel basının önemsediği konu oldu. Tartışma olumlu - olumsuz bakış açısına göre hala gündemde tutuluyor.
Avrupa Birliği adaylığını havai fişek atarak kutladığımız sevinç ve heyecanımız 2007 yılında bitti mi acaba! AB üst kurul organlarının aldığı son karar, AB uzmanı kişilerin yo¬rumlarında Fransa ve Almanya’nın başını çektiği Türkiye karşıtlığı tutumlarını hayra yormuyorlar.
2007 yılı ekonomik açıdan da verimli olmadı. Bütçe açığı ve cari açık 2008 için iyi haber vermiyor. Dış açığın otuz beş milyar olarak kapanması öngörülüyor. Özelleştirmelerden elde edilen gelir olmasaydı ekonomik sıkıntı daha da artarak 2008 yılına adım atılacaktı.
Devletin resmi makamlarına göre on üç milyon vatandaşımız yoksul. Beş yüz elli bin vatandaşımız da aç görünüyor.
İşsizlik giderek büyüme gösteriyor. Milli gelir artıyor, işsizlik çoğalıyor. Ters orantılı bir durum. Nasıl oluyor şaşılacak durum!
Yoksula yılda 400 milyon dolarlık kömür dağıtılıyor. Beş yılda iki milyar dolar eder. Gıda yardımları da eklenince seçimlerde karşılığı oy olarak geri dönüyor. Hükümetler balık yemesini değil, halkına balık tutmasını öğretmeli. Halk sadakaya muhtaç olmamalı.
Yeni yılın ulusumuza, halkımıza mutluluk getirmesini dilerim.


Kütahya Ekspres, 19 Aralık 2007

DPÜ bünyesinde Tıp Fakültesi kurulması kararının sevinci devam ediyor…

Prof. Önce’nin çabaları ve direnciyle sonuç kazanılmıştır

Üniversite bünyesinde bir Tıp Fakültesi açılmasıyla ilgili teklifin Yüksek Öğretim Kurumu tarafından uygun görülerek Milli Eğitim Bakanlığı’nca Meclis Genel Kurulu’na sunulması ve genel kurulca kabul edilerek onaylanmasının Kütahya’da yarattığı sevinç devam ediyor.
Eğitim kökenli, Çavdarhisar’ın Önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı açıklamada olayın Kütahya için bir kazanç olduğunu; Tıp Fakültesinin bir an evvel faaliyete geçmesinde başta Valinin, yerel siyasetçilerin, Belediyenin ve milletvekillerinin elbirliği ile çalışarak sonucu çabuklaştırmaları gerektiğini belirtiyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Dumlupınar Üniversitesi’nde Tıp Fakültesinin açılması Sayın Rektör Prof. Dr. Güner Önce’nin yılmaz çaba ve direnci, inançla savunması sonucu kazanılmıştır.
Dumlupınar Üniversitesi’nin noksanlarından biri tıp fakültesinin olmayışı idi. Sayın Rektörün girişimi Evliya Çelebi Devlet Hastanesinin Tıp Fakültesi için nüve oluşturulmasında etken olacağı savı ile söz konusu hastanenin üniversiteye verilmesi ve Tıp Fakültesinin hastanesi olarak hizmet vermesi önerileri halkımız tarafından da desteklenmişti. Ancak mahalli politikacılar Evliya Çelebi Devlet Hastanesinin Tıp Fakültesine verilemeyeceğini savundular. Sayın Rektörün YÖK Genel Kurulunu ikna ederek Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi kurulması Milli Eğitim Bakanlığının hükümete bildirmesi ve Bakanlar Kurulu’nun kararı, Cumhurbaşkanının onayı ile gerçekleşmiş oldu. Hizmette emeği geçenlere teşekkür ederiz. Fakülte kuruldu ama; hastanesi ne olacak. Sadece doktor yetiştiren bir fakülte değil, tıbbın bütün branşları ile, eğitim, öğretim kadroları, hastanesinin de olması gerek. Bu da Kütahya Milletvekilleri, Vali ve yerel yönetimlerin el ele vererek çözüm üretmelerine bağlı.
Tıp Fakültesi hastanesinin kurulması maddi kaynak gerektirir. Personel, yardımcı hizmetler, tıbbi araç ve gereçler. Hükümetin gerekli ödenekleri, kadroları vermesi hizmetin akışını hızlandıracak ve fakültenin hizmet üretmesini hızlandıracaktır.
Sayın Rektör Prof. Dr. Güner Önce’nin çalışmalarına yardımcı olacak olan milletvekillerine, mahalli politikacılara, Valiye, mahalli idare yetkililerine büyük bir görev düşüyor. Üniversite ile el ele verip yapılması gereken işleri planlı bir şeklide hükümetten gerekli yardımın alınması sağlamaktır.
Sayın Rektöre, oluşumda hizmeti geçenlere şükranlarımı sunarım.”


Kütahya Ekspres, 26 Ekim 2007

“Teröre lanet, şehide minnet” mitingleri vatandaşın yüreğine sevgi ve heyecan aşıladı…

Halkımız al bayraklarla ülkeyi gelincik tarlası yaptı

Hakkari Dağlıca’da 12 askerimizin şehit edilmesi ve 16 askerimizin yaralanmasına sebep olan PKK vahşetinin Türk halkı tarafından lanetlenmesi ve ülkemizin dört bir yanında meydanlara yayılan al bayraklı mitingler; vatandaşlar tarafından sıcak sevgi gösterileriyle karşılandı. Bu coşkulu ve bilinçli gösterilerden etkilenen Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı, emekli eğitimci Mustafa Ertaş, gazetemize İstanbul’dan bir faks mesajı gönderdi.
Mustafa Ertaş’in mesajı şöyle:

“Beş yıldır terörün aldığı can halkımızı öfke seline boğdu. Bu göz yaşı daha ne zaman dinecek. Ateş düştüğü yeri yakar. Öyle değil artık, her insanımızın yüreği yanıyor. TBMM hükümete sıcak takip için gerekli yetkiyi verdi. Alınan yetkinin kullanılması için Amerika’dan izin mi bekleyeceğiz. Gerekli şartlar oluşmadı mı ki beklemedeyiz. Amerika on-binlerce kilometre uzaktan gelip Irak’ı işgal ediyor. İddia ettiği silahta, terör ile ilgili kanıtta bulunamadı. Maksadı petrol bölgesine sahip olmaktı. Türkiye’nin terörü besleyen Barzani peşmergeleri ile PKK’nın örgütü arasında bir olmadığını biliyor artık.
Bilinen bir gerçekte terör örgütüne verilen desteğin TBMM kadar uzandığıdır. DTP halen PKK’ya terör örgütü diyemiyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nden partinin Siyasi ve Hukuk İşleri Başkan Yardımcısı Diyarbakır Milletvekili İhsan Aslan bakın ne söylüyor, (sınır ötesi müdahale için) “Bu hesabı yapmak da şüphesiz başta siyasi iktidarlara ve bunun altında da güvenlik güçlerinin teknik uz¬man kadrolarına düşüyor. Bölgede büyük tepki olacağından hiç şüpheniz olmasın. İstanbul, İzmir, Antalya, Diyarbakır veya Şırnak’ta ne gibi tepkiler olacağının hesap edilmesi gerekiyor. Ne demek istediğimi çok iyi anlattığımı tahmin ediyorum ben” İşte TBMM’de iktidar partisinin siyasi işlerden sorumlu bir milletvekilinin dehşet dolu ifadeleri. Korku verici bir yaklaşım ve sözler. Güvenlik güçlerimiz sınır ötesi bir harekat yaparsa saydığı illerdeki halkımız tepkisini gösterecek veya başka korkunç bir şeyler mi yapacaklarını tepkimi gösterecek veya başka korkunç bir şeyler mi yapacaklarını ima ediyor çözmek zor. Türkiye’yi parçalamak hayali içinde olanlara karşı, ulus olarak çok duyarlı olmamız, politikacıların da, devleti yönetenlerin de içte ve dışta işbirliği yaptıkları kişi ve kuruluşları çok iyi tanımaları gerekir.
On altı yıl önce 1991 yılının Şubat ayında Suudi Arabistan’ın Dahran kentinde Hyatt Regency Otelinde o bölgenin ABD askeri kuvvetlerinden iki yarbay Ortadoğu haritasını masaya yayarak Irak’ın kuzeyini ‘göstererek Güneri Civaoğlu’na “Bak işte burada yeni Kürt devleti kurulacak, Saddam’dan arta kalan silahlar onlara verilecek, onlar Türk Ordusu’yla çarpışacak” diyorlar.
Amerika’nın BOP’sının uygulaması adım adım uygulanıyor. Bir söz vardır “BUGÜNLER İÇİN POLİTİKA YAPANLAR SİYASETÇİLERDİR. YARINLARI DA DÜŞÜNEBİLENLER İSE DEVLET ADAMLARIDIR.” Türkiye’nin bugününü ve yarınlarını düşünerek rahmetli Ecevit’in Kıbrıs politikası uygulanmalıdır.
Türkiye büyük bir devlettir. Güçlü bir ordusu vardır. Ülke savunmasında dışarıdan emir almayacağını göstermelidir”



Kütahya Ekspres, 8 Eylül 2007

Diyarbakır Belediye Başkanı’nın sözleri ve davranışlarına tepkiler devam ediyor

Sayın Başbakan’a ‘Hodri Meydan’ diyerek meydan okuyan Belediye Başkanı’nın davranışı kabul edilemez

Diyarbakır Belediye Başkanı’nın Başbakan’a meydan okuyan konuşmalarına ülke genelinde olduğu gibi şehrimizde de çeşitli şekillerde tepkiler devam ediyor.
İLİMİZ Çavdarhisar ilçesinin önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Diyarbakır Belediye Başkanı’nın Sayın Başbakan’a hodri meydan diyerek meydan okuması kabul edilir sözler değildir. Diyarbakır Türkiye’nin bir ilidir. Belediyeler halkı için hizmet üreten, belde insanlarının rahat, temiz bir ortamda yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan kamu kuruluşlarıdır.
Bütün belediyeler kanunların belirlediği ölçülerde devletten yardım alırlar. İller Bankası’nın nüfus oranına göre verdiği yardımlar değişmeden her ay belediye hesabına gönderilir. Ayrıca belediyenin yapacağı işlerle ilgili ürettiği projelere, Çevre Bakanlığı’nın araç gereç yardımları, Turizm Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı’nın yanı sıra Başbakanlık fonundan da yardımlar yapılmaktadır. Diyarbakır Belediye Başkanı savaş yerine diğer belediyelere yapılan yardımlarla, kendi belediyesine yapılan yardımları kıyaslayan bir liste çıkarsaydı daha akılcı olurdu.
Diyarbakır ve çevre belediyeleri Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini isteyecek kadar ileri gittikleri, teröriste şehit törenleri yapmaları, PKK’ya terörist dememeleri şımarıklığın ötesinde küstahlıktır. Sözü geçen bu belediye başkanlarının konuşma ve eylemlerini diğer bölgelerimizde herhangi bir belediye başkanı yapsa anında görevden alınır.
PKK’yı terörist demeyenler TBMM’ne girdi. Demokrasi, özgürlük bundan başka nasıl izah edilebilir.
İstanbul’da PKK yandaşları devletin güçlerine savaş açıyor, polis panzerlerini yakıyor, iş yerlerini tahrip ediyor.
Mersin’de yaptıkları gösteride bir kişi öldü. Adana’da iş yerleri tahrip edildi. Ülkenin bir çok yerinde yaptıkları terör eylemlerinde büyük zararlar verildi.
Birlik beraberlikten söz eden bu DTP hangi terör eylemini kınadı bilen var mı?
Bu ülke üniter yapısını kolay elde etmedi. Ulusumuzun birlik ve beraberliğini hiçbir güç bozamaz. Devlet, ülkesinin bütünlüğünü bugüne kadar terörizme, şeriata, dış düşmanlara karşı daima korumuştur, bundan sonrada koruyacaktır.
Diyarbakır Belediye Başkanı’nın yaptığı beyanatı nefretle kınıyorum.”


Kütahya Ekspres, 1 Eylül 2007

Karlı Durumdaki kamu kuruluşlarının özelleştirilmesine karşı olan Çavdarhisar'ın önceki Belediye Başkanı'ndan bir değerlendirme daha...

Özelleştirmeler, Halk Bankası'yla devam ediyor

Eğitim kökenli Çavdarhisar'ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş'ın Halk Bankasıyla ilgili özelleştirme açıklamasında, esnafa ve halka, girişimci vatandaşlara destek veren ve kârlı durumuyla ülkenin sayılı finans kaynaklarından olan Halk Bankasının özelleştirilmesiyle kamunun zarara uğrayacağını iddia ediyor.
Mustafa Ertaş'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

Özelleştirmeler Halk Bankası ile devam ediyor
“Halk Bankası’nın cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk tarafından kurulduğunu biliyoruz.
Bankanın kuruluş amacı; küçük esnafa, sanayi kuruluşlarına ucuz kredi vererek kalkınmayı sağlamak ve iş gücü yaratılarak üretimi artırmak, istihdamı çoğaltarak işsizliğinde önlenmesine katkı sağlamak gibi çok önemli hizmetler için kurulmuş bir bankadır.
Halk Bankası Esnaf Kefalet Kooperatifleri ile de köylerdeki küçük esnafında kalkınmasına, hizmet etmekte köylerdeki sanat erbabının hizmet üreterek çevredeki ihtiyaç sahiplerinin işlerini kolaylaştırması yönünden de önemli hizmet akışı sağlıyordu.
Halk Bankası Genel Müdürlüğünce yayınlanan raporlarda bankanın kâr ettiği belirtiliyor.
Telekom, limanlar, Petkim, vs kamu iktisadi devlet kuruluşları da kâr eden işletmelerdi. Nice kârlı işletmeler özelleştirildi. Özelleştirilen ve kâr ederek devlete katkı sağlayan bu kuruluşlardaki çalışanların işlerine satın alan şirketler son verdi. İşten çıkarılan çalışanlara devlet iş vermek zorunda kaldı. Bu durum devlete yeni yük getirerek bütçe açığına neden olmaktadır.
Özelleştirilen işletmelerden kıdem tazminatlarını alanlar ise aldığı parayı harcayıp işsizler ordusuna katıldılar, hükümetlerde Özelleştirmeden elde ettikleri parayı yeni yatırım yapmayarak, faiz ve borç ödemede kulandılar.
Halk Bankası ve T.C. Ziraat Bankası esnafında sanayicisine kadar hizmet veren kuruluşlarımızda.
Köyde ve kentte yaşayan her vatandaşımız devlet kuruluşlarından yararlanmakta ve hizmet üreterek ekonomiye, ülke kalkınmasına katkı sağlamaktadırlar. Halk Bankasının özelleşmesi ülke kalkınmasında büyük kayıp olacaktır.
Esnaf, sanayici ve işadamlarımız Cumhuriyetin kazanımlarından olan Halk Bankasının satışının ülke için büyük zararlar yaratacağını ilgililere anlatmalıdır.”


Kütahya Ekspres, 26 Temmuz 2007
Vatandaşlar, 22 Temmuz seçimlerinin Batılılarca hatalı yorumlandığını söylüyor:
Batılı haber kaynakları ve Avrupa Basını 22 Temmuz seçimlerini yanlış değerlendiriyor
22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinin Avrupa basın-yayın kuruluşları ve gazeteleri tarafından yanlış ve yanlı şekilde yorumlanmasından rahatsız olan vatandaşlar, bu konudaki düşüncelerini ve görüşlerini gazetemize yansıttılar.
ÇEŞİTLİ Avrupa ülkelerinde yayın yapan gazetelerin Avrupa ve dünya kamuoyuna yansıttıkları Türkiye seçimleriyle ilgili haber ve yorumlarının gerçeği yansıtmadığı görüşünde olan vatandaşlardan bir tanesi eğitim kökenli, önceki Çavdarhisar Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’tır.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Seçimlerden önce ve sonra, bu günlerde de iç ve dış basında bazı yazarlar; seçimlerin Türk Ordusu ile Adalet ve Kalkınma Partisi arasında yapılan bir yarışmış gibi gündeme getirilmesi ve Adalet ve Kalkanıma Partisi’nin galibiyeti ile sonuçlandığı yorumunu yapmaktalar.
İngiltere de Liberal FINACIAL TIMES Gazetesi’nin şu yorumu yaptığını görüyoruz. Başlık “Laikler dişlerine fena bir yumruk yedi. Sonuçlar hem Laikler hem de güçlü ordu için dişlerine atılmış bir yumruktur.”
İngiltere SOLTHE INDEPENDENT Gazetesi’nin başlığı “Türk halkının sandık ültimatomu” devam ediyor “Bu sonuç halkın ordunun siyasete müdahalesine karşı verdiği bir ültimatomdur.”
Fransa SOL LE MONDE Gazetesi “Hıristiyanlar bile AKP için oy verdi. Kemalistler ise büyük hayal kırıklığı içinde... Yaymaya çalıştıkları korkuları kimsenin ciddi-ve almadığı ortaya çıktı.”
Ulusal basınımızda da köşe yazarlarının bir kısmı seçimlerin; Ordu Laikler Kemalistler arasında yapılan bir seçimmiş gibi okuyucularına sunmaları gözlerden kaçmamıştır. Gerek iç, gerek dış basının bu tür değerlendirmelerinde Türkiye’nin etnik kökenleri de dahil; Laikler, Atatürkçüler, Cumhuriyetin temel değerlerini koruyan kurumlarla, bu ilkelere karşı olanların bir savaşıymış gibi gösterilmesi kabul edilemez bir olgudur. Bu ayırım Türkiye’nin yavaş yavaş kamplara ayrılmasının ayak sesleridir.
Hele Türk Ordusuna karşı yapılan üstü kapalı suçlamalar karşısında Hükümetlerin- Anayasal Kurumların, Sivil Toplum Kuruluşlarının suskunluğu affedilemez bir tutumdur. Türk Ordusu bizim askerimiz. Komutanları halkımızın içinden yetişmiş Cumhuriyetin ilkelerine bağlı ‘Laik ve Atatürkçü komutanlardır.
Türk Ordusu onun değerli komutanlarına karşı dil uzatanların dillerini koparacak bilinçli gençliğimiz ve halkımız vardır. Kurtuluş savaşı, Ali Kemal’lere rağmen kazanılmıştır.”


Kütahya Ekspres, 12 Temmuz 2007
Kârlı durumdaki KİT’lerin özelleştirilmesine tepkiler devam ediyor…
Seksen yılda Cumhuriyet hükümetleri hangi eserleri bıraktı diyenlere sormak gerekiyor, özelleştirmeyle elden çıkarılan eserler uzaydan mı geldi?
Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, seçimler nedeniyle çeşitli partiler tarafından yürütülen programlarda, Cumhuriyet hükümetlerince bugüne kadar kalıcı bir eser bırakılmadığı yolundaki iddialar karşısında gazetemize bir açıklama yaptı.
Ertaş'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle;

"Cumhuriyetin kazanımları beş yıl içinde birer birer satılarak borç ve faiz ödemesinde kullanılıyor.
Genel seçim sonuçlarını beklemeden acelesi varmış gibi PETKİM iki milyar elli milyon dolara satıldı. İyi fiyata satıldı diye bayram yapıldı.
Oysa PETKİM'in varlıklarına DÖRT MİLYAR DOLAR değer biçilmişti. PETKİM zarar etmiyor. Kredi borcu yok Malını satma sorunu yok, İşletme problemi yok. Nakit çalışıyor. 14 (on dört) fabrikası var. Sekiz ortak tesisi var. Cirosu 1.6 milyar dolar. İhracatı 400 milyon dolar. Limanı var. Barajı var. Rafineri kurma hakkı var, Elektrik santrali kurma lisansı var. İç pazarın da yüzde 33’ünü elinde tutuyor. Uzman ekspertiz kuruluşlar, Türkiye'nin şehircilik rantlarının tavan yaptığı en güzel yerlerinde çok sayıdaki arazilerinin değerlendirilmesi; Ege Bölgesi'nin ikinci büyük limanı olan limanın da ayrıca satılması halinde PETKİM'e DÖRT MİLYAR değer biçmişlerdi.
Özelleştirmenin mantığında işletmenin verimli olmaması durumunda satılmasında sakınca olmaması gerekir. Özel Sektör aldığı işletmeyi yeni yatırımlarla üretimi artırarak istihdam yaratıp, iç ve diş satımla kazanç sağlayarak ülke kalkınmasına katkı sağlamaktadır.
Dört yılı aşkın sürede yapılan nedir? Verimli, kâr sağlayan, istihdam yaratan, katma değer yaratan kârlı işletmeleri yabancılara satıyoruz. Satılan elde edilen gelirle faiz ve borç ödüyoruz.
2003 yılından bugüne özelleştirmeden elde edilen gelirlerin toplamı nedir, ne kadar gelir elde edilmiştir? Elde edilen satış geliri dolarlarla hangi yatırımlar yapılmıştır. Elde edilen gelirin işsizliğe bir katkısı olmuş mudur, ne kadar gencimize iş ve istihdam sağlamıştır. Birileri açıklarsa sanırım halkımızı mutlu edecektir.
Ekonomide büyüme sağlandığını yetkililerimiz övünerek ifade ediyorlar. Bu büyümenin nimetlerinden toplumun hangi kesimleri daha çok pay aldı. Büyümenin nimetlerinden toplumun hangi kesimleri daha çok pay aldı. Büyümenin getirdiği nimetlerden; memura, işçiye, emekliye, esnafa, köylüye, yoksula yansıyan nedir? Devletin resmi rakamlarına göre; ülkemizde 16 milyon insanimiz yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 600 bin yurttaşımız da açlık sınırında. Büyümenin getirdiği refahın nelere gittiğini, kimlere mutluluk Sağladığını çözmek zor.”
Kütahya Ekspres, 20 Haziran 2007

Cumhuriyetin 80 yıllık varlıkları son dört buçuk yılda haraç mezat satıldı

Devlet adamı, ağzından çıkan her sözün, ülkeyi ilgilendirdiğini bilmek zorundadır

Çavdarhisar’da iki dönem Belediye Başkanlığı yapan Eğitim kökenli Mustafa Er0taş, Cumhuriyetin kârlı kuruluşlarının son dört buçuk yılda haraç mezat satıldığını; başbakanın 13 Haziran’da “Türkiye’de dağlarda 5 bin terörist var” dediğini; 20 saat sonra da “İçeride 1500, sınır dışında ise 3500 terörist var” dediğini 20 saat içinde ne değişti diyerek devlet adamının ağzından çıkan her sözün ülkeyi yakından ilgilendirdiğini söylüyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Petkim, otoyollar ve boğaz köprüleri de satışa çıktı. Seksen yılda kurulmuş olan cumhuriyetin varlıkları son dört buçuk yılda haraç mezat satılmakta. Buralarda çalışan işçiler açıkta ve işsiz. Verilen kıdem tazminatlarını bitirdiklerinde bu insanlar ailelerini nasıl geçindirecekler?
Satılan fabrika, üretim yapan iş yerleri zarar yapan kuruluşlar olsa, devletin elinden çıkarması için makul bir sebebi olur. Limanlarından tutun, Sümerbank, Telekom, tekel ve satılmak istenen Petim, otoyollar, boğaz köprüleri, Halk Bankası, Ziraat Bankası gibi kârlı kuruluşlar ve binlerce çalışan işçi ve memurun açıkta bırakılması, vicdanları sızlatıyor. Satılan haraç mezat batın geminin malları bunlar!..
Dört yılda milyarlarca dolarlık özelleştirme yapıldı Gelen dolarlarla hangi yatırımlar yapıldı ve hangi iş gücü yaratıldı?
Satıştan gelen dolarlarla dış borç ve faizler ödendi. Devleti yönetmek; mirasyedi gibi varlıklar satılarak ekonominin iyi gittiğini düşünmek, gelen sıcak para ile günü geçirmek yönetim anlayışı ile bağdaşır mı bilmem?
Örneğin Manisa Pamuklu Mensucat 13 Haziran 2005 tarihinde özelleştirme idaresince Manisa Ortak Girişim Grubuna 3,7 milyon dolara satılıyor. Manisa Pamuklu Mensucat Fabrikası’nın 90 dönümlük arazisinin tamamını Hollandalı Redevco Emlak Geliştirme İnşaat Yatırım ve A.Ş. firmasına 25 milyon Euro’ya satıyor. Alınan fiyatla satılan fiyat arasındaki kâr akıllara durgunluk veriyor.
Zaten Ortak Girişim Grubu kâr dağıtımında çıkan anlaşmazlık sebebi ile kârı dağıtmadan vali olaya el koymuş. Bütün özelleştirilen kurumların el değiştirme aşamasında milyonlarca dolar kâr sağlandığını basından izliyoruz.
Sayın Başbakanın 13 Haziran günü terörle ilgili olarak verdiği bilgi ve üç gün geçmedin söyledikleri vatandaşları şaşırttı. “Türkiye’de dağlarda beş bin terörist var, Kuzey Irak’ta beş yüz kişi” Başbakanımız 20 saat sonra “İçeride bin beş yüz, sınır dışında ise üç bin beş yüz terörist var” beyanında bulunuyor. Devleti yönetenlerin her söylediği çok önemlidir. 20 saat içinde ne değişti ki ilk beyanat ile son beyanatı bir düzeltme olarak beyanda bulunuyor. Devlet adamları, ağzından çıkan her sözün ülkeyi ilgilendirdiğini bilmek zorundadır.”


Kütahya Ekspres, 5 Nisan 2007
Kamuya ait her şeyin özelleştirilmesi eleştiriliyor.
Sürekli gelir getiren, kârlı durumda olan köprülerin, paralı yolların ve Petkim’in özelleştirilmeleriyle yeni yatırımlar mı yapılacak?
Yeni ilçelerimizden Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, kamuya ait sürekli kârlı, geliri garantili tesislerinin özelleştirilmesinden elde edilecek gelirin, sadece bütçe açığını kapatmakta kullanıldığını; bunun ulusal ekonomi ilkeleriyle bağdaşmadığını iddia ediyor.
Mustafa Ertaş’ın özelleştirmelerde devamlı gelir getiren, kârlı durumda çalışan köprüler, paralı yollar ve Petkim gibi kuruluşların satışından elde edilecek gelirin yatırımlarda değil, sadece bütçe açıklamasında kullanılmasını eleştiren açıklaması şöyle:

“Köprüler ve paralı yollar ile Petkim bu yıl satılacak. Hükümetin kararı kesin görünüyor.
Bu varlıklar; altın yumurtlayan tavuk misali devamlı gelir getiren zarar etmeyen, ekonomiye, hazineye katkı sağlayan, istihdam yaratan kurumlar. Bu varlıkların milli ekonomiye katkısı milyar liraları aşıyor (YTL olarak) ve katma değeri yükseltiyor.
Devamlı gelir getiren, zarar etme olasılığı olmayan bu varlıklar satılarak istihdama dönük yeni yatırımlar mı yapılacak? Hayır, satıştan elde edilen gelirle olsa olsa BÜTÇE AÇIĞI kapatılacak. Paralı oto yolların ve köprülerin, Petkimin özelleştirilmesi ile diğer kuruluşların özelleştirilmesinde olduğu gibi; bir yığın işçi, çalışan, işten çıkarılacak yığınla işsiz ordusu meydana gelecek. Mevcut işsizlerin sayısının on milyonu aştığı yazılıp çizil¬mekte. Araştırma kurum¬ları bu durumu yayınlamaktadır.
Karayolları Genel Müdürlüğümün verilerinde köprü ve paralı otoyolların 2007 yılı Şubat ayı sonu itibarı ile elde edilen gelir 74.4 milyon YTL olduğu açıklandı. Bu açıklama genel basında yayınlandı. Bu gelirlerin yıl sonuna kadar beş yüz milyon YTL’nin çok üstünde olabileceği Karayolları Genel Müdürlüğü’nün açıklamasında ifade ediliyor.
Bugüne kadar özelleştirilen işletmelerin sonucuna baktığımızda çalışır durumda teslim edilen kuruluşlardan kaç işletme çalıştırılmakta, kaş işletme kapatılmıştır? Kapatılanlar niçin kapatılmıştır? Yetkili hükümetler bir inceleme yapmış mıdır? Kapatılan işletmeyi olan kişi veya şirket almadan önce kâr-zarar, üretim durumunu incelememesi olabilir mi? Hem de nasıl araştırma yapmıştır. Bodoslama körü körüne bir satın alma olamaz. Ne şahıs, ne şirket getirişi olmayan bir satın alma işine giremez. Satın alınıp kapatılan yerin ya arsası veya mal varlığının satın aldığından daha yüksek bir değerde olmasını hesap ederek satın almıştır. Kapatılan iş yerlerinin, ekonomiye katkısı, katma değeri yok olduğu gibi; işsizliği artırmaktadır.
Telekom, limanlar, Tüpraş, bankalar, arsalar, binalar, araziler, satıldı da gelirleri ne oldu, nerelere yeni yatırım ve istihdam yaratıldı?”


Kütahya Ekspres, 13 Mart 2007

Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak amacıyla çeşitli bahanelerle bazı köşe yazarlarının yaptığı yorumlar vatandaşlar tarafından eleştiriliyor.

Anayasamız, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne cumhuriyeti, devleti, ülkenin siyasi bütünlüğünü koruma ve kollama görevi vermiştir. Komutanların konuşmaları siyasi değil, görevlerinin gereğidir

Son zamanlarda bazı medya mensuplarıyla vatandaşın yakından takip ettiği köşe yazarlarının Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genel Kurmay Başkam ve bazı komutanların ülke sorunları hakkındaki kaygı ve endişelerini dile getirmelerini eleştiren Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaya hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini söylüyor.
Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Türkiye’nin bir tane ordusu, bir tane silahlı kuvvetleri var. Bu kurumu yıpratmaya kimse¬nin gücü yetmeyecektir. Son yıllarda silahlı kuvvetlerimizi yıpratmak için basında haber olarak ve köşe yazarlarının bazıları yorumlarında ordumuzun komutanlarının siyasi konuşmalar yaptıkları savı ile eleştiriyorlar. Oysa komutanlar Türkiye’nin gerçeklerini ortaya koyuyorlar.
Siyasilerin yanlışlarına karşı fikirlerini söylemelerini demokrasi masalları ile karşı çıkıyorlar, eleştiriyorlar.
Bu eleştiriler haksızdır. İktidara yalakalıktır. Silahlı kuvvetlerimiz ve onun komutanları; ulusal birliği, üniter devleti koruyan, kollayan beyanlarda bulunmaları siyaset yapmak mıdır?
Anayasamız; silahlı kuvvetlerin cumhuriyeti; Atatürk devrimlerini, laik devleti koruma ve kollama görevi vermiştir. Komutanlarımızda Anayasa’nın verdiği görev doğrultusunda görüşlerini ifade ediyorlar.
Önceki Genel Kurmay Başkanlarından Sayın İ. Hakkı Kuradayı İran’da Humeyni’nin iktidara nasıl geldiğini, o günkü İran Genel Kurmay Başkanına soruyor. İran Genel Kurmay Başkanının verdiği cevap mealen şöyle; “Bir şeyler oluyor, bir takım gelişmeler var ama ne olup bittiğinin farkına varamadan şeriat yönetiminin, devletin bütün kurumlarının ele geçirmiş olduğunu gördük. Yapacak bir şey kalmamıştı. Devlet, bütün kurumları ile teslim alınmıştı.”
Türk Silahlı Kuvvetleri ve onu yönetenler daima her tehlikeye karşı tedbiri elden bırakmamalıdır. Devletimizin, cumhuriyetin bekasını sağlayan tek güvencemizdir.
Güney doğuda halklara özgürlük sloganı ile üniter devleti bölmek isteyenler, her koşulda fırsat kollamaktadırlar.
Avrupa Birliği sevdası ile; toplumsal dayanışmayı, zaafa uğratmak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugüne gelmesinde şehit olanları unutarak askerimizi çekme, Ermenistan sınırının açılması Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulması gibi pazarlıklar masa başında verilecek tavizler kabul edilmeyecek politikalardır.
Bazı yazarlar bu isteklerin yerine getirilmesi için yeşil ışık yakılsa zil takıp oynayacaklar.
Siyasetçilerin yanlış politikalarını, silahlı kuvvetlerimiz düzeltmekte ve ülke bütünlüğünün, üniter devletin korunmasının, birlik ve beraberliğin, laik devletin vazgeçilmez ilkeler olduğunu daima savunacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin medya değerlendirmesi; bazı köşe yazarlarının hoşuna gitmemiş olacak ki eleştirmeye devam ediyorlar. Bu tür uğraşları, rejimi erozyona uğratma çabaları olarak görüyoruz. Bu ülkeyi duyarlı, güvenilir güçler oldukça kimse bölemeyecektir.”



Kütahya Ekspres, 8 Mart 2007

Ekonomik istikrar ve enflasyonun dikkate alınması temenni ediliyor.

Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimiyle genel seçimlerin, ekonomik istikrarı bozmaması gerekiyor

Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, İstanbul’dan gönderdiği mesajında, içinde bulunduğumuz yılın Mayıs ayında ve 4 Kasım’da yapılacak seçimlerde ekonomik istikrarın bozulmaması gerektiğini, enflâsyonun kontrol altında bulundurulmasının önemini vurguluyor.
Mustafa Ertaş’ın İstanbul’dan gazetemize ulaştırdığı yazılı açıklamanın ana hatları şöyle:

“Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlık cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçim olmak üzere Kasım ayına kadar devam edecektir. TÜİK’nin enflasyonla ilgili raporuna göre enflasyon çift rakama %10 üstüne çıktığını gösteriyor. Hükümet ve kurumlar arasındaki anlaşmazlık gelecekte tırmanış gösterirse piyasalar belirsizlik içinde kalacak ekonomik istikrar tahmin edilemeyecek boyutlara ulaşacaktır.
Dünyada sözü dinlenen ekonomistlerin konuşmaları, bilhassa Çin’de borsaların düşmesine dünyaya yayılmasında Türkiye’de borsa nasibini aldı. Ülkemizde büyüyen ancak istihdam yaratmayan ekonomide, işsizlik önemini korumakta devam ediyor.
Türkiye fabrikalarını, işletmelerini satarak borç alarak ekonomisini yürütmeye ve ayakta tutmaya çalışıyor.
Ülkemizin iç borcu 257 milyar YTL, dış borcu 95 milyar YTL. Toplam iç ve dış borç 352 milyar YTL, dolar bazında 247 milyar dolar borç var.
Bu borçlar neye göre veriliyor, neden veriliyor. Avrupa Birliği sevdası ile Kuzey Kıbrıs’tan vazgeçilmesi, Irak’ta koyduğumuz, savuna geldiğimiz kırmızı çizgilerimizden söz etmememiz, güney doğudaki bölücülere karşı suskun davranmanın karşılığı mı dersiniz?
Güney doğuda belediye başkanları ortak-bildiri yayınlıyor. Üniter devletin bir parçası değilmiş gibi devlete baş kaldırmadır bu beyanatları.
Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin kazasız belasız geçmesi için iktidar ve muhalefetin oy avcılığı için yıpratıcı politikalardan kaçınmaları gerekir. Bu iktidar partisinin elindedir.
İktidarın her hareketinde ekonomiyi çığırından çıkaracak ortam yaratmamasını temenni ediyoruz. 2007 seçimleri büyük olasılıkla koalisyon çıkaracaktır diye düşünüyoruz.


Kütahya Ekspres, 6 Mart 2007

Vatandaş soruyor:

Cumhuriyetin kurduğu fabrikaları, işletmeleri, bankaları 4 yıldır satıyoruz. Satıyoruz da ne elde ediyoruz

Çavdarhisar ilçemizde 2 dönem Belediye Başkanlığı görevi yapan eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş. gazetemize yaptığı açıklamada, özelleştirme programı adıyla Cumhuriyetin kurduğu fabrikaların, işletmelerin, bankaların satışından elde edilen gelirle hangi işlerin yapıldığının, satılanın yerine hangi fabrikaların ve işletmelerin açıldığının, işsizlere hangi işlerin açıldığının merak konusu olduğunu belirtiyor.
Mustafa Ertaş’ın gazetemize gönderdiği yazılı açıklama şöyle:

“Yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi ülkemize ne getiriyor, ne götürüyor”
Cumhuriyetin kurduğu fabrikaları, işletmeleri, bankaları dört yıldır satıyoruz. Satıyoruz da ne elde ediliyor’? Halkımızın kazancı nedir? Bir bilen varsa anlatmasını isterim. Satılan fabrika ve işletmelerden elde edilen paralar nerede kullanıldı? Satılanın yerine hangi fabrika, işletme açıldı ve işsizlere hangi işler yaratıldı?
Türkiye’ye 2006 yılında 19.9 milyar dolar yabancı sermaye girmiş (ERNST&YOUNG’un raporu). Gelen bu döviz, sabit sermaye (fabrika kurmak) için kullanılmamış. Kurulu işletmeleri almış, portföy yatırımı yapmış. Arsa almış, bina almış. 19.9 milyon dolar yabancı sermayenin sadece 1.3 milyar doları imalat sanayinde kullanılmış. Yani iş sahası işletme, fabrika kuruluşunda kullanılmış.
Devlete ait olmayan satışlardan elde edilen dövizler satan şirketlerin, şahısların kasasına girmiş.
Devlet ise sattığı ile döviz açığını kapatmış. Gündemde Halk Bankası’nın satışı var. Satılacak da devletin bir şeyi de kalmadı sayılır.
Halk Bankası iş hayatının canlanmasında büyük hizmeti olan bir kuruluş. Esnaf, Sanatkar Esnaf Kefalet Kooperatifleri ile ihtiyacı olan sermayeyi sağlayarak ayakta duruyor. Bu banka satılırsa iş hayatında büyük yıkımlar meydana gelir. İşsizlik daha da artar. İflaslar çok canlar yakar.
Satılan devlet işletmeleri, yerine yeni yatırımlarla iş alanları yaratılmazsa, Türkiye’nin geleceği parlak olmayacaktır. Üreten bir ülke kalkınır ve ekonomik güce kavuşur.
Enflasyon düşüyor, kişi başına milli gelir dolar olarak artıyor fakat halkımıza yansıyan bir sonuç yok. Köylü, işçi, esnaf, emekli, memur geçim derdinden kurtulamıyor. Zengin yoksulun halinden anlamıyor.”


Kütahya Ekspres, 13 Şubat 2007

Çavdarhisar’ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’tan ilginç açıklama…

Sağ ve sol partiler iktidar olmaktan korkuyorlar

ANAP’tan 10 yıl süreyle Çavdarhisar Belediye Başkanlığını yapan ve öğretmen emeklisi olarak mevsim özelliklerine göre İstanbul’da, Kütahya’da ve Antalya’da yaşamını devam ettiren Mustafa Ertaş’ın muhalefette olan sağ ve sol siyasi partilerin iktidar olmaktan korktuklarını dile getiren açıklaması şöyle:

“Sağ ve sol partiler iktidar olmaktan korkuyorlar. Liderler koltuk benim olsun, görsel ve yazılı basında adım geçsin yeter bana diyorlar. Bilindiği gibi Türkiye’de parti enflasyonu var. Bir partinin genel başkanlığı ile yetinerek laf ebeliği ile günü gün etmek, bu düşüncede olan genel başkana yetip artıyor. Siyasi parti ve genel başkanı üretici olmadığı sürece halktan oy beklememeli. İktidarı tenkit eden muhalefet, iktidara geldiğinde neler yapacağını, memura emeklisine, esnafına, sanayicisine, köylüsüne, işsizine neler verebileceğini; halkına anlatamıyorsa, siyaset arenasından çekilmesi gerek. Böyle bir programı olmayan muhalefeti berberler ve diğer derneklerde yapıyorlar. Halkımız, çektiği sıkıntıları dile getiren iktidara geldiğimizde verdiği sözleri verine getirecek siyasi parti ve genel başkan istiyor ve özlüyor. Kamuoyu anket sonuçları muhalefet için iç açıcı değil. 26-27 Ocak 2007 tarihleri arasında 21 ilde bin kişi ile yapılan anket sonuçlarına göre oy dağılımı AKP yüzde 23.1, CHP yüzde 13.7, DYP yüzde 13.1, MHP yüzde 8.1, ANAP yüzde 5.9 oy oranı ile değerlendirilmiş. Seçim standardında bu oranlar değişebilir. Örneğin MHP’nin oylarında büyük bir patlama olabilir.
Önemli olan meclise girmek değil, İKTİDAR olmaktır. Solda CHP ve DSP diğer sol partiler, sağda DYP ve ANAP seçimlere birleşerek girmelidir. Genel başkanlık koltuk hırsından vazgeçerek sen ben kavgasını aşarak, iktidar olmak hırsı ile birleşmeleri gerek. Bu ortamı tabanı temsil eden il yöneticilerinin zorlaması gerçekleştirebilir.”


Kütahya Ekspres, 1 Aralık 2006

Kütahya halkı ve milletvekilleri Rektör Önce’nin, Tıp Fakültesi girişimine sahip çıkmalıdır

Kütahya’nın yerel televizyonlarında ve yerel basında uzunca bir süredir devam eden “Kütahya’ya Tıp Fakültesi” girişiminin olumlu ve olumsuz yayımlarına emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçemizin önceki Belediye Başkam Mustafa Ertaş’ın konu ile ilgili açıklamaları da katıldı.
Mustafa Ertaş, DPÜ Rektörü Prof. Dr. Güner Önce’nin Kütahya’da bir tıp fakültesi açılması için çaba ve gayret göstermesini takdirle karşıladığını belirtiyor; Ak Partinin ilimize bir hizmet getirecekse, tıp fakültesinin kurulmasının bir fırsat olduğunu ifade ediyor ve açıklamasına şöyle devam ediyor.
“Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Güner Önce’nin Kütahya’da bir tıp fakültesi açılması için gayret ve çaba göstermesi taktirle karşılanmalıdır. Sayın Rektör, sosyal etkinlikleri ile Kütahya’nın kalkınması için paneller yaparak Kütahya halkını bilinçlendirmede herkesten bir adım önde bulunuyor. Nedense Kütahyalı olarak Sayın Rektör’e ayak uyduramıyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ilimize bir hizmet getirecekse; tıp fakültesi bulunmaz bir yatırım ve hizmetlerin en büyüğüdür.
AKP il yöneticileri ve milletvekilleri Sayın Rektörün destekçisi olmalıdırlar. Evliya Çelebi Devlet Hastanesi tıp fakültesi için uygun bulunmuşsa daha ne isteniyor. Mevcut hastanelerimizde sıkıntı var. Bu biliniyor. Hizmetler sıkıntı içinde de olsa yürütülüyor. Tıp fakültesi açılırsa sıkıntının ve hizmetin bir kısmını üstleneceği için bir rahatlamada olacak sağlık hizmetlerinde de kalite yükselecektir.
Mevcut iktidara altı milletvekili veren Kütahya halkı, AKP’den tıp fakültesi konusunda köstek değil, destek ve gayret, hizmetin gelmesi için siyasi etkinlik ve çalışma sonuç almak için bütün güçlerini seferber etmeleri gerekir. AKP yöneticileri sokaktaki vatandaşla, sivil toplum kuruluşları ile, siyasi parti temsilcileri ile, esnafla diyalog kurarak neyin yapılması gerektiğini anlaması, her halde zor olmayacaktır.
Tıp fakültesine karşı çıkanlar bunun hesabını vermede büyük sıkıntı içinde kalacaklardır.
Kütahya’nın Sayın milletvekilleri; beşinci yıla girerken Kütahya halkına yapacağınız en büyük hizmet, Sayın Rektörümüzün önerisini destek vererek tıp fakültesinin açılmasını son hizmet olarak sağlayın ve kalıcı bir eser bırakın.”


Kütahya Ekspres, 22 Kasım 2006

Emekli eğitimci ve Çavdarhisar önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, Atatürk’e “Bu adam” diyen profesörü nefretle kınadı

Ertaş’ın açıklaması şöyle:

Atatürk’e “bu adam” diyen ve Kemalizm’i gericilik olarak niteleyen kişi bilim adamı olamaz

“Atatürk’e “bu adam” diyen ve Kemalizm’i gericilik olarak niteleyen kişi bilim adamı olamaz.
Adalet ve Kalkınma Partisinin İzmir Gençlik Kolları tarafından düzenlenen “AB ve Türkiye ilişkilerinin toplumsal etkileri” konulu panelde konuşmacılardan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder. İleride artık bizlere neden her yerde bu adamın (Atatürk’ün) heykelleri, fotoğrafları var diye soracaklar. Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz.- Cumhuriyet dönemi soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız. 1925-1945 ile 1950 sonrasını aynı değerlendiremezsiniz. Bu dönemler birbirinin panzehiridir. Kemalizm’le ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ancak umutlu değilim.”
Tırnak içinde küçük bir bölümünü aldığım konuşma beni derin bir üzüntüye şevketti. GAZİ adını almış bir üniversitede akademik kariyer sahibi bir kişinin Ulu Önder Atatürk ve Cumhuriyet için nasıl böyle bir ifade ve değerlendirmede bulunabiliyor?
Almış olduğu akademik kariyeri Cumhuriyet okulları, öğretmenleri vermedi mi? Bu kişi kürsüsünde genç cumhuriyet çocuklarına neler öğretiyor acaba? Yukarıdaki konuşmasından yurtsever halkımız, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik gençliğimiz, aydınlarımız, genelde Türk halkı ne anlıyor, ne düşünüyor ve nasıl bir tavır koyarak tepkisini gösterecekler?
Yüksek Öğretim Kurumu bu Prof. hakkında nasıl bir işlem yapacak merak etmekteyim.
Savcılarımız; bu konuda bir suçun işlendiğini halkı Cumhuriyet rejimine ve Atatürk’e karşı suç işlemeye teşvik içinde bulunduğu gerekçesi ile gerekli soruşturma ve kavuşturma yapacaktır diye ümit ediyorum. Atatürk ve Cumhuriyet Türk ulusunun yüreğindeki kutsallığını koruyacaktır. Hiç kimse ulusun yüreğinden bu kutsal duyguyu alamayacaktır. Cumhuriyet, Atatürk ve devrimlerini, Türk gençliği, sivil toplum kuruluşları, zinde güçler ve halkımız korumasını bilecektir.
Öyle sanıyorum ki, sivil toplum kuruluşları, bu talihsiz sözleri söyleyen ZAT’a gerekli tepkilerini göstereceklerdir. Atatürk ve devrimlerini, Cumhuriyete karşı söylenmiş olan bu sözleri ve söyleyeni nefretle kınıyorum.”


Kütahya Ekspres, 15 Kasım 2006

Eğitimci Mustafa Ertaş’tan ilginç açıklama:

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili raporu ve stratejik belgesinin ana hatları belli olmuştur
Çavdarhisar Belediyesi’nin önceki Başkanı, emekli eğitimci Mustafa Ertaş, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili ilerleme raporu ve stratejik belgesi hakkındaki görüşlerini açıkladı.
Mustafa Ertaş’ın Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan inceleme raporu ile ilgili görüşleri şöyle:

“AB Komisyonu ilerleme raporunda Türkiye’nin 2006 yılı içinde yaptığı çalışmaların bir tespitini yaptı. Olumlu olumsuz yönleri ile durum değerlendirmesi yapılarak özellikle Güney Kıbrıs Rum yönetimine limanların, havaalanlarının, 14-15 Aralık zirvesine kadar açılması koşulunu öneriyor.
Bilindiği gibi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için; Kopenhag zirvesinden sonra, hükümetimiz AB müzakerelerinin başlaması için Avrupa Birliği’ne yazılı güvence vermişti. Güvencede Rum gemileri Türkiye limanlarına serbestçe girmesi onaylanıyordu. Kıbrıs’ta Annan Planı referanduma büyük ü-mitlerle sunuldu. Ama; Güney Kıbrıs her zaman olduğu gibi oyun bozan-lığını gösterdi ve Annan Planını reddetti. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye halkları uyuşmazlığın Kıbrıs Rum yönetiminde olduğunu AB ve Dünya ülkelerine mesajlar verdi ama ilk heyecan geçmeden ilgili devletler Kuzey Kıbrıs’ı alkışladı yeni oluşumlar için ümit vadeden sözler söylediler. İzolasyonların kaldırılacağı vaadinde bulundular. Yöneticilerimizde verilen sözlere inanarak Kuzey Kıbrıs’ın devlet olarak tanınabileceği ümidine kapıldılar. Kıbrıs Türk halkı Rum katliamından Türk askerinin şehit vererek kurtarıldığı özgürlüklerini kavuştuğunu elbette unutmayacaktır. Avrupa Birliği sevdası ile Kuzey Kıbrıs’ı hiçbir hükümet feda etme cesaretini gösteremez. Cezası ağır olur.
AB 9.uncu ilerleme raporunda Kıbrıs konusu başlarda yer alıyor. On beş konu olumlu, on altı konu olumsuz olarak raporda yer alıyor. Türk halkı Alevi Sünni, Kürdü Türkü diye bir ayırım yapmadan birlik ve beraberlik içinde yaşadı. Sorunları olmadı. AB Kürtler yanında Alevileri de katarak ayırımcılık uygulandığını raporunda belirtiyor. AB’nin savlarında Asker, Kürtler, Aleviler ön plana çıkardıkları konular. Asker ülke sınırları konusunda konuşmasın, siyaseti etkilemesin, hükümetin izin verdiği konularda konuşsun istiyorlar. Anayasanın Cumhuriyetin laikliğin, Atatürk devrimlerinin korunması, kollanması konularında askerin konuşması AB’yi rahatsız ediyormuş. Bu konularda askerimizin konuşmasından kendi içimiz de rahatsız olanlarda var. Cumhuriyetin kurulduğundan bugüne ordumuz ulusun bölünmez bütünlüğünü ve Cumhuriyetin kurumlarının sarsılmaz güvencesi ve koruyucusu olarak Türk halkına kabul edilmiştir. Halkımızın tek güvendiği ordumuzdur.
AB’ye girmek (alırlarsa, ben inanmıyorum) yıllar alacaktır. Birlik yıllar içinde dağı¬lacaktır da. Şimdiden kendi içlerinde sorunlar büyümeye başladı.
Türkiye Avrupa Birliğine girmeden de varlığını sürdürecek ve yeni oluşumlar bulacaktır” açıklamalarında bulundu.



Kütahya Ekspres, 9 Kasım 2006

Çavdarhisar'ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş soruyor:

Cumhuriyetin kazanımları özelleştirme ile bir bir yok oluyor, ya para nereye gidiyor?
Çavdarhisar İlçesinin önceki Belediye Başkanı eğitimci Mustafa Ertaş, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren kurulan çeşitli kamu devlet teşekküllerinin peşi peşine özelleştirilerek elden çıkarıldığını; ancak satıştan elde edilen paraların her gün biraz daha artan kamu borçlarına yatırıldığını; cari açığın giderek büyüdüğünü belirtiyor ve satılacak mal kalmayınca iç ve dış borçlar nasıl ödenecek diyor.
Çavdarhisar İlçemizin önceki Belediye Başkanı Eğitimci Mustafa Ertaş'in gazetemize yaptığı açıklama şöyle:

“Cumhuriyetin kazanımları özelleştirme ile bir bir yok oluyor. Ya para nereye gidiyor? Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yılları yoksulluk ve fakirlik: bunun yanında yıkılmış yakılmış bir ülke.
Cumhuriyeti kuranlar yoksullukla da savaşmak gerektiğini ve düşmanla savaşmaktan daha zorlu bir savaş vermeleri gerektiğinin bilinci içinde olan büyük devlet adamları idi.
Ülkeyi kalkındırmak, yoksulluğu, fakirliği, işsizliği yok etmek en büyük. hedefleri idi.
Yapılacak iş; fabrika kurmak, halkın ürettiği ham maddeyi mamul hale getirerek ülkenin ihtiyacı olan sanayi mallarım halka arz etmek suretiyle, Kendi ürettiğimizi kullanarak ithalat yapmadan milli paramızın dışa gitmesini önlemekti.
Sümerbank, Demirçelik fabrikaları, şeker fabrikaları, kağıt fabrikaları, Etbalık kurumlan, dokuma fabrikaları, v.s saymakla bitmeyecek yatırımları yapılarak; halkın daha ucuz sanayi ürünleri edinmesi ve dövizin ülkemizde kalması Cumhuriyeti kuran savaşçıların birinci özelliği olmuştur.
Okullarda Yerli Malı Haftası yapılır, gençlerimize yerli malı kullanmanın yararları hafta boyunca anlatılırdı.
İktisadi Devlet Kurumları olarak anılan bu kurumlar çok partili dönemde partilerin arpalığı haline getirilerek; örneğin yüz işçi ile çalışması gereken fabrikayı iki yüz, üç yüz işçi ile çalıştırarak zarar ettirildiler. Verimlilik düştü. Teknolojik gelişmeye uygun yatırım yapılmadığından zararlar büyüdü.
Özelleştirme başladı. Özelleştirmeden elde edilen para yeni yatırımlar yapılarak iş sahası yaratılıp gençlere iş imkanı sağlanması yerine, özelleştirmeden gelen para borç ödemeye gitti. Satılacak mal kalmayınca acaba dış ve iç borçlar nasıl ödenecek? Otuz milyar dolara ulaşan cari açıklar nasıl kapanacak? Ucuz döviz bol ithalat ülkeyi çıkmaza götürmekte. Gelecek yıllar bu anlayışla sıkıntılı olacaktır.”


Kütahya Ekspres, 10 Ekim 2006

Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’tan Anayasa değişikliği ile ilgili açıklama:

Anayasa değişikliği üç konuda olmalı

Emekli eğitimci ve Çavdarhisar ilçemizin önceki Beledi ye Başkanı Mustafa Ertaş, 25 yaşındaki gençlere milletvekili seçilme hakkı verecek olan Anayasa değişikliğinin gündemde olduğu bugünlerde, AKP Genel Başkam ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim propagandası döneminde millete vaat ettiği milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması konusuna el atmadığını eleştiriyor ve Anayasa'da 3 konuda değişiklik yapılmasının gerekli olduğunu söylüyor.
Mustafa Ertaş'ın konuyla ilgili açıklaması, şöyle:

“Genç seçmene selam olsun diye 25 yaş gençlere seçilme hakkı veren Anayasa değişikliğinde iktidar ve meclisteki muhalefet partileri anlaşmış görünüyorlar.
Peki halkımızın beklentisi olan milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili Anayasa değişikliği ne olacak.
Dokunulmazlığın kaldırılacağının sözü televizyonda yapılan açık oturumda 2004 yılında Sayın R. Tayyip Erdoğan ve Sayın Deniz Baykal söz vermediler mi? Seçimlerden önce meydanlarda vatandaşlara dokunulmazlığın kaldırılacağını, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak tekrar tekrar vaat etmedi mi? Sayın Erdoğan? Aradan dört yıl geçti. Hala milletvekili dokunulmazlığı gündemlerinde yok. Yok memurlarının dokunulmazlığı varmış da, milletvekilinin niye olmayacakmış? Seçim öncesi sözler ve televizyonlarda söyledikleri vatandaşı kandırmak içinmiş.
Vatandaş iktidar yaptı ki, verdikleri sözleri yerine getirsinler ve suçu olan milletvekili hakimler önünde hesap versin ki mecliste şaibeli oturmasın istedi.
Yüzde altmış oy almış olan ve barajı aşamayan partiler meclise giremedi. Bu durum adaletli bir temsil değil. Avrupa Birliğine girme uğraşı veriyoruz. (Hoş son zamanlarda bu uğraşımızın da hızı kesildi ya.)
Avrupa Birliği ülkeleri içinde hiçbir devletin seçim sisteminde yüzde on barajı yok. Demezler mi Türkiye önce seçim sistemindeki barajı AB'nin sistemindeki temsilde adaleti uygulasın da gelsin.
Anayasa değişikliğinde bir paket halinde üç konu: Milletvekili dokunulmazlığı, 25 yaşındaki gençlerin seçilme hakkı, seçim barajının Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan baraj seviyesine indirilmesi.
Köylü, memur, işçi, esnaf, emekli, üretici ekonomik yükün altında ezilmekte. Verilen vaatlerin yerine getirilmeyişi gelecek seçimde oy vermede bu sıkıntıların hesabı sorulacaktır. Zengin ve fakirin aynı oranda ödediği KDV-ÖTV vergileri adil değildir. Bu konuların ele alınması meclisten beklenmektedir.”


Kütahya Ekspres, 19 Temmuz 2006
Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Ertaş:
Devlet ve devlet adamı sözünün arkasında olacak ki terör örgütü yok edilebilsin
Türk ulusunun gösterdiği iyi niyete ve anlayışa rağmen topraklarımıza sızan PKK terör örgütünün vatan topraklarını savunan yiğit Mehmetçiklerimizi acımasızca ve kalleşçe katletmesi, vatandaşların sert tepkilerine neden oluyor.
Olayın iç karartan ve yürek yakan etkisiyle gazetemize bir açıklamada bulunan Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, “Devletin ve devlet adamı söylediği sözün arkasında durabilsin ki, PKK terörünü yok edebilelim.” sözleriyle dile getiriyor.
Çavdarhisar’ın önceki Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“İsrail, 3 askeri için Filistin ve Lübnan’a savaş açtı. Yüzlerce masum insan öldü ve masum insanların ölümü gün geçtikçe artarak devam ediyor. Gelişmeler gösteriyor ki, Hamas ve Hizbullah güçlerinin kaynaklarını çökertmeden, İsrail durmayacak.
Türkiye ve hükümetimiz, yetkili kişiler verdiğimiz şehitler için ne yapıyor? Sadece nutuk atıyor. “DÖKÜLEN KAN YERDE KALMAYACAKTIR, ŞEHİTLER ÖLMEZ” bu nasıl politikadır ki gün geçmiyor askerimiz, polisimiz şehit oluyor.
Nutuklar atılıyor ama, ateş düştüğü yeri yakıyor. Anneler, babalar, eşler, çocuklar göz yaşı dökmeye devam ediyor.
Bu acılar nasıl ve ne zaman dindirilecek. Akan gözyaşları sel oldu, barajları doldurdu.
Dün itibari ile on yedi günde on dokuz şehit verdik. Ağrı’dan seslenen Sayın Başbakan, “Hep demokratik çizgide çözelim istedik. Ama yarınki (pazartesi için diyor) toplantımız çok şeye gebe.” diyerek Bakanlar Kurulu’ndan sert ve icra¬ya dayanan kararların alınacağı sinyalini verdi.
Sonuç, Amerika’nın “Bekleyin, bağımsız Irak topraklarına karşı girişeceğiniz hareket tek taraflıdır, yanlış olur.” diye ikazda bulunuyor. Bağımsız Irak toprağında yuvalanmış olan terör örgütü PKK, Türk topraklarında asker, polis ve sivil insanları katletmeye devam ederken Amerika’nın koruması altında olduğu anlaşılan PKK, terörüne devam edecek.
Türkiye Devleti’nin kırmızı çizgileri vardı. Irak’ta Kerkük ve civarı için konan çizgiler ne oldu? Türk Hükümeti yetkililerinin kırmızı çizgi, beyaz çizgi kararlarının arkasında durmadığı, kararlı olmadığı görüldükçe beyanatlar havada kalıyor ve ciddiye alınmıyor. Devlet koyduğu ilkelerin arkasında olduğu sürece güçlü olur. Yetkili devlet adamlarımız ya kesin konuşmayacaklar veya konuştuklarının arkasında olup gereğini yapacaklar. Devletin gücü, güçlü, dirayetli, söylediği sözün arkasında olan” devlet adamları ile ayakta kalır. Bekleyip göreceğiz.” dedi.

Kütahya Ekspres, 19 Mayıs 2006

Mustafa ERTAŞ
Eğitim Kökenli Çavdarhisar Önceki Belediye Başkanı

Kütahya yerel basınının ulu çınarı EKSPRES’e NİCE 50 YILLAR

Kütahya Ekspres'i ve değerli kurucusu M. Nuri SARIIŞIK'ın şerefli mücadeleler ile dolu soylu geçmişini çok yakından tanıyanlardanım. 18 Mayıs 1956 tarihinde 7 yıllık öğretmen idim.
Kütahya'da yerel basın olarak Valilik makamının Özel İdare Mü¬dürlüğü'ne bağlı ve Vilayet Matbaasında basılan “Kütahya” gazetesi vardı. Her türlü haberler, bu gazeteyi çıkaran makamın sansürlerden geçerek yayımlanırdı. Bu gazete, bir nevi Resmi Gazete kimliğiyle çıkardı.
Kütahya'ya özel bir gazete çıkarmak üzere Afyon'un Sandıklı ilçesinden gelen ve üniversite mezunu bir gazeteci olarak işe başlayan Sayın Sarıışık, 29 yaşında bir genç olarak o zamanın Aksu Oteli olarak bilinen eski bir binanın bodrum katında, ilkel baskı makinaları ile işe başlamıştı.
Gazetenin hem sahibi, hem yazı işleri müdürü, hem muhabiri hem dağıtıcısı idi. Yılmayan ve asla tökezlemeyen bir idealle, değerli eşi merhume Sevim Sarıışık ile el ele vererek, uzun yıllar süren ideal ve mücadele sonunda, doğru ve dürüst haber ve tarafsız yorum ilkelerine sadık kalınarak, Kütahya kamuoyunun haber alma hakkında saygı ile, şan ve şerefle dolu 50. yıla ulaşmıştır.
Sarıışık ailesinin değerli evlatları Nadi, Sami ve Semra, ülkemizin en değerli üniversitelerini bitirerek, baba mesleği gazetecilik ve basın dalına intisap etmişler; babalarından devraldıkları basın ve gazetecilik mesleğini çağın yenilikleriyle İstanbul ve hatta Avrupa Basın kalitelerine yükseltmişlerdir. Müessese hali¬ne gelen Kütahya Ekspres'te 3. ku¬şak olarak işe başlayan torun ve Nadi Sarıışık'ın ODTÜ mezunu kızı Burcu Sarıışık ve ileride bu gazetede görev üstlenecek diğer torunların bilinçli gayretleriyle Kütahya Ekspres'in nice 50. yıllara ulaşacağına inanıyor; kuruluşunun -50. yılını kutluyor; kurucusu M. Nuri Sarıışık ile evlatlarına ve çalışanlarına başarılar diliyorum.

Kütahya Ekspres, 18 Nisan 2006
Cumhuriyet’in En Büyük Devrimi Köy Enstitüleri’dir
ON YEDİ Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş tarihidir. Nisan ayı tabiatın uyanışı, canlıların bütün diriliği ile yeni bir doğum gibi varlıklarını, ağacı ile çiçeği ile gülen yüzlerini sergilediği bir mevsimin de başlangıcıdır.
Köy Enstitüleri de Türk eğitim tarihinde Cumhuriyet’in temel dokusunu oluşturan kurumlar olarak 17 Nisan 1940 yılında ulusun hizmetine girmiştir.
1940 yılında Türkiye’de okur yazar oram %13’ün altında, köylerde okullaşma yeni başlamış, nüfusu az olan yerlerde okul yok, öğretmen sıkıntısı had safhada; köylerin sağlık sorunu büyük bir dert. Köyler şairlerin, romancıların dizelerinde anlatılan “ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA, GİTMESEK DE GÖRMESEK DE O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜR.” dizeleri ile hatırlanan, fakat köyün, köylünün sorunlarına yaklaşan yönetim anlayışında hükümetler bulmak olanaksızdır. İsmail Hakkı Tonguç ve ekibi Türkiye’nin kalkınmasının temelden, köyden başlaması ve bunun da köy çocuklarının eğitilmesi ile mümkün olacağı inancında idiler.
H. Ali YÜCEL’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde 17 Nisan 1940 tarihinde kurulan Köy Enstitüleri hayata geçirilerek İ. Hakkı TONGUÇ’un İlköğretim Genel Müdürlüğü ile romanlarda, şiirlerde anlatılan köylere, Cumhuriyetin, Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda devletin eli ilk kez köye girdi.
Köylerden alınan köy çocukları, kız erkek Köy Enstitüleri’nde öğretmen olarak yetiştirilip, gene köye, içinden çıktıkları insanların arasına gönderildiler. Köyü yadırgamayan, hor bakmayan, köy yaşamını, köyün sorunlarını bilen aydın birer kişi olarak köylerde eğitim ve öğretime başladılar. Köy Enstitülerinin sayılarının 21’e çıkması ile Türkiye’de okur yazar oranı da hızla artmaya başladı.
Köylerden ülke sorunlarının ulusal basında dile getiren seslerin yükselmeye başlaması, dile getirilmeyen tabu sayılan konuların basın yoluyla köyden yetişen eğitimcilerin dile getirmesi POLİTİKACIYI RAHATSIZ ve TEDİRGİN etti.
1945, çok partili dönemin politikacıları halkın sorunlarını bir tarafa bırakarak, uyanan ve uyaran kişilere ve kurumlara savaş açtılar.
Köy Enstitüleri bu menfaat grubu, kısır düşünceli politikacıların kurbanı edildiler.
Türkiye’de demokraside, sosyal hayatta, sanayileşmede, üretimde bir yere geldi ise Köy Enstitüleri’nin bu aydınlık yolda katkılarının olduğunu kabul etmek gerektir.
Bugün okur yazar oranı Türkiye’de %86.5’e ulaşmıştır. Bu mutlu sonucun büyük payı Köy Enstitüleri’dir. Köy Enstitüleri’ni kuran ve köylere hayat veren değerli insanlar rahmetli oldular.
Saygı ile anıyor, ruhları şad olsun diyorum.

Kütahya Ekspres, 20 Mart 2006

Çavdarhisar’ın eğitim kökenli önceki Belediye Başkanı Mustafa ERTAŞ’tan erken seçim isteyen muhalefet partilerine ilginç öneriler var…

Erken Seçim İsteyen Muhalefet Partileri, Parçalanmış Durumlarıyla Seçime Giderlerse, Ne Sonuç Alacaklarının Hesabını Yapmalıdırlar

Mevcut seçim kanunu ile seçime girecek muhalefetteki sağ ve sol partiler, gene yüzde on barajına takılacaklarının hesabını yapmıyorlar mı?
Solda CHP, DSP, SP, sağda DYP, ANAP dağınıklığı bu ülkeye ne kazandırıyor. Küçük grupların başkanlık koltuğunda oturmak çok mu zevkli? Mücadele memleketi idare etmek mi, genel başkan titrini korumak mı?
Bu anlayışla seçime gidilse ne sonuç alınacak, bunun hesabı yapılmıyor mu? Belki barajı geçer bir grup kurabilirler ama, hükümet olmak, ülkeyi yönetmek iddiası boşta kalır. Hedef başarılı ve hükümet olacak, çoğunlukta oy alabilmek olmalı. Fakat koltuk kavgası her türlü ilkenin önüne geçiyor.
Küçük olsun benim olsun. Bu düşünce batı kültüründeki siyasi anlayışın henüz ülkemizde gelişmemiş olmasından kaynaklanıyor.
Yeni bir seçimde iktidar olmak iddiası ile CHP şemsiyesi altında birleşecek DSP ve SP partileri bir sonuç alabilirler.
Bu partiler kişisel nedenlerle CHP den ayrılan bir çınarın kanadıdırlar. CHP’nin yönetim kademesi demokrasiyi içine sindiren bir anlayışla “BEN” egosunu yıkarak gerekirse koltuğa bırakarak, iki partiyi kucaklamalı ve büyük ÇINAR’in altında toplamalıdır. Sağdaki Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi de birleşerek ülke yönetimine talip olduğunu ispatlamalıdır. Bu iki parti geçmişteki seçim sonuçlarını çok iyi değerlendirmeli, koltuk tutkunluklarını yenerek birleşmiş bir sağ parti olarak hükümet olma iddiası ile seçime girmeliler.
Bugünkü parçalı halleri ile aldıkları oyla meclise girseler ne olur, girmeseler ne olur. Önemli olan ülkeyi yönetme iddiasında ilkeli ve sağlıklı düşünmektir, Doğru Yol ve Anavatan Partilerinin ilkelerinden bir keskin ayrılık yoktur. Ekonomik, milliyetçilik ve laiklik anlayışlarında farklılık göremeyiz. Milliyetçi, muhafazakar, sosyal adaletçi ve serbest piyasa düzeninden yana olan değerler bu iki partinin birleşeceği ilkelerdir. Erken seçim isteyen partiler bana göre yanılıyorlar.
Erken seçim bugünkü tablo ile muhalefetin aleyhine olacağı gerçeğini bilmeleri gerekir.”


Kütahya Ekspres, 24 Kasım 2005

Çavdarhisar'ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, son günlerin çok tartışılan konularını değerlendirdi:

Şemdinli olayları, Avrupa Birliği, türban sorunu ve öğretmenler günü

Yeni ilçelerimizden Çavdarhisar'ın iki dönem Belediye Başkanlığını yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş, gazetemizi ziyaretinde gündemden düşmeyen “Şemdinli olayları, Avrupa Birliği, türban sorunu ve Öğretmenler Günü” olayları ile ilgili görüşlerini açıkladı.
Emekli eğitimci ve Çavdarhisar'ın eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş'ın açıklaması şöyle:

“Kürt sorunu benim sorunum diyen Sayın Başbakan'ın Şemdinli'de yaşanan olaylar karşısında devletin seyirci kalmasını nasıl değerlendirdiğini merak ediyoruz.
PKK bayrakları, APO posterleri, devlet aleyhine sloganlar, polis köpeklerinden birinin gözüne eritilen naylon dökülerek kör edilmesi, diğerini de yakarak öldürmeleri, güvercinlerin canlı canlı duvara çivilenmesi, tüyler ürpertici bir manzara. Güvenlik güçleri sadece bu olayları seyretmekle yetiniyor. Neden? Çünkü güvenlik güçleri müdahale ederse Avrupa Birliği derhal müdahale edecek, o zaman AB sevdalılarımız nasıl cevap verecekler?
Hak aramak için masum bir yürüyüş yapan ÖĞRETMENLERİN üzerine saldırmak, sopa atmak, tartaklamak, göz altına almak normal bir güvenlik tedbiri mi? Bu insanlar devlet aleyhinde slogan atmıyor, iş yerlerini yakıp yıkmıyor, kaldırım taşlarını söküp güvenlik güçlerine saldırmıyor. Sadece devletin, öğretmenlerin sıkıntılarına çözüm bulmasını isteyen, eğitim, öğretimde daha bir sonuç almak için nelerin yapılması gerektiğini dile getiren masum bir yürüyüş.
Güvenlik güçleri, devleti idare eden zevat, kendilerinin o makamlara gelmesini sağlayan eğitim ve öğretimin her safhasında onları yetiştirmek için her türlü fedakarlıktan çekinmemiş olan eli öpülesi öğretmenlerine nasıl böyle bir şiddeti içlerine sindirebilirler? Sindirebiliyorlar? Yazık...
İş hayatının, çalışanların, köylünün yığınla çözüm bekleyen sorunları varken, yönetenlerimiz Türban ve İmam Hatiple ilgili gündem yaratarak diğerlerini unutturuyor. Türban konusunun bitmesi gerek artık. Başörtüsü ile türbanı aynı kefeye koymamak gerek. Türban bir tarikatı simgeliyor, başörtüsüne kimse karşı çıkmıyor. Okumak isteyen devletin kurallarına göre okulunu ve mesleğini seçer. Her arzu edene göre içtihat yaratılmaz.”


Kütahya Ekspres, 24 Ağustos 2005

Çavdarhisar’ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, son zamanlarda gündeme getirilen Kürt sorunu ve DEHAP’ın açıklamalarını eleştirdi:

Türk Üniter Devletini parçalamak gibi bir ham hayale Türk Milleti asla müsaade etmeyecektir

Demokratik Halk Partisi (DEHAP)nin son bildirisi ve son zamanların gündemi Kürt sorununu değerlendiren Çavdarhisar’ın eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, 30 bin kişinin eli kanlı katili olan Apo’nun muhatap kabul edilmesi gerektiğini ileri sürenlerin kafaları karıştığını, bu tür açıklamaların üniter Türk Devletinin bölünmez bütünlüğü için bir tuzak olduğunu vurguluyor.
Mustafa Ertaş açıklamalasına şöyle devam ediyor:

"DEHAP Parti Meclisinin açıklamasında eski DEP milletvekillerinin kurduğu Demokratik Toplum Hareketi (DTH) adını verdikleri kuruluşa katkılarını bildiren bir açıklama yaptıklarını basından öğrenmiş bulunuyoruz.
DEHAP açıklamasında dikkati çeken; 30 bin masum insanın katili APO’nun; “KÜRT SORUNU”nun çözümünde muhatap alınması teklifi kafaları karıştırmakta ve nefretle karşılanmaktadır.
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Kürt sorunu benim sorumundur" ifadesinin neleri kapsadığı ve bunun tarifini yapmadığı için bir kafa karışıklığı da böyle başlamıştır.
DEHAP’in ve aynı kulvarda politika yapanların kurt sorunu ile kastettikleri, üniter Devleti tanımayan, Türk üst kimliğini kabul etmeyip, ayrı bir devletten, federal sistem veya farklı arayış içindedirler. Kürtçe eğitim (okulları), genel af, seçim barajının düşürülmesi, Öcalan’ın ve PKK’lılara afla siyaset yolunun açılmasını savunmaktadırlar.
Sayın Başbakanın ifade ettiği çözüm (Kürt sorunu) herhalde DEHAP, PKK, DTH gibi bölücülerin istekleri doğrultusunda çözüm olmadığını biliyoruz. Sayın Başbakan kastettiği çözüme açıklık getirirse tereddütler, kafaları karıştıran çeşitli yorumlar aydınlığa kavuşmuş olur.
Bilinmelidir ki üniter devleti parçalamak gibi bir ham hayale Türk Milleti asla müsaade etmeyecektir. Kürt kökenli kardeşlerimizle CUMHURİYETİ kurmuş ve 80 yıldır birlik ve beraberlik içinde yaşamaya devam edeceğiz.
Güneydoğu’nun sorunu KÜRT zorunu değil. Bu bölgenin istediği eğitim, yol, okul, elektrik, su, ticaret, üretim. Bunlardan noksan olan bir acilen çözüme kavuşturulduğunda sorun denen nesne ortadan kalkacaktır. Bu bölgede yaşayan insanlarımız teröristlerin baskısı ile iş yapamaz durumdadırlar. Terör bittiğinde her sorun kendiliğinden çözülecek, insanlar işlerinin başında aş ve işe, üretime kavuşacaklardır.
Misakı Milli sınırları çizilmiştir. Bu sınırlar içinde ne federal, ne başka bir sistem düşünülemez. Türk Milleti, zinde güçleri ile üniter devletin bekçisidir” dedi.



Kütahya Ekspres, 5 Nisan 2005

Çavdarhisar'ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Ekonomik verileri ve rakamları değerlendirdi;

%9.9'luk büyümeye sevindik, ancak milli gelir dağılımındaki adaletsizlik devam ediyor

Son zamanlarda açıklanan büyüme hızı,ulusal gelir ve diğer alanlarda yapılan açıklamalar üzerine bir açıklama yapan Çavdarhisar ilçemizin eski Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı açıklama ile verilen rakamların ve yapılan beyanların hayati gerçeklerle bir ilişiği olmadığını ve asgari ücretle çalışan, emekli ve dar gelirlilerin hala açlık sınırında olduklarını iddia etti.

Mustafa Ertaş'in konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Ülke ekonomisinin yüzde 9.9 büyümesine kim sevinmez. Her yurttaş gibi ben de sevindim.
Gel gör ki, toplumun çeşitli kesimlerinde gelir dağılımından aldıkları payda bir değişiklik yok.
Milli gelirimiz kişi başına 4172 dolara yükselmiş. Dört kişilik bir ailenin evine yılda 4172x4= 16685 dolar girmiş oluyor.
16.685 Amerikan dolarını dört kişi cebine koyarsa bu eve aylık iki milyara yakın Türk lirası girmiş oluyor.
Büyük bir zenginlik. Türkiye'de ne işsiz var, ne aç var demektir. Bu gelir; alt gelir grubundaki ailelerin gelir düzeyinde bir değişiklik yaptı mı acaba? Artan milli gelirden pay alanlar üst gelir grubuna sahip olanlar için düşünülebilir.
Aylık yedi milyar dört yüz otuz TL. olan ilimiz milletvekili geçim sıkıntısından söz ediyor. Sayın Başbakanımızdan zam istiyor. Aylık 385 milyon ücret alan asgari ücretli ne yapsın? Kira mı ödesin, giyinsin mi, ısınma, aydınlanma, mutfak masrafları, çocukların giyim, okul masrafına harcasın?
İşsizlik; hırsızlığı, kapkaçı önlenemez hale getirdi.
Memurlar, emekliler, işçiler, çiftçiler geçim sıkıntısının bunalımı içindeler.
Bugünkü ekonomik sıkıntı elbette iş başında bulunan hükümetimizin değil. Değil ama, problemleri çözmek için iktidara geldiler. İki buçuk yılda ekonomide görülen iyileşme, borcu borçla ödeme ve akaryakıta, doğalgaza, elektriğe vs. zam ve vergiden öteye geçemedi.
Çalışan ve emekliler açlık sınırında hayatlarını devam ettiriyorlar.
Büyüdük; yüzde 9.9, ekonomimiz görülmemiş bir başarılı büyüme gösterdi. Gel gör ki ülkede sosyal refah dengesindeki makas dengesizce açılıyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakir duruma geliyor.
Devlete ait işletmeler özelleştiriliyor. Buralarda çalışanlar işlerini kaybediyor. Yeniden bir işsizler ordusu meydana geliyor.
Özelleştirmelerden elde edilen gelirler, yatırımlara harcansa, yeni iş sahaları açılacak, sosyal refaha yaklaşılacaktır. Oysa özelleşmelerden elde edilen gelirlerle borçlar ödeniyor. Milli servet heba ediliyor. Sattığımızın yerine yeni yatırımlarla daha güzel yatırımlar yapabildiğimiz zaman ülkemiz gerçekten kalkınır.”



Kütahya Ekspres, 09 Mart 2005

MUSTAFA ERTAŞ

Türkiye'nin Avrupa Birliği Üyeliği bir ütopya mı olacak?

Avrupa Birliği sevdası 17 Aralık öncesi Hükümetimizin öncelikleri arasında her konudan önce geliyordu; iç ve dış politikada AB vardı. Hükümet bütün politik gücünü, çalışmasını bu yönde canla başla devam etmişti, AB ile müzakere tarihi olabilmek için ne tavizler verilmedi ki...
Güney Kıbrıs'ın; Londra ve Zürih antlaşmalarına göre tek başına Kıbrıs'ı temsil edemeyeceğini Türk Hükümeti savunamadı. Bu gerçeği AB ülkelerine anlatıp restini çekmesi gerekirdi. Avrupa Birliği Ülkeleri Türkiye'nin üyeliğini samimi olarak istiyorlar idiyse Güney Kıbrıs'ın üyeliğini erteleyip, iki Kıbrıs'ın sorunlarını çözüp ondan sonra Kıbrıs'ı bir bütün olarak üyeliğe alabilirdi.
Hükümetimiz 17 Aralık'tan sonra Brüksel'de kabul ettiği kararları adil bulmadığını anlamış oldu ki bir nota ile düzeltme istedi.
Türkiye Şubat 2005 sonunda Ankara Anlaşmasının on ülkeyi içine alması gereken imzayı atması gerekiyordu.
Bu imzalandığı takdirde Güney Kıbrıs'ı resmen Türkiye'nin tanıdığı tescil edilmesidir.
Sadece Ankara Anlaşması ile iş bitmiyor.
Yunanlılarla kıta sahanlığı sorunu, Ermenilerle, Kürtlerle olan sorunlarının teker teker Türkiye'nin önüne sürüleceği aşikardır.
Avrupa Birliğinin Ankara'daki temsilcisi KRETSCMED uyarıları yapıyor ve Hükümetin, AB'nin beklentileri yönünde bir çalışma yapmadığını dile getiriyor.
Hükümet daha Baş müzakerecisini belirlemiş değil.
Hükümet'te bir durgunluk, bilinmeyen bir beklenti var, Bu beklenti ne olabilir acaba?
Melih Aşık'ın belirttiği gibi: “AKP, AB'ye girer gibi yapıp, ordunun siyaset üzerindeki denetiminden kurtarmayı amaçlıyordu” tümcesi mi gerçekleştirildi?
Sanırım Avrupa Birliği Türkiye için bir ÜTOPYA olacak.


Kütahya Ekspres, 19 Kasım 2004

Çavdarhisar’ın Eski Belediye Başkanı eğitim kökenli Mustafa Ertaş’tan açıklama:

İktidarın işsize iş ve aş bulması için hamle yapması gerekiyor
Çavdarhisar ilçemizin 10 yıl Belediye Başkanlığını yapan Mustafa Ertaş, iktidarın 2 yıllık icraatını değerlendiren açıklamasında Ak Parti iktidarın verdiği sözlerin hiçbirini tutmadığını; yaklaşan kış mevsiminde vatandaşın yakacak; işsizin iş ve aş derdinde olduğunu; köylüye, işçiye ve memura yaşam şansı vermediğini iddia ediyor.
Mustafa Ertaş'ın açıklaması şöyle:

“Çiftçilerimiz perişan, iftar cadıları kapandı fakir fukara kış gününde gıda ve yakacak derdinde. Adalet ve kalkınma Partisi iktidarda iki yılını doldurdu. Gelinen nokta nedir? İşsizlik mi azaldı? Üretimi arttırarak ucuzluk mu yaratıldı? Köylünün ürününü el emeğini karşılayacak fiyat verilerek rahat bir nefes mi aldırıldı? Memura enflasyon erozyonuna ezdirmeyecek bir zammı verildi. Yeni fabrikalar mı kuruldu? Say sayabildiğin kadar. Hiçbiri olmadı. AKP vaatlerini unuttu. Ne köylüye, ne işçiye, ne memura ne de fakir fukaraya el uzattı. Kış kapıda kimi yakacak derdinde, kimi yiyecek, giyecek derdinde.
İktidarımız iki yıl önce bir buçuk (1.5) milyar dolar cari açıkla aldığını iki yılda ON BİR MİLYAR cari açığa çıkardı.
Seçim öncesi 51 milyar olan ithalat artarak 95 milyara çıkarıldı.
İktidar geldiğinde 145 katrilyon olan iç borç, bugün 218 katrilyon liraya ulaşmış.
Seçim öncesi 131 milyar dolar olan dış borç stoku, bugün 148 milyar dolara ulaşmış.
Çiftçi buğdayını 280.000 liraya satıyor. Bir bardak çay parası değil. Hele mazot fiyatının artışı ile çiftçi 2005 yılında daha da perişan olacak. Pancar kotası ayrı bir dert, pancar verilen kontenjanın altında olursa çiftçi cezalanıyor, fazla gelirse satın almıyor elinde kalıyor.
Sayın Başbakanımız iftar çadırında gecekondu evlerde oruç bozarak bir yere varılamayacağını elbette biliyor ama, medyada boy göstererek ilgili yerlere selam göndererek basın ve medya ulusa duyuracak. Başbakanımız fakir fukaranın yanında diyecek. Hiçbir ikti¬darı MEDYA bu kadar destek vermemiştir.
Kapkaççılar hırsızlıklar çığ gibi büyüyor. Neden? İşsizlik başlıca etken.
Bu gidişle inşallah sosyal patlamalar olmaz. İktidarımız işsize iş, açımıza aş bulması için bir yatırım hamlesine girmesi gerek.


Kütahya Ekspres, 16 Nisan 2004

Çavdarhisar’ın eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Köy Enstitüleri’nin 64. kuruluş yıldönümünde gazetemize konuştu:

Eğitim devriminin 64. yılı, Eğitim-Sen’in düzenlediği toplantı ile anılacak
17 Nisan 1940 tarihinde yasalaşarak Türkiye’nin 21 yerinde kurulan Köy Enstitüleri 14 yıl aralıksız faaliyet gösterdikten sonra zamanın iktidarı tarafından 1954 yılında kapatılmış ve öğretmen okullarına dönüştürülmüş; bu süre içinde 20 binden fazla öğretmen, sağlık memuru, ebe ve hemşire yetiştirerek özellikle kırsal kesimin. Köylerde yaşayan insanlarımızın okul ve sağlık hizmetlerine büyük katkılar sağlamıştı.
Köy Enstitülerinin 64. kuruluş yıldönümünün Kütahya Öğretmenevi’nde Eğitim Sen Şubesi tarafından düzenlenen bir programla anılacağını açıklayan eğitim kökenli Çavdarhisar eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş. Köy Enstitüleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini şöylece açıkladı:

“Köy Enstitüleri bundan 64 yıl önce kurulmuştu. 1940 yıllarında Türkiye’de okuryazar durumu çok düşük; köylerde okuryazar bulmak, asker mektubu okutmak bir sorundu.
Köy Enstitüleri; Eğitim, öğretimi ülke çapında yaymak, kalkınmayı köyden başlatmak için köy çocuklarından öğretmen yetiştirmek için kurulmuştu.
Türkiye tarihinde bir çok devrimler vardır. Kuvveyi Milliye hareketi bir devrimdir. Cumhuriyetin kuruluşu bir devrimdir 1960 harekatı bir devrimdir (yanlışlıklarını da kabul etmek gerekir-idamlar hatalı idi vs.) 1960’ın getirdiği en önemli kurum anayasa mahkemesidir.
Türkiye’nin geleceğinin, aydınlık günlere ulaşmasının eğitim ve öğretim sorununun çözümlenmesi ile olacağını düşünen YETKİLİLER (Saffet Arıkan, H.Ali Yücel, Hakkı Tonguç) işi köy çocuklarının ülke kalkınmasında görev almaları ile daha kolay neticeye ulaşılacağı düşüncesi ile Köy Enstitülerinin kurulmasını kararlaştırmışlardır.
Köylüyü kendi içinden yetişenlerle eğitmek; onları yadırgamayan insanların, sorunlarının çözümüne öncülük etmesi doğal bir yaklaşım olarak görülüyordu. Hedef tabandan tavana bir uyanışın bir ışığın baş göstererek meşale olarak ülkenin topyekün aydınlanması hedeflenmişti? Beklenen hedefin ülkenin, 21 noktasından parlayarak aydınlığın parıltıları görülmeye başladığı; meyvelerinin alındığının görülmesi ile ÇIKAR ÇEVRELERİNİN etkin kişilerinin tekerine çomak sokulduğunu görmeleri; Köy Enstitülerinin sonu¬nun hazırlanması için planlı-programlı, politik savaş başlatıldı. Ve çıkar çevreleri Türkiye’nin kalkınmasında bir ışık plan Köy Enstitülerinin kapanmasında başarılı oldular.
Köy Enstitülerinin gün geçtikçe ülke kalkınmasında değerinin anlaşılması; aydınlarımızı ve yarınlara hazırlanan gençlerimizi bu kurumların ilkelerini ve çalışma tarzlarını anlamaya yöneltmiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği, Eğitim-Sen Şubesi gibi kuruluşların Köy Enstitülerini her 17 Nisan’da gündeme getirmelerini şükranla karşılıyoruz. Selam olsun ülkesini sevenlere” dedi.



Kütahya Ekspres, 15 Ağustos 2003

Çavdarhisar’ın iki dönem Belediye Başkanlığını yapan Mustafa Ertaş’tan güncel açıklama…

İlimizin birçok sorunu dururken bürokratlarla uğraşmak abesle iştigaldir
İlimiz milletvekili Halil İbrahim Yılmaz’ın ilimiz bürokratları hakkında sarf ettiği iddia edilen sözlerine cevap mahiyetinde açıklama yapan Çavdarhisar ilçemizin eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’ın açıklaması şöyle:

“AKP Kütahya milletvekili sayın H. İbrahim Yılmaz’ın beyanatını okuyunca tüylerim ürperdi. “Bürokratlar korksun benden, çalışmayan tavuk beslesin.” ifadesi bir milletvekiline yakışmayan sözlerdir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 80 yılda hiçbir milletvekili veya bakan, Başbakan bu tür ifade kullanmamıştır. Sayın milletvekili Kütahya’nın sorunları ile uğraşacağına bürokratlarla uğraşması, gözdağı vermesi, bir milletvekiline yakışmamıştır.
Kütahya’da çalışan her bürokrat görevinin bilincinde ve işini bilen kişilerdir. Çalışmayan varsa onu milletvekili değil, Vilayetin Valisi bilir ve gereğini yapar. Sayın Kütahya Valisinin bürokratlarından bir şikayeti olduğunu sanmıyorum.
Milletvekili yanında çalışanla geçinemeyen daire müdürü ya da bürokratın halka verebilecek hiçbir şeyi yoktur.”
Daire müdürü çalışanından verilen görevin yerine getirilmesini ve birimlerinin hizmet üretmesini ister. Çalışmasında aksaklık olan, hizmet üretmeyen memurunu uyardığı zaman müdür, memurun sevmediği kişi olur. Politikacılara olmadık iddialarla kararlama yapabilir. Aslını araştırmadan, daire müdürünü suçlayanın sözlerine inanarak müdürü geçimsiz demek büyük bir hatadır.
Sayın milletvekilinin bu beyanatından anlaşılıyor ki Kütahya’da daire müdürleri arasında kıyım yapılacaktır.
Tek partili dönemde de çok partili dönemde de bu tür kıyımlar, iktidarlara fayda getirmemiştir.
Devlet memurları üzerinde estirilmek istenen bu parti terörü Ak Partinin yararına olmayacaktır. Bu partinin içinde sağduyu insanlarda var, milletvekilleri de var. Elbette bu beyanatı onlar değerlendirecektir.
Temennimiz sayın H. İbrahim Yılmaz’ın bürokratla üzerinde estirmek istediği bu terörden vazgeçmesi, Kütahya’nın sorunları ile meşgul olarak hizmet getirmek için çalışma yapmasıdır.
Bürokratlarla uğraşmak milletvekillinin işi değildir.”


Kütahya Ekspres, 31 Temmuz 2003
Savaştepeliler Ekspres’te
Bu yorgun savaşçıların büyük çoğunluğu bugün aramızdan ayrıldılar ve dünyalarını değiştirdiler. Hayatta kalanlar ise her yıl, mezun oldukları okullarda toplanıyorlar; geçmişte kalan tertemiz anılarını anlatıyorlar; eğlenceler düzenleyip ömürlerinin sonbaharında felekten birer gün çalışıyorlar.
Bu yıl Savaştepe Köy Enstitüsünden mezun olanları geçtiğimiz mayıs ayı sonunda gene Savaştepe’de birleştiler. Savaştepe toplantısını bir ön haber olarak gazetemizde vermiştik.
Toplantılar her zaman okullarda olmaz ya! Küçük topluluklar halinde de olsa, okulların dışına da olur. Bu haberimizde resmini gördüğümüz dört Savaştepe’li, Ekspres Gazetesi’nde gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğünde toplandılar ve Savaştepe Köy Enstitüsü’nde geçen birbirinden güzel, tertemiz hatıralarını yad ettiler. “Bu dört Savaştepeli kim” diye merak eden ve bu yorgun savaşçıları tanımayan okurlarımız için açıklayalım: Soldan sağa: Savaştepe Köy Enstitüsü 1948-1949 yılı “B” şubesi mezunu emekli lise Edebiyat öğretmeni Hüseyin Işık. Gene Savaştepe’nin aynı yıl mezunlarından “C” şubesi emekli öğretmen M. Ali Yılmaz; Savaştepe’nin aynı yıl ve “C” şubesi mezunu ve okulda Kütahyalıların şahı diye tanınan, Çavdarhisar’ın bundan önceki 10 yıllık Belediye başkanı Mustafa Ertaş. Masa üzerine oturanda arkadaşlarına ev sahipliği yapan, Savaştepe’nin aynı yıl ve “C” şubesi mezunlarından emekli ilköğretim müfettişi ve Ekspres’in Yazı İşleri müdürü Kasım Girgin.

Kütahya Ekspres, 11 Temmuz 2003

Süleymaniye’deki Özel Harekat Timinden 11 askerimizin uğradığı hakarete bir tepki de Çavdarhisar Eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş’tan…

Olay küçümsenemez Türkiye'nin onuru ile oynandı

Çavdarhisar’ın mimarı, eğitim kökenli eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı açıklamada, Irak'ın Süleymaniye kentindeki görevli askerlerimize reva görülen uygulamanın kabul edilemez olduğunu; bu olay karşısında hükümetimizin tutumunun tasvip edilemeyeceğini belirtti ve olayı nefretle kınadığını söyledi.
Çavdarhisar’ın ilçe yapılmasında unutulmaz hizmetleri olan ve ilçede 1989-1999 yılları arasında iki dönem ve 10 sene Belediye Başkanlığı yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

"Olay küçümsenemez. Türkiye’nin onuru ile oynandı. Askerlerimiz kelepçeli, başlarına çuval geçirilmiş, teröristlere dahi yapılmayan adice bir uygulama ile Bağdat’a götürülüyor,
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Samsun’a, Dışişleri Bakanı Kayseri’ye gidiyorlar. Bu davranış, seyahatlerin ertelenmeyişi Süleymaniye’de meydana gelen olayın ne kadar önemsenip önemsenmediğini göstermiyor mu? Bu çirkin Amerikalının yaptığı sıradan bir olay mıdır ki Başbakan ve Dışişleri Bakanı Ankara dışına gidiyorlar. Başbakandan beklenen haber alınır alınmaz kabineyi toplaması, Sayın Cumhurbaşkanından da Milli Güvenlik Kurulunu toplamasını beklerdik. Bu kurullardan çıkacak kararlar diplomatik dille Amerika’ya gerekli tepki olarak verilseydi; Türk halkı en azından teselli bulurdu. Sayın Başbakan “ÜÇ ASKERİMİZ SERBEST BIRAKILDI” diye müjde veriyor. Dışişleri yalanlıyor. Nasıl bir hükümet etmedir ki Bakanlıklar arasında koordine yok. Türk halkının tepkisi, aldığı yara, onuru, olayın şu veya bu şekilde geçiştirmekle düzelmez. Bu tepkiyi Hükümetimiz yapamıyorsa; bütün sivil toplum Kuruluşları, köyünde kentinde mitingler yaparak yapılan çirkin davranışı protesto etmeliyiz. Halkımız hiç olmazsa bir nebze olsun teselli bulsun! ABD ile tezkere olayından beri yaşanan soğukluk Türkiye’yi sıkıntıya sokmuştur. Devleti yönetmek kolay değildir. Devlet tecrübesi olan kişilerin geçirdiği deneyimlerle kendini yetiştirmiş devlet adamları Türkiye’yi bugünlere o-nurla getirdiler. Bu günkü durum gösteriyor ki DEVLET TECRÜBESİ çok önemlidir.” dedi.




Kütahya Ekspres, 16 Haziran 2003

Çavdarhisar’ın iki dönem Belediye Başkanlığını yapan Mustafa Ertaş Tarım Bakanı’nın çiftçilere davranışını eleştirdi.

Tarım Bakanı ölçüyü kaçırdı.

Tarım Bakanı’nın bir konuşma esnasında çiftçilere hitaben: “Gözünüzü toprak doyursun” mealinde sözler sarf etmesine ülke genelinde başlayan eleştirilere, Çavdarhisar ilçemizin 1989-1999 yılları arasında iki dönem yani 10 yıl Belediye Başkanlığını yapan eğitim kökenli Mustafa Ertaş da katıldı.
Çavdarhisar’ın önceki belediye başkam Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Tarım Bakanı ölçüyü kaçırdı. Cumhuriyet döneminde hiçbir bakan veya bakan düzeyinde bir yetkili, çiftçimize köylümüze “Gözünüzü toprak doyursun” intizarında bulunmamıştır.
Büyük önderimiz Atatürk “Köylümüz efendimizdir” diyerek köylümüzü onurlandırmıştır.
Sayın bakan halk deyimi ile endazenin ucunu kaçırmış bulunuyor. Köylü çiftçi elbette verilen buğday taban fiyatını az bulabilir. Çünkü çiftçinin girdileri yüksektir. Girdilerden; mazot, gübre, ilaç, suluma, sürme, sürgüleme, biçtirme, tohum vs. gibi ana girdiler yanında işçilik hesaba katıldığında buğdayın kilosu bir bardak çay parasına eşitlenir.
Sayın Bakan gittiği yerlerde çay parası ödüyorsa kıyaslama yapabilir. Köylümüz yetiştirdiği ürünün işçiliğini hesaba katmaz. Ailece tarlalarla güneş altında emek harcar. Bu emeğe girdilere eklemez.
Açıklanan buğday taban fiyatına çiftçinin tepki göstermesi gayet normaldir. Sayın Bakanın çiftçileri salondan kovacağına; hoşgörü içinde davranış, onları ikna edici, sözlerle yatıştırması gerekirdi. Devlet adamına yakışanda sabır ve hoşgörüdür. Devlet sektöründe sendikalı işçiler günlerce, aylarca bakanla, yetkililerle ücret pazarlığı yapıyorlar. Anlaşma olmayınca masadan kovuluyorlar mı? Hayır, kovamazlar. Çünkü onlar örgütlü bir toplum. Sendikaları var. Çiftçilerin ziraat odaları var. Sembolik etkisiz ve yetkisiz. Sayın Bakanın düşünmesi gerekir ki toprak doyursun dediği çiftçiler, köylüler AKP’yi iktidar yaptı. Seçimlerde çiftçiye köylüye vaat edilenler ne oldu. Vaatlerin hangisi uygulandı. Gübre, ilaç, mazot sübvanse edildi mi?
Çiftçi tarlasını ekmekte tereddüt ediyor. Pancar kotalı, tütün kotalı, buğday ekse zarar ediyor. Tarım ülkesiyiz, dışarıdan buğday, tütün alıyoruz. Bu gidişle şeker fabrikalarını çalıştırmak için pancar da ithal edersek şaşmamak gerek.
Allah mütevekkil çiftçimize, köylümüze sabır versin. Adalet ve Kalkınma partisi de çiftçime verdiği sözleri yerine getirme nasip etsin.



Kütahya Ekspres, 6 Mayıs 2003

Çavdarhisar’da iki dönem Belediye Başkanlığı yapan Mustafa Ertaş’tan açıklama:

Adalet ve Kalkınma Partisi vaatlerini ne çabuk unuttu?

Gazetemize bir açıklama yapan Çavdarhisar İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Ertaş, AKP iktidarının muhalefette iken ve seçim dönemlerinde meydanlarda verdiği sözleri ve vaatleri unuttuğunu söylüyor.
Mustafa Ertaş, açıklamasında şu konulara yer veriyor:

“AK Parti hükümeti seçimlerde vaat ettiklerini unutmuş görünüyor.
İktidar olduklarında yapacakları işlerin başında milletvekili dokunulmazlığının (kürsü dışında) kaldırılacağı vaadinde bulunmuşlardı. Sayın R. T. Erdoğan, Sayın Deniz Baykal’la birlikte televizyonlarda halka dokunulmazlığın kaldırılacağına dair söz vermişlerdi.
Anayasa değişikliği getirildi ama milletvekili dokunulmazlığı yok.
Yolsuzlukların hesabı sorulacaktı, bununla ilgili yaprak kıpırdamıyor.
Çalışanların ücretleri artırılacak, insanca yaşama kavuşturulacağı sözü vardı ses yok.
Nisan ayında yüzde yedi zam yapılacaktı, mayıs ayındayız zamla ilgili bir belirti olmadığı gibi, çalışan ve emekliden yüzde bir sağlık kesintisi yapıldı.
Vergiler düşürülecekti, EK VERGİLERLE halkın bir damarı daha kesildi.
Banka hortumcuları 22 milyar dolar götürdüler bu paranın ödetilmesi ile ilgili bir çalışma görülmüyor.
Hortumcular, yatları, uçakları, helikopterleri, yalıları ve malikanelerinde mutlu yaşamlarını sürdürüyorlar.
Halk hortumcuların yuttuğu 22 milyar lirayı ödemek için EK VERGİ ödüyor.
Çiftçiye gelir desteği için dönüm başına 8 litre mazot kullanımı hesabı ile yardım yapacağı duyumumuz var.
Çiftçiye 2002 yılından doğrudan gelir desteğinin 1.1 katrilyon liralık bölümü ve fındık üreticisinin yüz trilyon lira tutarındaki fiyat farkları halen ödenmemiş durumda.
Nüfusumuzun yüzde on üçü (yaklaşık dokuz milyon insan) fakirlik sınırı altında.
Hortumlanan 22 milyar doların tahsilatı yapılarak açlık sınırı (fakirlik) içinde yaşayan dokuz milyon vatandaşımızın karnının doyurulmasının sağlanmasına öncelik verilmeli.
Enkaz devraldık ne yapalım edebiyatı ile vakit geçirmeyelim.
İktidara talip olanlara, devletin ne durumda olduğunu ekonomik yapısını önceden bilen ve iktidar olduğunda ne yapacağını planlayan bir programa sahip olmalıdırlar.”



Kütahya Ekspres, 20 Eylül 2002

Acı reçeteli ilaçları içmeye devam edelim

Çavdarhisar İlçesinde 10 yıl görev yapan Mustafa Ertaş, gazetemize yaptığı açıklamada Kemal Derviş’in peşinde koştukça acı reçeteli ilaçları devam edeceğimizi söyledi.
Çavdarhisar İlçesinde 10 yıl görev yapan emekli eğitimci Mustafa Ertaş, son günlerin politik gelişmeleriyle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye 18 aydır; memuru, işçisi, emeklisi, köylüsü, esnafı, tüccarı ile Kemal Derviş’in ekonomik programı ile çıldıracak duruma gelmiştir.
631 sayılı kanun hükmünde kararname ile iyileştirme adı altında yapılan haksız zam gelir düzeyi yüksek olan memur ve emekli kişilerle, milletvekillerine yapılmıştır.
IMF bu şekilde zam önerdiği için mi diğer memurlara, emeklilere yardım yapılmadı?
Kemal Derviş; Devlet Bahçeli’yi, Mesut Yılmaz’ı zorlayarak etkisiz hale getirmeye çalışmış bakanlarını birer birer istifa ettirtmiştir.
Karşı çıkıldığında istifa tehdidi ile dördüncü ortak olarak hükümeti işlemez hale getirmiştir.
Milliyet yazarı Osman Ulagay’ın 02.09.2002 tarihinde Milliyet Gazetesinde Kemal Derviş’in icraatını on bir başlıkta anlatıyor.
1. ABD.nin ve IMF.nin ajanı olarak ülkeye sızmış ve ekonominin yönetiminin ele geçirmiş, Türkiye’yi tek başına idare etmiştir.
2. IMF tehdidini kullanarak Meclis’ten bir sürü kanun çıkartmıştır.
3. IMF.den para getirdim diye halkı kandırmış halbuki aslında IMF kredilerinin takipçilerini yapmış ve borcumuzu artırmıştır.
4. Devlet Bahçeli’yi zehir içirerek etkisiz hale getirmiş, istemediği bakanları hükümetten attırmıştır.
5. 5-IMF’nin talimatının harfiyen uyarak sanayide ve tarımda üretimi yasaklanmış Türkiye’yi en hızla yoksullaştırmıştır.
6. Faizleri yükseltmiş, borsayı düşürmüş.
7. Türk bankalarını batırmış, yabancılara peşkeş çekmek istemiş.
8. Ekonomiyi batırdıktan sonra acemi fil gibi siyaset vitrinine dalıp orayı da karıştırmış.
9. Bülent Ecevit’e ve İsmail Cem’e ihanet ederek dönekliğini kanıtlamış.
10. Solu birleştireceğim diyerek, daha da beter bölmüş.
11. Ve sonunda Atatürk’ün partisi CHP’yi de ele geçirerek altı okun yanına IMF okunu dikmiştir.
Yıllarca Türkiye’den uzak yaşamış bir kişinin Türk halkının ne durumda olduğunu sosyal yapısını elbette bilemez.
Ekonominin başına yeniden K. Derviş geçerse çekeceğimiz var.
Seçim anketleri yapılıyor. İki-üç partinin barajı geçeceği varsayımı yapılıyor.
Meydanlardaki alkışı aldanmamak. Beklenmeyen sürprizleri beklemek gerek.
Diğer partiler yanında Anavatan Partisi de baraj altında gösterilmektedir.
Sandık başına giden seçmenlere; geçmişte ANAP’ın yaptığı hizmetleri düşünerek oyunu ANAP’a vereceği kanısındayım.
Türkiye’nin çağ atlamasını sağlayan bir parti baraj altında kalmayı hak etmemiştir.
Kütahyalılar olarak diş hekimi Ahmet Erdoğan’ı mecliste görmek hakkımızdır. Temiz bir kişiliğe sahip olan Erdoğan Kütahya için çalışacaktır.
AKP’nin yükselişi göründüğü kadar olmayacaktır.
Bu partinin dünya görüşü ekonomik bakışı, sosyal ve eğitim anlayışı Türkiye gerçekleri ile örtüşmemektedir.
Halkımızın sağduyusu daima galip gelmiştir. Sonuçlar ne olursa olsun ülkemize, halkımıza hayırlı olsun.”



Kütahya Ekspres, 3 Kasım 2001

Bugünkü Krizi Yaratanlar Kurtarıcı Rolü Oynuyorlar

Mustafa ERTAŞ
Çavdarhisar Eski Belediye Başkanı ANAP İl Disiplin Kurulu Başkanı
Ülkenin içinde bulunduğu KRİZİ iki ayda çözmeye talip olanlar; kiriz çözmenin sihirli anahtarının ne olduğunu söylemiyorlar.
Bu kişiler başbakan olarak ülkeyi yönetmediler mi? Ülkenin ekonomisinin bu hale gelmesinde hiç mi payları yok?
İnsanlarımızı geçmişi unutan bir toplum olarak mı görüyorlar?
Bugünkü sıkıntıların hesabını parlamento da bulunan ve baraj aşamayarak parlamento dışında kalan (CHP) tüm partilerin sorumluluğu vardır...
Ekonominin çivisinin çıkışı 1991 seçimlerinden sonra hızla artmıştır.
1991 seçim konuşmalarında Sayın Demirel, onlar beş veriyorsa ben on vereceğim diye iktidara gelmiş, emekli yaşını 38 yaşa indirerek Emekli Sandığı, Bağ-Kur SSK’nu iflasa götürmüştür.
1991 yılına kadar her yıl fazla veren SSK geliri 1992 yılı 661 Milyon Dolar açık vermiştir. Bu açıkların yıllara göre seyrini izlersek 1993’te 978 Milyar, 1994’te 487 Mil. Dolar, 1995’te 1.295 Mil.Dolar, 1996’da 1.799 Mil.Dolar, 1997 de 2.225 Mil. Dolar, 1998’de 1.734 Mil. Dolar, 1999’da 2.646 Mil. Dolar, 2000’de 642 Mil. Dolar, görülüyor ki memleketin yönetimine azınlık hükümeti ile talip olan sayın Ecevit’ten borcunu ödemesi talebinde bulunanlar sosyal güvenlik kurumlarını ne hale teslim etmişler. Bu zihniyetle batırdıkları kurumları ülkeyi nereden nereye getirdiklerinin unutulduğunu mu sanıyorlar?
Sayın Çiller’in UDUDEM diye bir projesi (vaadi) vardı. Araba-Ev, vs. veriyordu. Bu vaatlerle oy alan sayın Çiller, 1994 yılında bir kriz yaratarak, enflasyonu yüzde 156’ya bir gecede yüzde 90 zam yüzde 30 devalüasyon, üç batık banka, yüzde 10 küçülme, yüzde 50 reel gelir kaybı, 600 bin fazla olan işsiz, 2 yıl krizden çıkmak için debelenme yaratmadı mı acaba? Bunları yapan kimdir? “Tencere dibin kara, seninki benden kara” bugünkü icraatı elbette beğenmiyoruz. İşsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, dar gelirlinin geçim derdi. Say sayabildiğin kadar. Kim memnun olur, böyle bir yönetimden.
Memleketi yönetmeye sahip olanlar geçmişte yaptıkları hataları görmezden gelmesinler.


Kütahya Ekspres, 28 Mart 2001

Mustafa Ertaş Soruyor:
Nereye Gidiyoruz?

Çavdarhisar ilçesi eski Belediye Başkam, emekli eğitimci Mustafa Ertaş, son ekonomik kriz üzerine gazetemize yaptığı açıklamada, Türkiye gündemine oturan ekonomik krizin bugünün ve halihazır koalisyon hükümetinin yarattığı bir sıkıntı olmadığını; bu krizin 1994'lerden bugünlere uzanan icraatların ürünü olduğunu; günümüz muhalefetinin sık sık tekrarladığı seçimin de bu krize çare olamayacağını; sıkıntıyı aşmak için faydalı olacağına inanılan formüller varsa, açık yürekle bunun kamuoyuna açıklanmasının vatanseverlik borcu olacağını vurguluyor.

Çavdarhisar Belediye Başkanı ve emekli eğitimci Mustafa Ertaş'ın gazetemize yaptığı açıklama şöyle:

“Türkiye'nin bir ekonomik kriz içinde olduğunu bilmeyen yok. Söz konusu kriz ne zaman başladı ve bugünlere geldi?
Bu sıkıntının sorumluluğunu bugünden Hükümete ve üç partiye çıkaranlar; 1991 yılından bugüne kadar iktidar olan siyasi partilerin enflasyonla mücadele ve ekonomi politikalarını gözden geçirmeleri gerekir.
ANAP'ın Tarım ürünlerine verdiği taban fiyatı, 1991 seçimlerine giderken az bulan zamanın, muhalefeti (DYP) “Onlar beş verirse ben on vereceğim” diyerek seçimlerde başlıca slogan yaptı. Sadece çiftçiye değil, memura, işçiye, emekliye, Bağ-Kur’luyu da iyileştirme vaadini yaptı.
Bu vaatler seçimi kazandırdı.
Sayın Demirel Hükümeti kurduğunda enflasyon (1991) %59.2 idi. Enflasyon durmadan yükseldi, Sayın Demirel Cumhurbaşkanı oldu.
T. Çiller Başbakan oldu. Ümitler bir ekonomi Prof. unun ekonomiyi dizginleyeceğini, plan ve programla iş yaparak enflasyonu düşüreceğini REFAH DEVLETİNİ yaratacağını ümit ediyorduk.
1994 yılına gelindiğine enflasyon yüzde 149.6 oldu. Büyük bir devalüasyon yapıldı. Üç gün önce Merkez Bankası ucuz dolar sattı. Üç gün sonra devalüasyon yaparak bir takım kişiler zengin edildi. Muhalefette olan partiler hiç Hükümet olmamış gibi, hükümet olduklarında güllük-gülistanlık bir Türkiye bırakmışlar gibi, bugünkü Hükümete de¬mediklerini bırakmıyorlar.
Seçime de seçim diyorlar. Bu ortamda, seçim yapılır mı?
Seçime gidip, ülkeyi temelli çıkmaz bir ekonominin, enflasyonun batağına mı sokmak istiyorlar, insanın şaşası geliyor.
Çare bilen, fikirlerini nasıl bir program uygulamak gerektiğini halka anlatır. Hükümette makul olanı dinlemek zorundadır.
Bu memleket hepimizin. Sıkıntıları aşmak için varsa çare, biliyorsanız, o sihirli değneğin nerede olduğunu, ulusça kucaklayalım.
Banka batıranlara göz yuman mevcut hükümet olmadı. Bugünün muhalefeti iktidar olduğu zaman da bankalar battı.
Olayları tahlil ederken at gözlüğü ile bakmamak gerek. Geçmişte yapılanlar unutuldu mu sanılıyor.
Büyük bir sıkıntı içindeyiz. Dar gelirli temelli fakirleşti. İşsizlik çiğ gibi büyüdü.
Her kesim ağlıyor. Bütün bunlara rağmen SEÇİM ÇARE DEĞİL.
Hükümet edenler, sıkıntıları elbette biliyor.
Halkımızı bu sıkıntılardan kurtarmak için zaman talep ettiler.
O.süreyi bekleyip görelim bakalım. Kolay değil bu yükün altından kalkmak ama, zorun üstesinden elbirliği ile geleceğiz ve sıkıntıları aşacağız ümidindeyim.

Kütahya Ekspres, 3 Haziran 2000

Bir kilo buğdaya bir bardak çay

Çavdarhisar’da 18 Nisan’dan önce 10 yıl süreyle Belediye Başkanlığı yapan, eğitim kökenli Mustafa Ertaş, çiftçinin sattığı ürünlerin devlet tarafından gereğince desteklenmediğini, buğday, pancar ve diğer ürünlere taban fiyatı verirken, girdilerin yeterince hesaplanmadığını iddia ediyor ve bir bardak çay fiyatının bir kilo buğdaya eşit olduğu bir tarım politikasında, yakın zaman¬da kendine yeten tarım ülkesi olmaktan çıkacağımızı belirtiyor.
Hükümetin uyguladığı 36 aylık istikrar programının öngördüğü koşulların faturanın çiftçilerimize ve dar gelirli işçi, memur ve emekli insanlarımıza kesildiğini iddia eden Mustafa Ertaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Türkiye nüfusunun %45’i köylerde yaşıyor. Köylü deyince çiftçilik olduğuna göre ürettiği de tahıl ve benzerleri.
Hayvancılık 15 yıldan bu yana çok geriledi. Hayvancılık güneydoğu halkımızın geçim kaynağı idi. Terör belası onu da yok etti.
İthalat et yemeye başladık. Et ürünlerinde fiyatlar fakir halkın alım gücüne imkan verecek değil.
Köylünün ürettiği geçim kaynağı olan buğday fiyatları henüz tespit edilmedi ama Tarım Bakanımızın Türk sanayicileri ve işadamları Derneğinin toplantısında yaptığı konuşmada hububat destekleme alım fiyatlarının yüzde 28’lik bir artışla buğdayın 102 bin lira olacağını ifade etti.
Serbest piyasada bugün buğday 100 bin liradır. Bu ölçüler içinde çiftçi bunalıma itiliyor. Girdilerinden dolayı borç içinde olan çiftçimiz, yaptığı masrafı alamadığı gibi bir daha borçlanacaktır.
İnsaf edelim BİR BARDAK ÇAYA, BİR KİLO BUĞDAY.
Hükümetin 36 aylık istikrar programının öngördüğü koşulların faturası çiftçimize ve dar gelirli memur, işçi, emekli insanlarımıza kesiliyor.
IMF ne derse o uygulanıyor. Uygulanacak da.
Uygulanmadığı takdirde krediler kesilecek, enflasyon yeniden yükselecek. İyi güzel de bu sıkıntılar sadece belli kesimin belini büküyor.
Vergi kaçıranların üzerine durmadan gidilmeli. Vergilerin tahsilinde müsamaha yapılmamalı.
Çiftçinin, tarımla uğraşanın desteklenmesinin sadece, ekonomik yönü değil sosyal yönünde düşürülmeli ve önemle üzerinde durulmalı.
Bilindiği gibi Türkiye’de buğday fiyatları dünya fiyatlarının üzerindedir.
Dünya fiyatlarının üzerinde diğer destekleme durdurulamaz. Bu insanların buğdayı maliyetin altında satılırsa 45 milyon insanın yaşamını, hayatını yok ediyoruz demektir.
Göreceksiniz, gelecek yıl tarlalar boş kalacaktır. Köylü ektiğinin karşılığını almadığı için ekmeyecektir.
Hayvancılık yok olduğu gibi hububat da yok olacaktır.
Bunun sonucu işsizliğe, bunalımla ve sosyal patlamalara neden olacaktır. Umuyoruz ki, hükümet bu konularda dikkat ve bilinçli bir yaklaşımla en güzel çözümü üretir.”


Kütahya Ekspres, 1 Aralık 1999

2000 yılı bütçesinde çalışanlara ve emeklilere ayrılan %15’lik zamma tepkiler devam ediyor

Meclis, Fedakarlığı Memur, İşçi, Emekli ve Dar Gelirliden Bekliyor; Ancak Kendi İçini Görmüyor

57. Hükümet tarafından hazırlanan 2000 Yılı bütçesinde çalışanlara ve emeklilerin ilk altı aylık maaş zammı için %15, ikinci altı aylık zammı %10’da tutması, enflasyonun hükümetçe öngörülen %25’in çok üzerinde olduğu bir dönemde gülünç bir rakam olacağı söyleniyor ve fedakarlığın önce TBMM üyelerinden beklenmesi gerektiği iddia ediliyor.
Kasım Girgin /Ekspres
Eğitimci ve Çavdarhisar Eski Belediye Başkanı Mustafa Ertaş gazetemize yaptığı açıklamada, hükümetin enflasyonu artırır gerekçesiyle ve İMF’ye verilen söz doğrultusunda çalışanlara ve emekliye 2000 yılının ilk yarısı için düşündüğü %15’lik maaş zammının gülünçlüğünü iddia ediyor ve fedakarlığın sadece çalışandan ve emekliden beklenmemesi; bu özveriye milletvekillerinin de ortak olması gerektiği üzerinde duruyor. Mustafa Ertaş’ın açıklaması şöyle:

“T.B.M. Meclisi Fedakarlığı Memur, işçi, emekli ve dar gelirliden bekliyor kendi içini görmüyor.
Bugünlerde 2000 yılı bütçesi konuşuluyor. Hükümet bütçe açığından, enflasyonun yüksek olmasından dolayı çalışanlara %15 zammın üstüne çıkamayacağını savunuyor.
Muhalefet çalışanlara verilecek zammı az buluyor vergilerin gereksiz olduğunu iddia ediyor.
Adettendir, muhalefette savunduğunu iktidar olunca yerine getirmezler. Bugünkü muhalefet daha önceki dönemde iktidardı. Konuşan muhalefet, milletvekilleri ödeneklerinin ve yolluklarının bir aylığını deprem felaketine uğrayan vatandaşlarımıza bağışlamayı akıllarına gelmiyor mu?
Meclise bir önerge verip bizim de bir katkımız olsun diye karar alamazlar mı?
Sadece felaketin korkunçluğundan söz ediyor. Ah vah deyip siyasal prim peşinde koşuyorlar.
Hükümet bütçeden çalışanlara vermeyi çok gördüğü üç kuruş zamma bütçe açığını artırırız bahanesini bulurken, lüks MERCEDES araba alımında bonkör davranıyor. Yerli araba binmeyi tercih eden Başbakanımız; 30 kusur Mercedes arabanın bütçedeki payını görmüyor mu?
Tasarruf yapılacaksa önce T.B.M. Meclisinde başlamalı. Beş yüz elli milletvekilinin 550 danışmanı var. Bu danışmanlar ne yaparlar acaba? Fikir, proje üretip milletvekillerine yardım mı ederler? Hayır! Bunlar vekillerimizin özel işlerinin takibini yaparlar. Danışmanlık kaldırılmalıdır.
Her milletvekilinin ayrıca bir sekreteri var. Acaba iki üç milletvekiline bir sekreter idare edemez mi?
Hükümet vergi üstüne vergi getireceğine, alacaklarını toplasa herhalde yeni vergiye gerek kalmayacak.
Örneğin cep telefon şirketlerinden 150 milyar dolar KDV alınmadığını unutulduğunu gazeteler yazıyor. Az para mı? Bankaların içini hortumlayanların mal varlıkları, yaşamları incelenip, yakınları dahil mallarına el konuyor mu?
Yeni vergilerle bütçe açığı kapatılacak ve enflasyonun düşmesi sağlanacakmış.
Akaryakıttan alınan %300 vergi %500 olunca halk deyimi ile iğneden ipliğe zam gelecek. Artan fiyatlar dar gelirlinin kamburuna bir kambur daha yükleyecek.
Ücretlinin geçim sıkıntısını göremeyen siyasiler, seçimlerin bir daha olacağını da mı göremiyorlar?
Enflasyonu düşüreceğiz diye orta direği ezmenin faturasının bedeli enflasyondan çok daha pahalı olacaktır.
Köylüde mağdur ediliyor. Sübvansiyonlar kaldırılıyor. IMF böyle istiyor.
Mağdur olmayan kim var. Köylü, memur, işçi, dar gelirli küçük esnaf, emekli sıksın bakalım kemerleri bu vergilerle mağdur olmayan bir kesim var;
Bu kesim T.B.M. Meclisi üyeleri %15 zam olursa onlar için aylık 600 milyon demek, onlara yeter Lojman hazır, danışman işleri görür, sekreter telefonu bağlar. Telefon ücreti devletten.”

Mustafa ERTAŞ
1929 yılında Kütahya-Çavdarhisar’da doğdu.

İlköğrenimini tamamladıktan sonra 1945 yılında Balıkesir-Savaştepe Köy Enstitüsüne kaydolarak 1949 yılında pekiyi derece ile mezun oldu.

1950 yılında Öğretmen Emine MUT ile evlendi. Üç çocukları: Aynur, Ayla, K. R. Evren oldu. Hepsi de üniversite bitirdi.

Kütahya köylerinde beş yıl görevden sonra; Tavşanlı merkezine atandı. Tavşanlı Öğretmenler Derneği’ni kurdu. 1962 yılına kadar Başkanlığını yaptı.

1962 yılında Kütahya Merkez 19 Mayıs İlkokulu Müdürlüğüne atandı.
Kütahya Öğretmenler Derneği Başkanlığı’nı beş yıl yürüttü ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) Kurucu üyesi, Kütahya Sendika Başkanlığı, TÖS Bölge Temsilciliği Sorumlusu görevlerinde bulundu.
Bu süre içinde Kütahya için bir ilk olan 60 ortaklı Yapı Kooperatifi kurdu. Arsa satın alınarak, her ortak meskenini yaptı.

1968 yılında İstanbul’a atandı. İstanbul’da Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. Daha sonra İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü Daire Müdürü ve Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı yaptı.

1976 yılında emekli oldu. Aynı yıl Borusan Holding A.Ş.’de göreve başlayarak, 12 yıl İdare Amiri olarak görev yaptı.

1989 yılında çağrı üzerine Kütahya-Çavdarhisar Belediye Başkanlığı seçimlerine girerek seçimi kazandı ve iki dönem (1989-1999) Başkanlık yaptı.

1990 yılında Çavdarhisar’ın ilçe olmasını sağladı.
Alt ve üstyapısı olmayan ilçenin imarını tamamladı: Fosseptik çukurundan kanalizasyona geçildi. İçme suyu kuyusu (iki adet) açıldı ve isale hatları tamamen yenilendi. Stabilize olan bütün yolları beton parke ile tamamladı.
Döneminde; DSİ’den ve Deprem İcra Kurulu’ndan 700.000 m2 arsa alarak, bu arsaları imara açmıştır. Bir bölümünde İlçe Sanayi Bölgesi inşa edilmiştir. Kalanı imarlı konutların inşasında değerlendirmiştir.

İlçede ayrıca 2 adet İş Merkezi, 63 dükkân, 27 adet kaloriferli lojman, Osmanlı tipi hamam, Belediye’ye ait Misafirhane, Düğün salonu, Halk Kütüphanesi (İki bine yakın kitaplarını bağışlayarak) yapılmıştır.
Belediye’ye ait Makine ve Araç Parkı yapılmış, İtfaiye Birimi oluşturulmuştur. İlçe stadyumuna seyirci tribünleri yapılmış, Orman Bölge Şefliği kurulmuştur.

Cumhuriyetin 75. Yılı Parkı inşa edilerek, park içinde ATLI ATATÜRK Heykeli dikilmiştir.

Görevi süresinde; Çavdarhisar Hastanesi, Postane, İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı binaları yapıldı. Çavdarhisar Lisesi’nin açılmasını sağladı.
Halkın isteğine rağmen 1999 Yerel seçimine katılmamıştır.

Çavdarhisar’ı tanıtmak için “Kütahya-Çavdarhisar Aizanoi Antik Kenti” adlı kitabını yayınlamıştır (Mayıs 2010).

Yaşamı boyunca Çavdarhisar ve halkının ilerlemesi için uğraş vermiş ve vermeye devam etmektedir.

1 yorum:

  1. Günaydın Sevgili kardeşlerim İslam, biz are güvenilir mali şirket, saygın, meşru ve kredite kredi şirketi. Biz Müslümanlar için borç para ve % 3 faiz oranıyla mali yardıma muhtaç insanlara layık güveniyorum. Kötü kredi veya faturaları ödemek için paraya ihtiyacı olan var mı? ya da bir iş kredi ihtiyacı? Kredi sunmak için memnuniyet duyarız gibi yararlanıcı güvenilir yardımcı bilgilendirmek için bu orta götürmeme izin ver.Yazınız ile bilgi aşağıda. Yanıt sonra bir kredi başvuru formu doldurmak için gönderilir. (Orada hiçbir kredi kontrolü, % 100 Garantili!) Umarım bana hizmet etmek izin verir. İçtenlikle.

    İletişim Adresi:
    WhatsApp: +15184181390
    E-posta adresi:
    creditfinancierhome@gmail.com

    YanıtlaSil